• Yalancının mumu müfettiş raporuna kadar yanarmış!
  • ABD Başkanı Trump’ın istediği papaz Büyükada Splendid Palas’daki CIA toplantısında!
  • Adalar Belediyesine soruyoruz belgelerden “Hangisi gerçek”
  • FETÖ Belediyeler İmamı Erkan KARAARSLAN’ın Adalar Belediyesi’ndeki İşbirlikçileri!
  • Yassıada için skandal iddialar!

logo

11 Haziran 2017

Başbakan Yıldırım: “Hep birlikte teröre karşı ortak mücadele şarttır”

Başbakan Binali Yıldırım, Dolmabahçe Başbakanlık Ofisi’nde iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldiği iftar programındaki konuşmasında “Hep birlikte teröre karşı ortak mücadele şarttır” dedi.

Başbakan Yıldırım: "Hep birlikte teröre karşı ortak mücadele şarttır"

Terörün dün yine kanlı yüzünü gösterdiğini söyleyen Yıldırım, “Şırnak’ta Jandarma Tabur Komutanlığı Üs Bölgesi’ne canlı bomba saldırısı sonucu iki kahraman Mehmetçiğimiz şehit oldu, 3 askerimiz yaralandı. Şehit askerlerimize Allah’tan rahmet, aile ve yakınlarına başsağlığı, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyorum. Van’da, Diyarbakır’da terör güvenlik güçlerimize saldırdı. Batman’da ise jandarma karakoluna ve içlerinde sivillerin bulunduğu bir araca saldırı gerçekleştirildi. O saldırıda bir başka araçta bulunan gencecik bir müzik öğretmenimiz Şenay Aybüke Yalçın da şehit oldu. 8 ay önce öğretmen olmanın mutluluğunu yaşayan, 22 yaşında hayatının baharında şehit olan genç kızımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Hiçbir kutsalı olmayan alçak terör örgütü, okullarda karne sevinci yaşandığı bir günde, böyle mübarek bir ayda, ellerini kana bulamaktan çekinmedi. Terör hepimizin ortak düşmanı. Bütün insanlığın ortak düşmanıdır. Hep birlikte teröre karşı ortak mücadele şarttır.” diye konuştu.

 

Yıldırım, son birkaç haftada Bağdat, Kabil, Filipinler, Londra ve İran’da peş peşe terör saldırıları yaşandığını ve çok sayıda insanın hayatını kaybettiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Terörden güvenli olan hiçbir ülke yoktur. İstanbul ne kadar güvenliyse Londra da o kadar güvendedir, Ankara ne kadar güvendeyse, Paris de o kadar güvendedir, Bağdat ne kadar güvendeyse Berlin de aynı şekilde güvendedir. Farklı ülkelerde, farklı isim ve örgütlerle ortaya çıksalar da terörün yaptığı iş aynı; vahşet, insanları sindirmek, insanları öldürmek ve böylece adeta insanlığın geleceğini karartmak. Terörle mücadelede ikircikli bir tutumu artık dünyanın terk etmesi lazım. Senin terör örgütün kötü, benim terör örgütüm iyi gibi mülahazalarla terörle mücadelede başarılı olunamaz. Özellikle son yıllarda İslam karşıtlığı, gelişmiş ülkelerde moda oldu. Adeta terörü İslam’la anmak suretiyle terörün kaynağının Müslüman ülkelerden ve Müslümanlardan olduğu şeklinde bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Bunun terörle mücadelede hiçbir faydası olmadığı gibi gelecek yıllarda medeniyetlerarası, kültürlerarası uzlaşmaya ve birleşmeye de çok ciddi zararları olacaktır. O yüzden bütün mücadelemizde şu prensibi göz önünde bulundurmamız lazım; insanı yaşatmak cihanı yaşatmaktır.”

 

Terörün dini, mezhebi, imanı, etnik kimliği olmadığını, terörün her yerde kötü olduğunu belirten Yıldırım, “Londra’da, Halep’te, Pakistan’da katledilen masumları kendi vatandaşlarımızdan asla ayrı görmedik, göremeyiz.” diye konuştu.

 

“ONLARA DA EL AMAN VERDİRMİYORUZ”
Başbakan Binali Yıldırım, Fırat Kalkanı Harekatı’yla 2 bin 200 kilometrekarelik alandan DEAŞ’ın temizlendiğini ve 100 bin mültecinin bölgede tekrar yerleşmesinin sağlandığını anlatırken, “Oraya huzur geldi. Artık oradan roketler, füzeler, Kilis’e, Gaziantep’e gelmiyor, oradaki insanımızın can ve mal güvenliğini tehdit etmiyor.” diye konuştu.

 

Türkiye’nin terörle gerçek anlamda mücadele ettiğini, “mücadele ediyormuş gibi” yapmadığını anlatan Yıldırım, dünyada 3 terör örgütüyle mücadele veren başka bir ülke bulunmadığını kaydetti.

 

Yıldırım, Sincar ve kuzey Suriye’de PKK’nın “kuzenleri”nin türediğini belirterek, “YPG, PYD gibi değişik isimlerde ama aynı aileden terör örgütleri, şimdi orada başımızı ağrıtmaya çalışıyor. Onlara da el aman verdirmiyoruz, verdirmeyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

 

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde 1 yıla yakın süredir başlatılan terörle proaktif mücadelenin, önemli sonuçlar verdiğini dile getiren Yıldırım, şunları anlattı:
“Daha önce terör örgütleriyle mücadele, savunma esasına göre yapılıyordu. Geçtiğimiz ağustos ayından beri bunu terk ettik, taarruz esasına göre mücadeleye geçtik. Yani ‘Bana değmiyorlarsa, biz de onlara değmeyelim’ anlayışıyla değil, bulundukları yerde gereğini yapıp, ülkenin her karış toprağını terörden temizlenmiş olarak vatandaşlarımızın rahatça seyahat edeceği, yaşayacağı, iş güç yapacağı yerler haline getirmek. Bu, önemli ölçüde terörde inisiyatifin elimize geçmesini sağladı. Şu anda yurdun her köşesinde, her noktasında askerimiz, polisimiz, jandarmamız, korucumuz, gece-gündüz demeden yıllarca yuvalandıkları o mağaralarını ele geçiriyorlar, oradaki silahları alıyorlar ve o bölgeleri güvenli hale getiriyorlar. Güney sınırımız boyunca bir terör koridoru oluşturma gayretleri var, gerek Irak gerekse Suriye tarafında. Buna katiyen izin vermeyeceğiz. Bunun için bir yandan sınır güvenliğimizi öngören fiziki tedbirleri alırken, diğer yandan da sınır ötesi girişimleri sona erdirmek için sürekli havadan, karadan gerekli müdahaleleri yapıyoruz. Şu anda Suriye ve Irak sınırımızdaki yaklaşık bin 350 kilometrelik sınır hattının yüzde 70’ini fiziki olarak emniyet altına aldık, diğer yüzde 30’u için de çalışmalar devam ediyor.”

 

Yıldırım, bölgedeki sorunların sona ermesi için gayret gösterirken, yeni bir sorun alanıyla karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

 

Katar’a yönelik başlatılan yaptırım kararının doğru olmadığını daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükumetlerinin açık bir şekilde dile getirdiğini belirten Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Körfez ülkelerinde yaşanan bu kriz, ümit ediyoruz ki en kısa sürede diyalog suretiyle, istişare suretiyle sona erer. Her zaman bir şey söylüyoruz, coğrafya kaderdir. Coğrafyayı biz seçmiyoruz ama o coğrafyada komşularımızla beraber kardeşlik içinde, barış hukukuyla yaşamak mecburiyetimiz var. Kaderimize, kardeşlik bağımıza uygun olarak devam etmemiz gerekir. Bölgenin daha fazla karışmaması, gerilimin yükselmemesi için fırsat kollayanların umutlarını boşa çıkarmalıyız. Suriye, Irak, Yemen, Libya gibi ülkelerde sıkıntılar halihazırda devam ediyor. Bu problemin daha da genişleyerek Körfez’e sıçraması bölgemiz açısından hiçbirimizin arzu etmediği yeni bir durumu meydana getirecektir. Bu bakımdan krizin derinleşmemesi için Türkiye olarak, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere çok ciddi bir mesai harcıyoruz. Bütün bölge ülkelerinin liderleriyle ve diplomatik alanda muhataplarımızla görüşmeler yapıyoruz ve tarafları sükunete davet ediyoruz. Mübarek ayda, yine Müslüman ülkelerin kendi aralarında böyle bir çatışmaya girmemeleri için azami gayreti gösteriyoruz. Tabii burada oluşabilecek yeni bir sorun alanı sadece bölgeyle sınırlı kalmaz. Bölgenin jeostratejik özelliği bakımından bu sorunun küresel bir soruna dönüşme riski çok fazladır. O bakımdan bütün tarafların sorumlu davranması lazım ve krizin tırmanması yönünde değil, tansiyonun düşürülmesi yönünde katkı sağlaması gerekir.”
Güven ve istikrarın ne anlama geldiğini en iyi iş dünyası temsilcilerinin bileceğini ifade eden Yıldırım, şöyle devam etti:

 

“Küresel, bölgesel krizlere karşı ekonominin ne kadar hassas olduğunu en iyi bilen sizlersiniz. Ülkemizde bir 15 Temmuz hadisesi yaşadık. Bu Cumhuriyet tarihimizin belki de en ağır bir kalkışmasıydı, bir terör hareketiydi ve 15 Temmuz olmasına rağmen ekonomimizin temelleri sağlam olduğu için ne oldu? Cuma günü darbe girişimi oldu, Allah’a şükür pazartesi Türkiye’de hayat çökecek, bankalar açılmayacak, finansal işlemler yapılmayacak, adeta ekonomik hayat duracak… Bu öngörüler vardı, ama ne oldu? Bunların hiçbirisi olmadı, bütün iş alemimiz normal yaşamına dönerken aynı zamanda da 29 gün boyunca meydanları terk etmedi ve demokrasi nöbetlerini tutmaya devam etti. Gündüz işini yaptı, gece de ülke bekçiliğine devam etti. Piyasalar tıkır tıkır çalışmaya başladı. Ülkemizi dimdik ayakta tutarak terör örgütlerinin bütün girişimlerini boşa çıkardık. Bugün geldiğimiz bu noktada sizlerin emeği çok büyük. Bunu bu vesileyle ifade etmek isterim. O gün, siz herhangi bir çağrı gelmeden piyasalarda bir bozulma olmasın diye bir hafta içinde 11 milyar doları sisteme dahil ettiniz ve piyasalar bu terör girişiminin, bu olağanüstü durumun def edilmesini kısa sürede sağladınız. Bu vesileyle ülkem ve millet adına sizlere, iş alemimize bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.”

 

Her geçen gün iş dünyasının hayatını kolaylaştıracak uygulamaları bir bir hayata geçirdiklerini kaydeden Yıldırım, şöyle dedi:
“Piyasaları canlandırmak için geçtiğimiz temmuzdan itibaren bir süreç yaşadık. Üçüncü çeyrekte küçüldü Türkiye. Bu gayet doğal. Büyük bir darbe yaşamışız. Üstelik de Amerika seçimleri yaklaşmış, bir belirsizlik var, kasıma kadar bu devam etti. Kasımda zirve yaptı -hatırlayın-, gelişmekte olan ülkelerin para birimleri süratle değer kaybetmeye başladı ve bunun arkasında iş alemi kısa süreli bir tedirginlik yaşadı. Çünkü döviz esasında borçlanmaları çok fazlaydı, bunların kur hareketliliğinden kaynaklanan riskleri mutlaka bir şekilde karşılanmalıydı. Bunun üzerine 8 Aralık’ta hükümetimiz çok kapsamlı bir tedbir paketi açıkladı. Açıklanan bu tedbir paketinde birçok unsur vardı. Bir yandan yurt içindeki devlete olan yükümlülükler bir kısmı ertelendi, bir kısmında yeniden yapılandırmalar getirildi. Bir kısmında dövizden Türk lirasına geçiş sağlandı fakat bunları da yeterli görmedik, bir adım daha attık, dedik ki ‘piyasaların bu kriz havasından süratle çıkması lazım.’ Bunun için KOBİ’lere, büyük işletmelere hareketlilik getirecek, nakit sıkışıklığını ortadan kaldıracak ve uzun vadeli planlarını devam ettirecek tedbirler aldık. KOBİ’lere can suyu niteliğinde belirli kamu bankalarının ve diğer bankaların katılımıyla bir kredi hacmi oluşturduk. Bununla yetinmedik, bütün işletmelerimizi kapsayan 250 milyar lira büyüklüğünde bir kredi havuzu oluşturduk. Burada da Kredi Garanti Fonu’nu devreye soktuk. Bu şekilde Kredi Garanti Fonu’nun devreye girmesiyle bugüne kadar 180 milyarlık bir kredi işletmelerimize kullandırıldı. Rakam her gün değişiyor. Bu ne demektir? Eğer bu ödenmemiş olsaydı bankalar böyle bir imkanı, işletmelere tanımamış olsaydı bu sefer ne olacaktı? Temerrüte düşeceklerdi, borçlarını ödeyemeyeceklerdi. Borçlarını ödeyemedikleri için bankalar üzerine gelecekti ve dolayısıyla işleriniz bozulacaktı. İşler bozulunca kim kaybediyor? Siz kaybediyorsunuz ama memleket daha çok şey kaybediyor.”

 

Yıldırım, ekonomideki olası sıkıntının işveren ve işçiyi etkilediğini söyledi.
“Bu durumlarda piyasalarınızı kaybedeceksiniz, Türkiye’de üretim ve milli gelir düşecek, moraller bozulacak. İşte bunu anında görüp müdahale edildi. Allah’a şükür şimdi tıkır tıkır herkes işine, gücüne bakıyor.” diyen Yıldırım, borçların yeniden yapılandırıldığını, nakit ihtiyacının karşılandığını, böylece bu moral bozukluğu, belirsizlik ve karamsarlık ortamının yok olduğunu, bunun işin bir boyutu olduğunu ifade etti.

 

İşin diğer boyutunun ise 120 milyarlık geçmiş yıllara sarih devlete olan iş aleminin yükümlülüğü olduğunu dile getiren Yıldırım, şöyle konuştu:
“O da yerine gelmemiş. Ne var bunda? Vergi borcu, sosyal güvenlik primi, muhtasar ödemeleri var. Bütün bunları yeniden yapılandırdık. 10 milyon mükellefi, bu taahhütlerini gelecek 36 içinde ödemesi için bir imkan sağladık. Onun toplam tutarı 120 milyar lira. Bir başka konu, 2017’nin ilk 3 ayının SSK, muhtasar ödemelerini yılın son 3 ayına erteledik. Bir başka konu, asgari ücret 1400 liranın üzerine çıktı biliyorsunuz. Onun, bir öncekiyle yeni asgari ücret arasındaki farkından doğan ödemelerin bir kısmını da biz devlet olarak üstlendik. Bu da iş hayatının bir yükünü alma namında önemli bir katkıdır.”

 

İŞLETMELERE VERİLEN DESTEKLER
Küçük ve orta ölçekli işletmelere de önemli katkılar yaptıklarını dile getiren Yıldırım, şöyle devam etti:
“Bu da nedir? KOSGEB Kredisi. Bugüne kadar zannediyorum orada da 260 bin civarında, 460 bin mükelleften 260 bin civarında fiilen kullandılar. Bu kredi 20 binden 50 bine kadar 3 yıl vadeli, faiz sıfır. Bir yılı da ödeme yok. Böylece küçük işletme, tuhafiyeci, berber, bakkal, küçük işletmelere de bir rahatlatma getirdik. Bu da gayet güzel. Bendevi Palandöken’in de keyfi yerinde. Bütün bu KOSGEB, KGF teminatlı krediler, nefes kredisi vesaire hepsinin şu ana kadar piyasaya verdiğimiz para miktarı 200 milyar lira. Altı ay içinde 200 milyar lira sektöre para aktardık. Niye? İşsizlik olmasın, üretim devam etsin, ihracat artsın, ekonomimiz hiçbir olumsuzluk yaşamasın diye. O bakımdan, şimdi diyeceksiniz ki ‘Bu kadar parayı verdiniz de bankaların hali ne olacak?’ Siz bankaları düşünmeyin. Bankaların her zaman tuzu kurudur. Bankaların karları artıyor. Ama şimdi burası dost meclisi bir aile. Her şeyi güzel konuşalım. Paraları verdik, sizlerin sorunu çözüldü. Bankaların da yeni nakde ihtiyaçları var. Yeni nakdi nasıl sağlayacaklar? Ya mevduat faizlerini artıracaklar yahut da dışarıdan kaynak bulacaklar. İlave kaynak bulacaklar. Bu, attığımız birinci adımdı. İkinci adımda mevduat faizlerinin artmasını istemiyoruz. Neden? Çünkü mevduat faizi artarsa, kredi faizi artıyor. Kredi faizi bir noktanın üzerine çıkarsa artık onun fizibilitesi kayboluyor. Yani yüzde 15, 16’dan para alacaksınız da onu nasıl işletmeye döndüreceksiniz? Buradan nasıl kar edeceksiniz? Bu çok ağır bir yükümlülük. Onun için şimdi izlemeye devam edin.”

 

Yıldırım, ikinci adımlarının maliyetleri aşağı çekecek sürdürülebilir bir finansal yapıyı oluşturmak olduğunu dile getirerek, bu konu hakkındaki detayları önümüzdeki günlerde açıklayacağını söyledi.
Kendi doğal şartlarında işlerin yoluna gireceğini aktaran Yıldırım, paradan ticaret yapma anlayışıyla değil, parayla üretim yapma, istihdam oluşturma, ticareti artırma, refahı büyütme ve refahın adil paylaşımını sağlamanın bundan sonraki hedefleri olduğunu vurguladı.

 

Yıldırım, bunun için büyümenin branşlarını ve dökümünü oluşturan inşaat, sanayi, tarım, turizm, ihracat gibi kalemlerin arasındaki dengenin kurulması gerektiğine dikkati çekerek, “Sadece bir sektöre dayalı büyüme risklidir. Bunlarla ilgili de tedbirlerimizi alıyoruz. Az önce anlattığım gibi tedbirleri ortaya nasıl koyduysak burada da aynı şeyi yapacağız. Bunun için elimizde araçlar var. Ne yapacağımızı biliyoruz. Siz önünüze bakın. Hız kesmeden devam edin. Yolda hız felakettir, ekonomide hız berekettir. Yollar güzel. Yollarda kurallara uyalım. Hız sınırlarını geçmeyelim. Ama ekonomide sınırlama yok. Bas, basabildiğin kadar. 2016 sonundan bu yana… 2016’nın sonunda başladı, 2017’de ihracat artmaya devam ediyor. Bu senenin hedefi 153 milyar dolardı. Bunu geçecek miyiz? Hadi şunu 160 diyelim de düz olsun. 160 milyar dolar ama yani ticaretimiz, ihracatımızın rakamının büyümesi önemli. O rakamdan elde ne kalıyor ona da bakmamız lazım. Aldık sattık, hesaba baktık el elde baş başta. Bu olmaz. Geçen sene ihracatımız büyümeye eksi katkı sağladı. Tarım eksi katkı sağladı. Bu sene ikisinden de artı katkı bekliyoruz. 4,2 büyüme hedefimiz var. Biz bunun üzerine çıkacağız. Başka yolu yok. En az 5.”
Gelişmiş ülkelerin bu tür teşvikler uyguladığını anlatan Yıldırım, Kore’yi, İsveç’i, Norveç’i ve diğer Avrupa ülkelerini örnek verdi.

 

Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti:
“Önce devlet tüm gücüyle seçilen alanlarda desteği vermiş, arkasında o bir noktada gelince o desteğe ihtiyaç kalmamış çünkü artık onun piyasası ülke sınırlarını aşmış, dünyanın her tarafında sözü geçer hale gelmiş. Tıpkı THY gibi. THY, ben göreve başladığımda zarar eden, dışarıda 60 ülkeye uçuş yapabilen, 55 uçağı olan, ne içeride ne dışarıda beklenen faydayı sağlamayan 50 yıllık bir kuruluş. ‘Bu böyle yürümez.’ dedim. Niye? Çünkü Çin’e resmi ziyarete gittim. Döneceğiz, ‘Uçak arızalı, gidemiyoruz.’ dediler. ‘Niye yapamıyorsunuz? Çin’de yok mu bunun parçası?’ diye sordum. ‘Var da biz alamayız. Genel müdürlüğe yazacağız, genel müdürlük ihale açacak, teklifler alacak, parça gelecek, alınacak, buraya gelecek.’ dediler. Bir başka uçak geldi, biz onunla geldik. Bunun ölçek ekonomisiyle alakası var mı? Ama devlet kısıtlamaları, mevzuatı kıskıvrak bağlamış. ‘Bununla bir yere varamayız.’ dedim. Devresi gün geldim ‘Sayın Başbakanım biz burayı mutlaka devletin kısıtlamalarından çıkarmamız lazım.’ dedim. O günkü yöneticiler telaşlandılar, koşa koşa Başbakanımıza geldiler, ‘Efendim bu bakan bizi batırmayı kafaya koymuş.’ ‘Bunlar ne diyor Binali?’ dedi. ‘Onlar, rahatlarını bozmak istemiyorlar. Bir şey yapmazsak zaten batıyorlar, ama bir şey yaparsak tekrar yaşama şansları olacak.’ dedim. Yüzde 51’ini halka arz ettik. Birine verdiler demesinler diye vatandaşa verdik. Ne oldu ondan sonra? Bugün 280 noktaya uçan, sadece Afrika’ya 40’tan fazla noktaya uçan bir havayolu şirketiyiz, yurt içindeki yolcu sayımız 24 milyondu, şu anda 90 milyonu geçti. Başka şirketler de yapsın dedik. THY pazarın payının yüzde 99’unu alıyordu, taşıdığı yolcu sayısı 8 milyondu, şimdi yüzde 49 veya yüzde 50’si; toplam sayı iç-dış 32 milyondu, sadece THY 50 milyonun üzerinde yolcu taşıyor. Atatürk Havalimanı 14. sırada geliyordu, şimdi Avrupa’da ikinci sırada geliyor. Transit yolcu sayısı 1 milyondu, 40 milyona yaklaştı. Türkiye’nin 26 havalimanı faaldi, şimdi 56 havalimanı var. Havayolu halkın yolu oldu.”

Etiketler: » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

2+7 = ?