logo

üsküdar evden eve nakliyat sex izle seks izle

Bostancı Escort

İskender olsaydım Diyojen olmak isterdim


Nazan Şara Şatana
nazansarasatana@hotmail.com

İskender olsaydım Diyojen olmak isterdim

BÜYÜK İSKENDER OLMASAYDIM ‘DİYOJEN’ OLMAK İSTERDİM.

 

İMPARATOR İSKENDER

 

Dedikodu severmisiniz bilmiyorum. Arada hiçte fena değil diyeceğim demesine de hemen benim çocuklar atılacaklar, Elif; ‘anne – günah diyecek, Fatihcan; sana hiç yakışıyor mu diyecek. Biliyorum. Oysa benim yaptığım dedikodu da değişiktir.

Ben kimseye iftira atmam ki, gördüklerimi de söylemem. Bana sır verilmişse ömrüm boyu saklarım çünkü onu unutması için aklıma komut veririm. Benim dedikodu yapma felsefemin içinde birazda eğlence vardır. Gülmem gereklidir, hani şaka ile karışık söylediğimiz bazen bizi eğlendirdiği halde karşımızdakini kızdırdığı haller vardır ya ben arada bir böyle yapmaktan sanıyorum hoşlanıyorum.

Bir arkadaşımla konuşuyorduk, arkadaşlardan, neler olduğundan bir çeşit Ankara günlüğünden söz ediyorduk. Biraz da kendi çapımızda çekiştiriyoruz ya eğleniyorduk. Sonra arkadaşım:

“Yahu bu Diyojen sendromuna yakanlandı herhalde” dedi. Aslında çokta uzaktaki birinden söz etmiyordu, eşinden söz etmeye başlamıştı.

“Nasıl yani dedim?”

“Ay şekerim sen bilmiyor musun, Diyojen sendromunu dedi.”

“Yahu bu diyojen hani Büyük İskender’e kafa tutan:

“Gölge etme başka ihsan istemem diyen,

Hani elinde fenerle sokaklarda bağıran,

“Adamlar – Adamlar diyen halk etrafına toplanınca da onları sopa ile kovalayan;

“Ben adamları çağırıyorum”diyen,

Hani dar bir sokakta zengin ve kibirli bir adamla karşılaşar da, zengin:

“Ben bir serserinin önünden çekilmem” dediğinde;

“Ben çekilirim” deyip yol veren,

Fıçıda yaşayan, ‘yerim ne bolmuş’ diyen,

Kendi açısından doğal, toplumsal açıdan sefil denilen,

İnsanın kendi kendine yeterli olduğunu savunan,

Uygarlaşmanın getirdiği hiçbir kuralı kabul etmeyen,

MÖ 412 – MÖ 323 yılları arasında yaşamış Kinik felsefesinin öncüsü ünlü filozoftan mı söz ediyorsun?”

Arkadaşım üst üstte kahkahalar savurdu telefonda.

“Yahu seninle de ağız tadıyla bir şey konuşulmuyor, yedi sülalesini sayıyorsun dedikten sonra:

“Evet, aynen öyle… Benim adama bir haller oldu. Biliyorsun eşim, hani abartmayayım ama toplumda bayağı üst seviyede, bir mesleğe sahip biri.

Oldukça eğitimli diyebileceğim biri çünkü oldukça kelimesinin içinde sadece eğitimini kast etmiyorum, kendine mal ettiği edinimlerinden de söz ediyorum.

Yani bu adamcağızımın sosyokültürel seviyesinin ne kadar yüksek olduğunu sen biliyorsun dahasımı var. Titizliğinide anlatmaya gerek yok, sen Ankara’dan bilirsin. Sonra yavaş yavaş davranış bozuklukları başladı, etrafı ile gün geçtikçe ilişkisini kesti. Konuşmaz, gezmez oldu. Varsa yoksa okumak oldu dünyası. Üstelik kendine çizdiği bu yeni yaşam şeklinde kimseleri de yakınına almamaya özen göstermeye başladı.  Şimdi asıl bombayı patlatıyorum. Hayatım benim adam resmen pis bir adam oldu.”

“O ne demek yahu, anlayamadım.”

“Vallahi başa bir tarif etme yolu bulamadım. Evet, titiz adamım gitti, yıkanmayan, dağıtan, kirleten, aklı meşgul ama yazan, çizen ve okuyan biri oldu çıktı.”

“Diyojen gibi. Diyojen’de yaşam şeklinin garipliği ile de tarihte anılanların arasına girmiş biri. Yoksulluk içinde yaşamayı tercih etmiş, yiyecek dilenmiş, bütün bunların yanı sıra bunu tek kendi için düşünmüş, kimseye bu konuda öneride bulunmamıştır. O şunun derdinde olmuş.

“En kısıtlı yaşam koşullarında bile mutlu ve bağımsız olabileceğini anlatmış.”

“Aynen hayatım. Eşimde;’hayatımda olmadığım kadar özgürüm’ diyor. Tabi özgür, adamın dünya umurunda değil ki!”

“Bayağı can sıkıcı bir durum!”

“Hemde nasıl? Birde ne yapacağımızı bilemedik ilk başlarda…”

“Ne yaptınız peki?”

“Doktora gittik, tanı bu hayatım. Diyojen Sendromu!”

“Hay Allah geçmiş olsun.”

 

Gelinde siz çıkın işin içinden. Arkadaşımın eşini düşünüyorum hiç böyle biri değlidi, o bunların tam tersini uygulayan, bambaşka değerleri olan, öyle de yaşandı.

 

Diyojen sendromu denilince haliyle bildiklerimle yâda aklımda kalanlarla yetinmemeye karar verdim. Bir kez daha incelemeye aldım ünlü Diyojen’i…

 

Diyojen Sinop’ta doğmuş. O zamanlar Sinop yani Sinope Yunan kolonosiymiş. Babasının kuyumcu olduğu biliniyormuş. Sonrasında babası ile Diyojen’in kalpazanlık yaptığı ve para tahribatında da adları geçtiği için suçlu bulunmuşlar ve sürgün’e Atina’ya gönderilmişler.

Bir süre sonra olanlar olmaya başlamış. İlk olarak medeniyete karşı çıkmış. Köpek gibi yaşamaya karar vermiş. Bunun üzerine ona kynikos – köpeksi demeye başlamışlar.

O her şeyi red ediyormuş.

Bütün gelenekleri yıkmaya başlamış.

Barınmada, yiyecek ve terbiyede, dinde, giyinmede her olması gerekeni kabul etmemeye başlamış. Tabi bu çok tartışılmaya başlanmış, çok da ses getirmiş Diyojen,

 

Büyük İskender’e kafa tutmakla kalmamış, önüne gelene hakaret etmiş.

Sadece bir ayrıntıyı detaylandırmak gerek. Diyojen, hep insan olmaktan söz etmiş. Dürüst olunmaktan, yapılan hataların bilincinde olduktan sonra tekrarlanmamasından, erdemli olmaktan, kimsenin malında, canında göz olmaması gerektiğinden söz etmiş.

Doğruluğu anlatmış insanlara.

Sinizim Öğretisinin kurucusu, Antisthenes’le tanışmış ve onun felsefesini öğrenmiş.

Antisthenes, Sokrates’den ders almış biri…

Onun öğretisinde de:

‘Erdemin kişinin kendine egemen olması, tutkulardan ve diğer insanlara bağımlılıktan kurtulunması gerektiğini savunuluyormuş.’

Bu felsefeye Kinik felsefesi deniliyormuş.

Diyojen hayatını fakir olarak geçirmiş. Eflatun ona Çılgın Sokrat demiş.

O çok güzel konuşurmuş, inanılmaz aklı ile herkesi etkileyen biriymiş.

Bir hayli garip biri olmasına, normal insanlardan farklı yaşamasına, sokak yaşamını benimsemesine rağmen saygı gören biriymiş Diyojen.

 

Ne kadar takdir edildiğini yâda önemsendiğini İskender’in şu sözleri ile düşünün.

“ Büyük İskender olmasaydım ‘Diyojen’ olmak isterdim.

 

Dünya garipliklerle dolu.

Tarih inanılması zor olayları ve insanları anlatıyor.

Medeniyeti reddeden, medeniyet içinde medeniyetten uzak yaşayan bir dahi, Antik çağ filozofu Diyojen!

 

Ben yinede arkadaşımın eşine geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

 

 

Nazan Şara Şatana

Etiketler: » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

10+2 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Akülü araç kullanmayı hak edelim

    22 Ağustos 2017 Burgazadası, Büyükada, Heybeliada, Kınalıada, köşe yazarları, Manşet, Sedefadası

    Her beldede olduğu gibi Prens Adalarında da rahat ve huzurlu yaşayabilmeniz için verilen kurallara uyum sağlamamız yine bizim lehimize olacaktır. Son yıllarda hep konuşulan, hep tartışılan, yerel basında işlenen konulardan birisi de son yılların git gide artan ve insana fayda sağlamak yerine zarara uğratan akülü araçlardır. Bu araçlar, yaşlılar, hastalar, emekliler, marketlerin sipariş dağıtımı gibi işlerinde gereklidir. Diğer adalarda da sorunlar yaşandığını duyuyorum fakat ben yaşadığım Kınalıadanın sorununu dile getirmek istiyorum....
  • GÜVENDEN İKAMETE

    14 Temmuz 2017 köşe yazarları, Manşet

    Son Belediye seçimleri esnasında, hatta çok daha önceden, okuyucularımın hatırladıkları gibi, her yazımda ve her fırsatta adamızın yazlıkçılarını yazılarımla hatta şifahen de ikametlerini adaya almaları için ikaz etmiştim. O yıllarda, Prens Adalarının sağlık sorunları insanları bu konuda cidden engelliyordu. Bildiğiniz üzere, bu çok önemli konuda artık gelişmeler oldu. Gönül ister ki Adalarımızda tam teşekküllü bir hastanemiz olsun ve emek verenler ile çaba gösterenlerin önü kesilmesin. Tüm Prens Adalarının ve Kınalıadamızın sorunları artık ...
  • VATAN HAİNLERİ

    08 Temmuz 2017 köşe yazarları

    Dökülmeden tek tek; Gökteki yıldızlar. Kimse susturamayacak, Yankılanacak ezanlar.   Sura üflemeden İsrafil, Yandıkça gökteki kandil, Hainler hesap verecek, Ateş yağdıracak Ebabil.   Gölgesi var oldukça vatanın, Ahde vefası var, ulu Osmanlının. Kim ki ihanet ederse; Bağrı yansın, gözlerinden kan aksın.   Plevne'de kahraman Osman Paşa, Tuna nehri şahittir bu savaşa, Hainler tek millet olsa da; Mücadele farzdır, iman dolu her başa.   Hilafet sancağı emanetimizdir, ...
  • Deniz Seki

    06 Haziran 2017 köşe yazarları

    Sanatçı demek aydın kişi demektir. Sadece eserleriyle değil; hal, hareket ve davranışlarıyla da topluma yön veren kişidir. Şimdi bir sanatçı düşünün; Uyuşturucudan hüküm giymiş, İki buçuk sene içerde yatmış, Sonra da haliyle cezası bitince salıverilmiş. Buraya kadar olan her şey rutin birer gelişmeden ibaret, Olması gereken de bu zaten… Kimsenin kimseyi tekrardan yargılayıp ötekileştirmesine hakkı yok, gerek de yok. Kimsenin haddi de değil. Fakat buradaki durum biraz farklılık arz ediyor. Biz olaya eğitim açısından bakacağız. Oluştu...