• Yalancının mumu müfettiş raporuna kadar yanarmış!
  • ABD Başkanı Trump’ın istediği papaz Büyükada Splendid Palas’daki CIA toplantısında!
  • Adalar Belediyesine soruyoruz belgelerden “Hangisi gerçek”
  • FETÖ Belediyeler İmamı Erkan KARAARSLAN’ın Adalar Belediyesi’ndeki İşbirlikçileri!
  • Yassıada için skandal iddialar!

logo

23 Haziran 2017

Diyabet (Diabetes Mellitus) Nedir?

Diabetes Mellitus (DM), pankreasın yeterli insulin üretememesi veya vücudun ürettiği insülini etkili bir şekilde kullanamaması sonucu oluşan ömür boyu devam eden kronik ve insülin üreten hücrelerin azalması ile devam eden bir hastalıktır.

Diyabet (Diabetes Mellitus) Nedir?

Normal metabolizma da besinler, vücudun başlıca yakıtı olan glukoza (şeker) dönüşmek üzere bağırsaklarımızda parçalanırlar. Daha sonra bu glukoz bağırsaklardan kana geçer ve kandaki şeker düzeyi yükselmeye başlar. Sağlıklı bireylerde kana geçen glukoz pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla hücrelerin içine taşınır. Şayet insülin hormonu vücudumuzda olmazsa ya da etkisi bozulmuş ise şeker hücrenin içine taşınamayacağı için, glukoz kanda artarak şeker hastalığı dediğimiz kan şekeri yükselmesi (Hiperglisemi) gelişmiş olur. Bu kan şekeri yüksekliği sürekli olarak devam edecek olursa organlarımızda (sinir, göz, kalp, böbrek vs) zaman içerisinde ciddi bozukluklara neden olur.

Gizli Şeker (Prediyabet) Ne Demek ?

Normal glukoz toleransı üst sınırı ile aşikar diyabet arasındaki süreç “prediyabetik dönem” olarak adlandırılır

Bu süreçte glukoz metabolizmasının ara bozuklukları olan “Bozulmuş Açlık Glukozu” (BAG: aclık kan glukozunun 100-125 mg/dl olması) ve “Bozulmuş Glukoz Toleransı” (BGT: Oral glukoz tolerans testinde 2.saat kan glukozunun 140-199 mg/dl olması) yer alır. Bu surecteki kişiler “prediyabetik” olarak kabul edilmektedirler

Erken metabolik değişiklikleri oluşturan BAG ve BGTden diyabete geçiş çoğu kez yıllar sürebilir. Çalışmalar, prediyabetik kişide izole BAG bulunması halinde takip eden 10 yıl içinde diyabet gelişme riskinin %10-15; izole BGT bulunması halinde ise riskin %35 düzeyinde olduğunu gostermektedir.  Gizli diyabetin en önemli özelliği bu evrede de kalp-damar hastalıkları riskinin artmış olmasıdır. Her ne kadar kalp-damar hastalıklarındaki artış riski tip 2 diyabetliler kadar değilsede yine de önemsenmesi gerekir. Son yıllarda gizli diyabet tanısı alan bireylerde diyabet gelişme riski ve potansiyeli olanlarında ilaç tedavileri ile tedavi edilmeleri hususnda bir eğilim vardır. Bu evredeki hastaların yaşam biçimi değişikliğiyle uzun yıllar diyabetlerini geciktirebilecekleri hususunda hekimleri ile yakın bilgi alışverişinde bulunmaları gerekir. Bu hastalığı tanımlanan bireylerin sık sık kan şekerlerini kontrol ettirmeleri gerekir.

Gebelikte Diyabet
İlk kez gebelik sırasında ortaya çıkan diyabet formuna Gestasyonel Diabetes Mellitus (GDM) denilmektedir. Gebeliklerin %2-4’ünde gestasyonel diabetes mellitus görülmektedir.

GDM tanısı tüm gebelerde önce 50 gr glukoz içirilip 1. saat kan şekeri bakılarak, bu testi bozuk çıkanlarda ise 75 gr glukoz içerilerek 2 saatlik bir test ve doktor değerlendirmesi ile kesin tanısı konur.

 

Belirtileri genelde silik seyreder bazende tip 2 diyabete benzer. Ancak gebelik sırasındaki rutin taramalar nedeniyle genellikle semptomlar fark edilmeden önce tanı konulur. Gestasyonel diyabet doğumdan sonra genellikle düzelir fakat sonraki gebeliklerde tekrarlama riski yüksektir (yaklaşık %50).

Ayrıca GDM öyküsü olan kadınların ileriki yaşamlarında tip 2 diyabetli olma riski %40-80’e kadar varmaktadır. Bu sebeple gestasyonel diabetes mellitus tanısı almış kadınların doğum sonrasında prediyabetik olarak kabul edilip koruma programına alınmaları gereklidir. GDM tanısı konan birey doğumdan sonra aktif bir yaşam sürmeye, ideal kilosunu korumaya ve diyabet gelişmini kolaylaştırabilecek ilaçlardan uzak durmaya özendirilmelidir.

Diyabetli Psikolojisi

Sağlığımızla ilgili herhangi akut ya da kronik ciddi bir durum, bizde psikolojik tepkiler oluşmasına neden olabilir.

Bu tepkiler tamamen doğal ve sağlıklıdır. Bu durum, özellikle kişinin bir uyum sağlama sürecine gereksinim duyduğu uzun süreli veya ömür boyu sürecek hastalıklarda ortaya çıkar. Hastalığın ve tedavisinin yarattığı gerginlik, kişinin uyum kapasitesini tüketerek, psikolojik tepkiler ortaya çıkmasına neden olabilir. Ancak şunu da belirtelim ki, bu tepkileri herkes yaşamak zorunda olmadığı gibi bunların şekli veya şiddeti de kişiden kişiye değişebilir.

Yaşam boyu süren bir hastalık olan diyabet tanısı konduktan sonra, yaşam tarzınızda zaman zaman sizi oldukça zorlayacak değişiklikler yapmak zorunda kalırsınız. Bu değişiklikler sadece sizin değil, aynı zamanda ailenizin de yaşamını etkileyen bir boyutta olabilir.

Diyabet tanısı alan bir kişi olarak sizin ve ailenizin, uyum sürecinde yaşayabileceğiniz psikolojik tepkiler şöyle sıralanabilir:

İnkar

Size doktor tarafından konulan “Diyabetes Mellitus” tanısı almadığınızı ya da bu hastalığın bir süre sonra geçeceğini düşünebilirsiniz. İlaçlarınızı almayı ya da kan şekeri düzeyinizi ölçmeyi bilinçli olarak ihmal edebilir, sağlıksız yiyeceklere yönelebilir. Aile üyeleri de mümkün olduğunca diyabet hastalığı hakkında hiç bir şey düşünmemeye çalışabilir.

Öfke

“Neden ben?” şeklinde düşünüp ailenize ya da arkadaşlarınıza karşı öfke duyabilirsiniz. Özellikle çocuk ve ergen hastaların aileleri kendilerine, eşlerine ya da doktorlara karşı kızgınlık hissedebilirler. Aslında bu durumda kızgınlık duyulan, diyabetin kendisidir.

Depresyon

Kendinizi üzgün, yorgun ya da ümitsiz hisedebilir, diyabetin hayatınızı mahvettiğini düşünebilirsiniz. Aynı zamanda, aile üyeleri de depresyon yaşayabilirler. Sık sık ağlayarak, diyabetle ilgili en olumsuz olasılıkların ileri yıllarda kendilerinde de gelişeceği düşüncesinde yoğunlaşabilirler.

Korku ve Kaygı

Diyabetiniz ve yaşamınızdaki diğer şeyler hakkında endişe duyabilirsiniz. Tip 1 diyabet tanısı almışsanız, insülin iğnelerinden çekinebilirsiniz. Hipoglisemik reaksiyonlar (kan şekerinin ani düşmesi) sırasında yaşananlar sizi korkutabilir. Yaşam boyu sizinle beraber olacak bir hastalığa sahip olma düşüncesi sizde panik duygusu yaratabilir. Ayrıca aileniz de tedavide yanlış ya da eksik birşey yapabilecekleri endişesini taşıyabilirler.

Suçluluk

Diyabetli olmanızın sizin hatanız olduğunu düşünebilirsiniz. Ailenin geri kalanının yaşamlarını kısıtladığınız ve bir şekilde yaşam tarzlarını değiştirmek zorunda bıraktığınız düşüncesiyle suçluluk hissedebilirsiniz. Çocuk ve ergen diyabetlilerin aileleri ise, hastalığı kendi hatalarıymış gibi hissedebilirler ya da daha erken fark etmedikleri için kendilerini suçlayabilirler.

Buraya kadar anlatılanlar, sizi korkutmasın. Hem diyabet tanısı alan kişi, hem de ailesi için kızgınlık, üzüntü, şaşkınlık ya da diğer duyguları hissetmek son derece doğal ve sağlıklıdır. Unutulmamalıdır ki, tüm bu duygusal karışıklık esnasında hem diyabetli bireye, hem de ailesine yardımcı olabilecek çeşitli yöntemler bulunmaktadır.

Psikolojik Tepkilerle Nasıl Baş Edebilirim?

İnkar İle Baş Etme

Destekleyici aile üyeleri ve arkadaşlarınızla diyabet hakkında konuşun. Hastalık hakkında olabildiğince bilgi edinmenizin ve yakın çevreden bir diyabetik birey ile paylaşımlarda bulunmanızın da hastalığınızı kabul sürecinde size yararı olacaktır.

Öfkeyi Yatıştırma

Fiziksel bir aktivite, duyguların yazıya dökülmesi, derin nefes alıp 10’a kadar sayma gibi gevşeme egzersizleri, öfkeyi yatıştırmak için kullanılabilecek yöntemlerden bazılarıdır.

Depresyon, Korku ve Kaygı ile Baş Etme

Duyguların bir aile üyesi ya da bir arkadaş ile paylaşılması, düşünce ve duyguların yazılması, yürüyüş ya da egzersiz yapılması, tüm ailenin birlikte yapabileceği bir aktivite planlanması, bir süreliğine de olsa diyabeti düşünmemenizi sağlayabilir.

Suçluluk Duygusundan Kurtulmak

Neden bazı insanların diyabeti olduğunu kimse bilmemektedir. Hiç kimse diyabet hastalığının gelişmesine neden olabilecek bir şey yapamaz. Diyabetin kendi yaptığınız bir hatanın sonucunda ortaya çıkmadığı konusunda rahat olun.

Diyabet tanısına verilen duygusal tepkilerle baş etmede öncelik, bilgi ve duyguların paylaşılmasıdır. Yukarıda anlatılan yöntemlere ve kendi çabalarınıza rağmen hala kendinizi sıkıntıda hissediyorsanız, hastalığa uyum süreci uzamışsa ya da duygularınızın şiddetinde zaman içerisinde bir azalma olmadıysa, hem sizin, hem de ailenizin psikolojik profesyonel yardım almanızda fayda vardır. Doktorunuza bu sıkıntılarınızdan bahsederseniz, sizi uygun bir uzmana yönlendirecektir.

Buraya kadar ilk kez diyabet tanısı almış olan kişilerde hastalığa alışma sürecinde ortaya çıkabilecek psikolojik tepkilerden ve bu tepkilerle nasıl başa çıkabileceğimizden bahsettik.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, diyabet hayatınız boyunca sizinle birlikte olacak bir durumdur. Dolayısıyla, onunla ilk tanışmamızda verilen psikolojik tepkiler ortadan kalksa bile, zaman içerisinde diyabetin mükemmel tedavisi için lazım olanları (düzenli olarak ilaç kullanmak ve yemek yeme zorunda olmanız, yiyeceklerinize dikkat etmeniz, insülin iğnesi kullanıyorsanız, zamanı geldiğinde her işi bırakıp ya da tatil günü bile erken kalkıp iğnenizi yapmanız gibi) yerine getirmekten dolayı bir bıkkınlık ortaya çıkabilir. Hastalıkla ilgili herhangi bir sorun moralinizi bozabilir. Ağızdan aldığınız ilacın yerine bundan böyle her gün insülin iğnesi kullanmanız gerektiğinin söylenmesi ya da diyabete bağlı başka bir rahatsızlığın (göz, böbrek veya kalp rahatsızlıkları gibi) ortaya çıkması, sizde çaresizlik, mutsuzluk, korku ya da hüzün gibi duygusal tepkiler oluşmasına neden olabilir. Ayrıca, zaman zaman kan şekerinizin ani düşmesi de sizde korku yaratabilir.

Diyabetik bireylerin bir çoğunun yaşadığı bir başka korku ise, kendilerine diğer insanlardan farklı davranılmasıdır. Bazılarınız diyabetiniz olduğunu açıkça söylerken, bazılarınız ise karşınızdakini iyi tanıyana dek gizlemeyi tercih edebilirsiniz. Bu da, doğal davranamadığınız ve bir şeyleri gizlemeye çalıştığınız için sizde sıkıntı yaratabilir.

Yukarıda bahsettiklerimiz, diyabetin getirdiği zorluklarla mücadele ederken karşınıza çıkabilecek ve pek çoğunuzun dönem dönem yaşadığı psikolojik sorunlardır. Aslında sağlıklı bir yaşam için her insanın sizin gibi düzenli ve sağlıklı yiyeceklerle beslenmesi, egzersiz yapması ve düzenli yaşaması önerilir. Diğer insanlardan çok farklı bir yaşam sürüyor gibi görünürken aslında siz sağlık için her insanın yapması gerekeni yapıyorsunuz. Dolayısıyla, yapmak zorunda olduklarınızı bir zorunlulukmuş gibi değil de, sağlıklı bir yaşam için yaptığınızı düşünürseniz kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz.

 

Diyabette Beslenme

 

Diyabet tedavisinin amacı kan şekeri kontrolünü sağlayarak diyabetin seyrinde gelişebilecek bozuklukları (komplikasyonları) önlemek veya geciktirmek; böylece yaşam kalitenizi yükseltmektir. Diyabette bu amaca yönelik olarak tedavi,
  1. Sağlıklı beslenme ve egzersiz ile,
    Sağlıklı beslenme,ağızdan alınacak antidiyabetik (OAD)
  2. ilaçlar ve egzersiz ile,
  3. Sağlıklı beslenme, insülin tedavisi ve egzersiz ile sağlanabilmektedir.

Diyabet, yaşamınızda başta beslenme planınız olmak üzere bazı değişikliklerin oluşmasını gerektirmektedir. Kan şekerini oluşturan asıl kaynak besinler olduğu için sağlıklı beslenme diyabette tedavinin temelidir.

Sağlıklı beslenmek için vücudun ihtiyacı olan öğeleri içeren besinleri yeterli miktarlarda ve öğün içinde dengeli bir şekilde tüketmeniz gerekmektedir. Sağlıklı beslenmek için ihtiyacımız olan öğeler ve bu besin öğelerini alacağınız temel yiyecek kaynakları şunlardır:

  • Karbonhidrat (tahıllar, un ve undan yapılmış yiyecekler, kuru baklagiller, patates, sebze ve meyveler, süt, yoğurt)
  • Protein (et, yumurta, peynir, süt, yoğurt )
  • Yağ (yağ ve et, yumurta, peynir, süt, yoğurt gibi yağ içeren yiyecekler)
  • Vitamin ve Mineral (sebze ve meyveler başta olmak üzere tüm yiyecekler)
  • Posa (sebze, meyve, kuru baklagiller ve tam taneli tahıllar)
  • Sağlıklı beslenmek için her gün çeşitli besinler tüketiniz. Çünkü her bir besinin içindeki besin öğesi farklıdır. Sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için vücudunuzun gereksinimi olan besin öğelerini ancak yiyecekleri çeşitlendirerek, yeterli bir şekilde sağlayabilirsiniz.

Diyabetinizin olması yaşamınız boyunca sevdiğiniz yiyecekleri yiyemiyecek olmanız anlamına gelmez. Fakat yediğiniz yiyecek çeşidine ve miktarına daha çok dikkat etmeniz gerekmektedir. Önemli olan kan şekerinin kontrolünü sağlamak için sebze, meyve, tahıl kaynaklarından zengin, ılımlı miktarda protein ve yağ ile kolesterolü sınırlandırılmış bir beslenme planı uygulamanızdır. Bu plan içinde yediğiniz besinlerin çeşidi, miktarı ve zamanı konusunda biliçli olmanız ve bu bilinçe uygun davranmanız gerekir. Vücudunuz için gerekli olan besinlerin zaman ve miktar olarak belirli bir denge içinde alınması hiperglisemi ve hipoglisemiyi önleyerek, kan şekeri kontrolünü sağlayacak kan şekerinin kontrol altına alınması da kısa ve uzun dönemde gelişebilecek komplikasyonları önleyecek veya geçiktirecektir.

Diyabeti olan bir çok kişi beslenme planını uygulamak için aile ile yemek yeme zamanını ve birlikte yedikleri yemek çeşidini değiştirmekte, kendisi için ayrı yemek hazırlamaktadır. Oysa günümüzde diyabeti olan ve diyabeti olmayan bireylere önerilen sağlıklı beslenme önerileri farklı değildir. Diyabet, bireyin temel besin öğelerine olan gereksinim düzeylerini etkilemez. Diyabeti olmayan bir kişinin de rafine şeker tüketimini kısıtlaması, doymuş yağ ve kolesterolden zengin olan et, süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi yiyecekleri belirli bir miktarda tüketmesi, az az ve sık sık yemek yemesi gerekmektedir.

Öğünlerden 1,5 saat sonra kan şekerinizi ölçerek farklı yiyeceklerin kan şekerinizi nasıl etkilediğini saptayabilir, farklı yiyecekler ile menü planlaması yapmak için değişim listelerinden faydalanabilirsiniz.

Hastalıkta Neden Ara Öğün Önemli ?

 

Diyabetliler genellikle ara öğün saatinde evde olmadıklar için veya acıkmadıkları için bir ara öğün almadıklarını söylerler. Ara öğünler için hazırlıklı olmayı unutmayınız. Yanınızda-çantanızda, arabanızda, işyerinde masanızın çekmecesinde-daima yiyebileceğiniz uygun besinler bulundurunuz. Ara öğünlerin önerilmesinin nedeni uzun açlıklardan sizi korumaktır.

 

Böylece hem hipoglisemi riski uzaklaştırılır hem de açlık duygusunu bastırarak bir sonraki öğünde yiyeceğiniz besinlerin miktar ve çeşit olarak artmasını önlenir. Ara öğünler için yapacağınız en iyi seçim karbonhidrat içeren besinlerdir.

Bu besinleri ekmek veya ekmek yerine yenilebilecek yiyecek grubu , süt- yoğurt grubu ve meyve grubu sağlar.. Örneğin 1 porsiyon meyve, 2 galeta veya 4-5 adet şekersiz kepekli bisküvi, bir bardak dolusu yağsız patlamış mısır, yarım sandviç vb.

 

Sağlıklı Beslenmede Seçim  Nasıl Olmalı ?

Sağlıklı beslenmek amacıyla beslenme alışkanlıklarınızda yapmanız gereken değişikliklere sizin için en önemli olanlarından başlayabilirsiniz. Bunun için aceleci ve çok fazla kuralcı olmamakta fayda vardır. Sağlıklı beslenerek kan şekeri kontrolünü sağlamak için;

Öncelikle kan şekerinizin hızlı bir şekilde yükselmesine neden olan şeker ve şeker içeren besinlerin, kilo almanıza neden olacak ve kalp sağlığınızı olumsuz etkileyecek yağ ve yağlı besinlerin tüketimini azaltın.

  • Bir veya iki öğün yemek yerine günde en azından üç öğün yemeye çalışın.
  • Öğünler arasında ve gece yatmadan önce küçük bir ara öğün almanız da gerekebilir.
  • Öğünlerinizi hergün aynı saatlerde almaya çalışın.
  • Porsiyon ölçülerinizi kontrol altına alın.
  • Tam tahıl ekmeği, yulaf veya çavdar ekmeği tüketmeyi tercih edin.
  • Öğünlerinizde kurubaklagillere sıklıkla yer verin.
  • Her gün pişmiş sebze ve salata tüketmeye özen gösterin.
  • Meyve suyu yerine meyve tüketin.
  • Süt, yoğurt, ayran, peynir gibi kalsiyum kaynağı olan besinlere beslenmenizde yer verin.
  • Alkolün tedavinize etkisini öğrenmeden alkollü içki içmeyin.
  • Diyabette beslenme tedavisinin amaçlarından biri kan şekeri kontrolünün sağlanmaması sonucunda kısa ve uzun dönemde oluşabilecek sağlık sorunlarını önlemektir. Kalp damar hastalıkları bu sağlık sorunlarının en önemlilerinden birisidir.

 

Kalp Sağlığımızı Korumak İstiyorsak Beslenmede Nelere Dikkat Etmeliyiz ?

Yediğinin kırmızı et miktarını ve sıklığını azaltın. Haftada 3-4 öğün kırmızı et yiyin ve mümkün olduğunca yağsız olmasına dikkat ediniz. Etin görünen yağlarını ayıklayınız.

  • Tavuk ve balık etini sıklıkla tüketin. Tavuğun derisini yemeyin.
  • Yemeklerde daha az yağ ve daha az tuz kullanın. Pişirmede kullanılan yağın sıvı yağ olmasına dikkat edin. Yemeğin tadına bakmadan tuz ilave etmeyiniz.
  • Tereyağ yerine sıvı yağları veya doymamış yağ içeren margarinleri kullanın.
  • Karaciğer, beyin, böbrek gibi organ etlerini seyrek yiyin.
  • Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi et ürünlerini seyrek yiyin, düşük yağlı olanlarını tercih edin.
  • Kaymak, krema, hazır salata sosları, mayonez, cips gibi yağlı yiyecekleri ile kızartılmış yiyeceklerden sakının.

 

Kan şekerinin kaynağı, çeşitli besinlerde bulunan karbonhidrat adı verilen besin öğesidir. Karbonhidrat içeren besinler sofra şekeri, şekerli yiyecekler (bal, reçel, pekmez, marmelat, şekerli meyve suları, meşrubatlar, çikolata, dondurma, çeşitli tatlılar), un ve undan yapılan yiyecekler (ekmek, yufka, erişte, makarna gibi), pirinç, bulgur, kuru baklagiller, patates, sebzeler, meyveler, yoğurt ve süttür.

Ancak bu besinlerin içindeki karbonhidratların kan şekerini etkileme hızları birbirinden farklıdır. Bu nedenle karbonhidrat içeren besinler kan şekerini hızla yükselten besinler (glisemik indeksi yüksek besinler: şeker, beyaz ekmek, patates, pilav, reçel, marmelat) ve kan şekerini daha geç ve daha yavaş yükselten besinler (glisemik indeksi düşük besinler: tam tahıl ekmeği, çavdar ekmeği, yulaf ekmeği, makarna, kurubaklagiller, bulgur, yoğurt, süt, sebzeler) olarak iki gruba ayrılır.

 

Glisemik indeksi düşük besinleri tercih edin ve diyetisyeninizin önerdiği miktarda tüketin. Glisemik indeksi yüksek besinleri tüketmeniz gerektiğinde porsiyon ölçüsünü arttırmayın.

Alışveriş yaparken almayı düşündüğünüz yiyeceğin ambalajı üzerinde bulunan ‘içindekiler’ kısmını mutlaka okuyunuz. Glikoz, sukroz, glukoz şurubu, mısır şurubu içeren besinlerin sizin için uygun olup olmadığını öğrenmek için mutlaka diyetisyeninize danışınız.

Diyabetli bireyler her açıdan özel ve özenli bir bakıma ihtiyaç duyarlar. Diyabetli bireylerde cilt bakımı, tırnak bakımı, insülin yapılan yerlerle ilgili ve insülin pompası kullananlarda ise enjeksiyon yerleri ile ilgili özel bakıma ve bakım bilgilerine ihtiyaç vardır. Bunların yanı sıra seyahatler, uzun yolculuklar, okul dönemi, gebelik ve ileri yaşlarda olan diyabetik bireylerin çok daha farklı bakım ihtiyaçları oluşur. Ayak bakımı özellikle çok önemsenmelidir. Her akşam ayaklar ılık sabunlu su ile yıkanıp, çok iyi kurulanmalıdır. Ayakta görülen cilt kalınlaşması ve çatlamalar ayak parmak aralıkları hariç uygun bir kremle yumuşatılmalıdır. Tırnak kesimi için banyodan sonra tırnaklar yumuşak iken tırnak düz olarak kesilmeli ve tırnaklar tahta törpü ile törpülenmelidir. Ayak tırnaklar çok dipten kesilmemeli ve yaralanmaya izin verilmemelidir. En ufak bir yara bile hemen doktora danışılmalıdır. Yara yeri kendiliğinden düzelir diye beklenmemelidir.

İnsülin yapılan yerlere dikkat etmek gerekir. İnsülin yapılan yerlerin yanı sıra ellerimizde temiz olmalıdır. İnsülin pompası kullananlarda enfeksiyonden korunmak için temizlik ilkelerine özellikle uyulmalıdır. Bu bakımlar ile ilgili doktorunuz ve bu konuda eğitim almış diyabet hemşirelerinden detaylı bilgiler alınabilir.

Kendi Kendine Kontrol Ne Demektir? Faydaları Nelerdir?

Diyabetik hastanın evde kendi kendine takip yapması meraklarını giderir, kolay ve ucuz glisemi kontrolü sağlar, hipoglisemi ve hiperglisemini ataklarının tespiti ve gerekli önlemlerin alınması, komplikasyonların erken tanısı ve gelişiminin geciktirilmesi veya önlenmesi açısından önemlidir. Diyet, egzersiz ve kan şekeri düzeyleri ile bağlantılı olarak hastanın eğitimine yardımcı olur, hastanede yatış sıklığını ve yatış süresini azaltır, daha esnek bir yaşam sürdürmesini sağlar. Evde glisemi takibi kısa ve uzun dönemde, diyabetin takip ve tedavi maliyetini azaltır.

Kan Şekeri Takip Yöntemleri Nelerdir?

Evde kendi kendine kontrolünü yapan diyabetli görsel yöntemle veya şeker ölçüm cihazları yardımı ile kan şekeri takibini yapabilir. Görsel yöntemde test çubukları (stripler) kullanılır. Strip üzerine parmak ucundan kan damlatılır. Glisemi düzeyine göre strip üzerinde oluşan renk değişikliği strip kutusu üzerindeki standart renk kataloğu ile karşılaştırılarak glisemi ölçülür. Kan şekeri ölçüm cihazı gerektirmeyen bu yöntem güvenilir ve ucuz olması nedeni ile kullanılmaktadır.

Şeker ölçüm cihazları ile kan şekerinin ölçümünde görsel yöntemdeki gibi yine stripler kullanılmaktadır. Çeşitli ölçüm cihazları mevcuttur ve her alet için belirli bir strip veya kartuş kullanılmaktadır. Benzer olmakla birlikte her alet için farklı kullanma biçimi mevcuttur.

Evde Kan Şekeri Ölçüm Sıklığı Ne Olmalıdır?

Kan şekeri ölçüm sıklığını diyabetlinin ihtiyacları belirler. İnsülin pompası veya insülin enjeksiyonu kullanan ve gebe olan diyabetikler glisemi kontrolü sağlanana kadar hergün günde en az 3-4 kez glisemi ölçümü yapmalıdır. Ölçümlerin sabah kahvaltısından, öğle ve akşam yemeğinden ve gece öğününden önce yapılması önerilir. Glisemi kontrolü sağlanmış olsa bile ölçümlere devam edilmelidir.

Tip 1 diyabetli ve kan şekeri çok oynak olan hastalarda haftada bir kez günde 8-9 kez kan şeker profili yapılmalı ve hatta bu hastalarda şeker ayarı başarılamıyor ise ayda bir kez özel glisemi kontrolu yapan “sensör”lerle kan şekerlerinin ölçüm yararlı olur.

Glisemi kontrolü olmayan ve insülin kulanmayan tip 2 diyabetiklerin sabah kahvaltıdan önce ve öğünden 2 saat sonra postprandial glisemi takibi yapması gereklidir. Glisemi kontrolü sağlanan tip 2 diyabetikler sadece diyetle ayarlı olmuş olsa bile, şeker ölçümlerini haftada iki gün ve yine açlık ve tokluk kan şekerlerini ölçme şeklinde sürdürmelidirler. Bu tip takiplerde kan şekerinin ayar durumuna göre doktorunuza özellikle danışılması gerekir.

 

ANCAK HER HASTANIN KENDİ KAN ŞEKERİNİ ÖLÇMESİ VE ÇIKAN SONUCA GÖRE, SONUÇLAR İYİ DEĞİLSE DOKTORUNA DANIŞARAK İLAÇ DOZLARINI YENİDEN AYARLANMASI YARARLI OLUR.

Seyahat Ederken Nelere Dijkkat Etmemiz Gereklidir ?

Diyabetliler kısa ya da uzun süreçli seyahate çıkacaklarında özel bazı durumlara dikkat etmeleri gerekir.

Özellikle insülin kullanan diyabetliler seyahat süresince yetecek ve biraz da fazla mikarda insülini yanlarında bulundurmalıdırlar.

Özellikle insülin kullanan diyabetliler seyahat süresince yetecek ve biraz da fazla mikarda insülini yanlarında bulundurmalıdırlar.

İnsülinin aşırı ısınmaması (araç içinde yaz günleri) ya da donmaması (uçakta valiz içinde olması) gibi durumları düşünerek mutlaka insülinlerini yanlarında bulundurmaları uygun olur. Uzun süreli yolculuklarda insülin ve yemek düzenlerini aynı saat (2.5-3 saat) aralıklarında sürdürmeleri gerekir. Çok sıcak havalarda insülin pompası ile sıcak havada dolaşmaları doğru değildir. Kullandıkları insülin haricinde depo olarak kullanılacak insülinler mutlaka donmayacak biçimde buzdolabında saklanmalıdr. İnsülin direkt olarak güneşte kalmamalıdır.

Her ülkenin gıda yapısı ve içeriğinin birbirinden farklı olabileceği akılda tutulmalıdır. Bu nedenle o ülkelere gitmeden önce yeni bir beslenme planı hazırlanması ve ön hazırlık yapılması yararlı olur.

Çok özel durumlar ile ilgili seyahate çıkmadan önce doktorunuza  danışılması uygun olur.

Acil Durumlar Ne Yapmak Gerekir ?
Acil durumlar kan şekerinin çok fazla arttığı durumlarda yada kan şekerinin hızla çok düştüğü durumlarda görülür. Bu durumlarda mutlaka doktorunuza danışmanız gerekir. Diyabete bağlı acil durumlarda yaşam tehlikeye gireceği için bireylerin evinde idrarda keton bakılabilen idrar stripi olmalı ve her diyabetli kendi kan şekerine bakmasını becerebilmeli. Aynı şekilde diyabetli yakınlarınında kan şekerine bakmayı öğrenmeleri gereklidir.

Hipogliseminin belirtileri, nelerdir? Acil müdahale gerektiren durumlar, nasıl tanımlanır?

 

Hipogliseminin 2 tür belirtisi vardır. 1.si erken belirtiler (adrenergic), 2.si daha geç belirtiler müdahale edilmediğinde ortaya çıkan beynin şekersiz kalmasına bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerdir. İlk tür belirtiler hastayı uyaran ve hemen şeker almaya yönlendiren önemli belirtilerdir. Bunlar aşırı açlık hissi, terleme, çarpıntı, sinirlilik ve gıda aramaya yönlendiren belirtilerdir. Kişi bunu fark ettiğinde hemen şekerli gıdalara ve içeceklere yönlenir. Böylece hipogliseminin ilerlemesinin önüne geçilir. Eğer müdahale edilmezse, beyin şekersiz kalmaya başlar ve konsantrasyon güçlüğü, saçmalama ve komaya kadar giden belirtiler hipoglisemiye eşlik eder. Bu durumda artık ağır hipoglisemiden söz edilir ve mutlaka dışarıdan müdahale hipogliseminin sonlandırılması için şarttır aksi halde kişi hipoglisemik komaya girebilir.

Hipoglisemi Belirtileri Nelerdir?

  • Soğuk terleme,
    • Baygınlık Hissi,
    • Solgunluk (Cilt Solgunluğu),
    • Baş Ağrısı,
    • Dudaklarda Uyuşma, Karıncalanma,
    • Çarpıntı,
    • Sinirlilik,
    • Bulanık görme,
    • Açlık Hissi,
    • Sersemlik,
    • Konsantrasyon Güçlüğü,
    • Kişilik Değişikliği,
    • Uyanma Zorluğu,
    • Titreme

Hipoglisemi Neden Olur?

  • Fazla İnsülin Yapılması,
    • Fazla Şeker Düşürücü Hap Kullanımı,
    • Yetersiz Beslenme,
    • Aşırı Egzersiz,
    • Öğün Atlama,
    • Stres,
    • Sıcak Hava.

Hipoglisemi Olduğunda Ne Yapmalıyım?

  • Meyve suyu, kuru üzüm, şeker ya da şekerli bir gıda yiyin. Örneğin 3-4 tane kesme şeker ya da 2 tatlı kaşığı toz şeker içeren su için. Arkasından bisküvi ya da sandviç yiyin.
    • Bilinciniz kapalıysa yakınlarınız, size kesinlikle sıvı içirmeye çalışmamalıdır.
    • Bilinciniz kapalı ise bir yakınınız tarafından size “Glukagon” injeksiyonu yapılmalı ve en yakın sağlık kuruluşuna götürülmeniz sağlanmalıdır.
    • Hipoglisemiyi takip eden 45 dakika boyunca araba kullanmayın!

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Obezite Diyabet ve Metabolizma Daire Başkanlığı  diyabet.gov.t adresinden  ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz.

Sağlıklı günler.

 

ADALAR İLÇE SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ / TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZİ

Etiketler: »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

7+7 = ?