logo

üsküdar evden eve nakliyat sex izle seks izle

Bostancı Escort
15 Mart 2017

Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda ne konuştun

Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda konuşulmasına CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaoğlu‘ndan tepki geldi. Kılıçdaroğlu:” Krizin yaşandığı gün Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda konuştuğunuz ifade edildi. Telefonla 8 kez neyi konuştunuz, ben bunu merak ediyorum. Umarım gizli değildir, çıkın millete anlatın dedi.

Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda ne konuştun

Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda ne konuştun

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TBMM CHP Grup Toplantısında bir konuşma gerçekleştirdi, Kemal Kılıçdaroğlu konuşmasında: ,Dış politikada az konuşacaksınız öz konuşacaksınız, dilinize hâkim olacaksınız. Dış politikanın ayrı bir dili vardır, o dilden sapmayacaksınız. Memleketin çıkarlarını savunacaksınız. Dış politikanın milli olması lazım. Dış politikada iktidar muhalefet olmaz. Hollanda bir şey yaptıysa hem iktidarı hem muhalefeti mücadele ediyor, arkasında duruyor o hükümetin, gereğini yapın diyor. “Öyle uyduruk gerekçelerle falan yola çıkmayın, oturun adam gibi ne gerekiyorsa sonuna kadar yapın, biz de size her türlü desteği vereceğiz” diyoruz ama ortada bir şey yok. Orta Doğu’yu kana buladık, Libya’ya kadar uzandık, Türkiye’nin itibarını sarstık, şimdi sıra geldi Avrupa’ya Avrupa ile kavga ediyoruz. Çok açık ve net olarak Sayın Binali Yıldırım’a bir çağrıda bulunuyorum: Krizin yaşandığı gün Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda konuştuğunuz ifade edildi. Telefonla 8 kez neyi konuştunuz, ben bunu merak ediyorum. Umarım gizli değildir, çıkın millete anlatın dedi.

 

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ BU KADAR RENCİDE EDİLMEMİŞTİ

Bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım, Hollanda ve Almanya ile bir kriz yaşadık, hâlâ devam ediyor. İlk duyduğumda emin olun çok üzüldüm sizler gibi. Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanları, bir bakanı havada geri döndürülüyor, izin verilmiyor “Hollanda’ya giremezsin” deniliyor. Bir başka bakan Hollanda’dan sınır dışı ediliyor ve çıkarılıyor. Bu, asla kabul edilemez, asla. Türkiye Cumhuriyeti bu kadar rencide edilmemişti. Bir bakanının sınır dışı edilmesini asla kabul etmiyoruz. İlk tepkimiz şu olmuştu: Diğer dış politikada yaşanan olumsuzluklar gibi bir tabloyu yaşamayalım, ne gerekiyorsa yapın sonuna kadar sizin arkanızda olacağız, ne gerekiyorsa yapın. Hollanda ile ilişkilerin tamamını askıya alın. Osmanlı döneminde bile bu kadar rencide olmamıştık. Bugün açıklamalar oldu, yaptırım uyguluyoruz! Neymiş? Hollanda büyükelçisi Türkiye’ye gelmeyecekmiş! Zaten burada değil ki büyükelçi. Sen kendi büyükelçini çektin mi? Çekmediler. Niye çekmiyorsun? Neden sert önlemler almıyorsun? Milleti gaza getiriyorsun, arkadan “Önlem aldık” diyorsun ve milleti kandırdığını sanıyorsun. Ne gerekiyorsa yapacaksın kardeşim. Sen rencide olmayabilirsin, ben rencide oluyorum. Ben bu ülkenin çıkarlarını savunmak zorundayım. Her türlü yaptırımın uygulanması lazım.

Bakın şimdi değerli arkadaşlar, Dışişleri Bakanı “Yaptırımımız çok ağır olur” diyor. Hangi ağır yaptırımı uyguladılar? Çok ağır bir yaptırım uyguladılar! Ekonomi Bakanı “Ekonomik yaptırım uygulanması söz konusu değil” diyor. Sayın Cumhurbaşkanı “Sen bunun bedelini ödeyeceksin.” Nasıl ödeyecekler? Merak ediyorum, nasıl ödeyecekler. Lafa gelince tamam, okkalı laflar var; işe gelince ortada bir şey yok. Ya diline hâkim olacaksın, büyük söz söylemeyeceksin -ama büyük lokma yutabilirsin- ya da bu tür boş laflarla milleti gaza getirmeyeceksin. Yazık günahtır bu ülkeye. Neden gaza getiriyorlar, onu size anlatayım, neden bunu yapıyorlar çünkü referandum var, acaba buradan bir şeyler koparabilir miyiz, vatandaşı evete ikna edebilir miyiz, bunun arayışı içindeler. Size örnek vereceğim, bu hükümetler döneminden örnek vereceğim. 4 Aralık 2012, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı resmî bir heyetle uçağa bindi Irak’a gitmek üzere. Irak hükümeti izin vermedi, bakanın uçağı geri döndü, geldi Kayseri’ye indi. Hiçbir tepki oldu mu arkadaşlar buna? Millet ayağa kalktı mı? Gazeteler boy boy haber verdi mi? Niçin olmadı? Çünkü referandum yoktu. Bakan hükümetin bakanı, yine biz tepkiyi gösterdik. Havada geri döndürülüyor, tıpkı şimdiki bakan gibi, Kayseri’ye gidiyor, üstelik yanında resmî heyet de var, bir enerji toplantısına katılıyor, tepki? Tık yok.

Sadece bu mu? Hayır. 9 vatandaşımız, Gazze’ye giderken açık denizde İsrail askerleri tarafından şehit edildiler, öldürüldü, katledildiler. Dönemin Başbakanı “Ben varken İsrail’le normalleşme olmaz” dedi, 18 Temmuz 2014. Yine söylüyor “Gazze ablukası kalkmadan İsrail hükümetiyle bir araya gelemeyiz.” Gazze ablukası kalktı mı? Kalkmadı. İsrail’le normalleşme oldu mu? Normalleşme oldu. Bunu söyleyen adamlar aynı yerlerinde duruyorlar mı? Duruyorlar. Milleti o dönem gaza getirdiler mi? Gaza getirdiler. O dönem ne vardı? Seçimler vardı. Şimdi, bir köşede duruyorlar. 20 milyon dolara Türkiye’nin itibarını sattılar. Söyledikleri hiçbir sözün arkasında durmadılar.

12 Nisan 2004, Rauf Denktaş Türkiye’ye gelip Kıbrıs’la ilgili bir miting yapmak istiyor. Dönemin Başbakanı şunu söylüyor: “Yani yapılacak bir şey varsa, buyur, Kıbrıs’ta onu yap. Niçin Türkiye’de miting yapıyorsun? Ne anlatacaksan Kıbrıs’ta anlat.” Ya, Kıbrıs bizim milli davamız. Rauf Denktaş da Kıbrıs açısından efsane kişi, miting yapmasına izin verilmiyor.

22 Haziran 2012, Rus uçağı düşürüldü angajman kurallarına uymadı diye. Kıyameti kopardılar mı? Kopardılar. Talimatı ben verdim yarışına girdiler. Sayın Cumhurbaşkanı “Talimatı ben verdim” dedi, Sayın Davutoğlu “Sen değil, ben verdim” dedi. Neyse, talimatı verdiler, uçağı düşürdüler. Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor: “Aynı ihlal bugün yapılsa Türkiye’nin yine aynı karşılığı vereceğiz. Ruslar aynı ihlali bugün yaparlarsa aynı karşılığı vereceğiz” diyor, güzel.

PUTİN’İN AYAĞINA GİTTİLER “KUSURA BAKMA, BİZ ETTİK SEN ETME” DEDİLER

Yine devam ediyor: “Türkiye’nin Rusya’dan özür dilemeyeceğini ve sınır ihlalinde bulunan Rusya’nın özür dilemesi gerektiğini” söylüyor. Ne oldu? Millet ayaklandı, toplantılar yapıldı, Parlamento toplandı, Rus Büyükelçiliğine yürüdüler, hepsi oldu. Ne oldu? Gittiler Rusya’ya teslim oldular; bir özür mektubu yazdılar, Putin’in ayağına gittiler “Kusura bakma, biz ettik sen etme” dediler ve kendilerine göre Rusya ile barıştılar. Peki, Türkiye’nin itibarı ne oldu? Bunlar yok.

Değerli arkadaşlarım, daha önemlisi ilk kez biz bu hükümetler döneminde toprak kaybına uğruyoruz. Bunu da ben söylemiyorum. Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Kurmay Albay Ümit Yalım söylüyor, diyor ki: “1934 tarihli İngiliz haritasında ve 1951 tarihli Amerikan haritasında Ege’deki Bulamaç Adasının 12 ada deniz sınırının dışında ve Türkiye’ye ait olduğu açıkça gösteriliyor” hem 1943 hem de 1951 kayıtlarında Bulamaç Adası Türkiye’ye ait. Şimdi Bulamaç Adasında Yunanistan bayrağı dalgalanıyor, Yunanistan askerleri orada. Buna ses çıkaran var mı? Konuşan var mı? Ya, bu bir toprak kaybıdır, Türkiye tek taşını bile veremez derken, adaları teslim ediyoruz, sesini çıkaran var mı? Hayır.

Münbiç’e giriyoruz, Rakka’ya giriyoruz! Girdiler mi? Hayır. “Efendim, gideceğim Almanya’ya, Almanya’ya gideceğim! Almazsanız içeriye kıyameti koparırım.” Git kardeşim, niye konuşuyorsun? Sen Almanya’ya git, Almanya’ya seni almazlarsa hep beraber kavgasını verelim. Lafa gelince laf çok, işe gelince olmuyor.

İsrail’de daha yeni karar hoparlörle ezanın okunması yasaklandı, karar çıktı; iki oylama daha var İsrail Parlamentosunda. İtiraz eden kim? Biziz. Bu Ankara’daki beyler itiraz ediyorlar mı? Hayır, dut yemiş bülbül gibiler. 20 milyon dolar aldılar ya, tamam artık, her şeyi satabilir. Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar. Ne diyorlardı? “Kimse Türkiye’nin gücünü test etmesin.” Allah aşkına, Türkiye’nin gücünü test etmeyen kim kaldı? İtibarı bu kadar zedelenen başka bir dönem hiç olmamıştır.

 

HOLLANDA BAŞBAKANI İLE 8 KEZ TELEFONDA NEYİ KONUŞTUNUZ

Hollanda bir şey yaptıysa hem iktidarı hem muhalefeti mücadele ediyor, arkasında duruyor o hükümetin, gereğini yapın diyor. Öyle uyduruk gerekçelerle falan yola çıkmayın, oturun adam gibi ne gerekiyorsa sonuna kadar yapın, biz de size her türlü desteği vereceğiz diyoruz ama değerli arkadaşlarım, ortada bir şey yok. Peki, dış politikada hata yaparsanız fatura kime çıkar? Sanayiciye çıkar, esnafa çıkar, turizmciye çıkar, otelciye çıkar, hepsine çıkar. Orta Doğu’yu kana buladık, Libya’ya kadar uzandık, Türkiye’nin itibarını sarstık, şimdi sıra geldi Avrupa’ya Avrupa ile kavga ediyoruz. Çok açık ve net olarak Sayın Binali Yıldırım’a bir çağrıda bulunuyorum: Krizin yaşandığı gün Hollanda Başbakanı ile 8 kez telefonda konuştuğunuz ifade edildi. Telefonla 8 kez neyi konuştunuz, ben bunu merak ediyorum. Umarım gizli değildir, çıkın millete anlatın, bunu bilmek zorundayız.

DEVLETİN PARASIYLA, UÇAĞIYLA, FORSUYLA, ARABASIYLA “EVET” PROPAGANDASI YAPIYORLAR

Değerli arkadaşlarım, devletin parasıyla, uçağıyla, forsuyla, arabasıyla “evet” propagandası yapıyorlar. Bir daha söylüyorum, devletin uçağıyla, devletin forsuyla, devletin arabasıyla, makam arabalarıyla “Evet” propagandası yapıyorlar. Bir de dönüp diyorlar ki “Biz mağduruz.” Ya asıl mağdur olan biziz. Parayı siz kullanıyorsunuz, uçakları siz kullanıyorsunuz, arabaları siz kullanıyorsunuz, forsları siz kullanıyorsunuz dönüp diyorlar ki “Biz mağduruz” Asıl mağdur olan biziz. Siz, bizim paramızla bizim aleyhimize propaganda yapıyorsunuz.

YURT DIŞINDA VE YURT DIŞI TEMSİLCİLİKLERDE SEÇİM PROPAGANDASI YAPILAMAZ

Bakın değerli arkadaşlarım, işin bir başka yüzünü size anlatayım. 2008’de bu Meclisten bir kanun çıktı. Yurt dışında seçmenlerimiz, Türk vatandaşları nasıl oy kullanacaklar. 94’ün (a) maddesi, ilgili madde “Yurt dışı seçmenler, milletvekili genel seçimi, cumhurbaşkanı seçimi ve halk oylamasında oy verebilirler.” Güzel. “Yurt dışı seçmenler sadece seçime katılan siyasi partilere oy verebilirler.” O da güzel. “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz.” Bir daha okuyorum: “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz.” diyor. Devletin parasıyla, devletin uçağıyla gidiyorlar açıkça suç işliyorlar, kanunu bir tarafa bırakıyorlar, çıkardıkları kanuna uymuyorlar ve propaganda yapıyorlar. Bir de diyorlar ki “Biz mağduruz.” Kim mağdur arkadaşlar? Allah aşkına, kim mağdur?

MECLİSİ İŞLEVSİZ HÂLE GETİRİYORLAR, BÜTÜN YETKİYİ BİR KİŞİYE VERELİM DİYORLAR

Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla hep beraber –söyledim, yine söylüyorum- düşüneceğiz sandığa giderken. Bakın, 1 Mart tezkeresini kimse unutmasın. 1 Mart tezkeresinde bir hükümet ikna edildi ama 1 Mart tezkeresi Parlamentoda görüşülürken Türkiye Büyük Millet Meclisi ikna edilemedi, Meclisin bu kadar önemi var. Şimdi Meclisi işlevsiz hâle getiriyorlar; yetkilerini elinden alıyorlar, bütün yetkiyi bir kişiye verelim diyorlar. Tarihte yaşadığımız bütün olumsuzlukları yeniden yaşamayalım. O olumsuzlukları aşmak için büyük bedeller ödedik, yeniden bedeller ödemeyelim.

Etiketler: »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

8+7 = ?