• Yalancının mumu müfettiş raporuna kadar yanarmış!
  • ABD Başkanı Trump’ın istediği papaz Büyükada Splendid Palas’daki CIA toplantısında!
  • Adalar Belediyesine soruyoruz belgelerden “Hangisi gerçek”
  • FETÖ Belediyeler İmamı Erkan KARAARSLAN’ın Adalar Belediyesi’ndeki İşbirlikçileri!
  • Yassıada için skandal iddialar!

logo

09 Mayıs 2017

“Kudüs dostlarını İstanbul’da misafir etmekten memnuniyet duyuyoruz”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Kudüs Vakıfları Forumu’na katıldı. Toplantıda bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan: ” Kudüs dostlarını İstanbul’da misafir etmekten memnuniyet duyuyoruz”dedi

"Kudüs dostlarını İstanbul'da misafir etmekten memnuniyet duyuyoruz"

“Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatüh (Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun)” diyerek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kudüs dostlarını, medeniyet ve tarih şehri, kıtaların kavşak noktası İstanbul’da misafir etmekten büyük memnuniyet duyduğunu dile getirerek, programın düzenlenmesinde emeği geçenleri tebrik ettiğini ifade etti.

İşgale ve zulme meydan okuyarak, “Yürü kardeşim, ayaklarına Kudüs gücü gelsin” diyen şairin mısralarına can veren Filistin’in, Kudüs’ün cesur çocuklarının, cesur gençlerinin, cesur kadınlarının, cesur erkeklerinin alınlarından öptüğünü sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerektiğinde evladı için vücudunu kahpe kurşunlara siper eden Filistin’in fedakâr babalarını özellikle selamlıyorum. Buradan, evinden barkından edilmiş; kimi vatan hasretiyle hayata veda etmiş; kimi öz yurdundan uzaklarda yaşamaya mecbur bırakılmış 8 milyon Filistinli kardeşime selamlarımı ve dualarımı gönderiyorum. Hangi dinden, hangi milletten olursa olsun, Kudüs için mücadele eden, Filistin’deki adaletsizliği ve işgali gidermek için çaba harcayan tüm vicdan sahiplerine saygılarımı yolluyorum. Bu önemli Forumun, Kudüs ve Haremi Şerif başta olmak üzere, tüm Filistin için hayırlara vesile olmasını Rabbim’den niyaz ediyorum. Tabi burada bir inceliği de özellikle vurgulamak istiyorum; biz Mescid-i Aksa dediğimiz zaman, orada onu Harem-i Şerif olarak ifade etmeyi eksik buluyoruz, Kubbet-üs Sahra da, bunların hepsi onun içindedir, bunun bir defa böyle bilinmesini özellikle istiyorum. Kimse kimseyi aldatmasın, bunun mücadelesini bütünüyle bu şekilde veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz ” diye konuştu.

Filistin’in millî şairi merhum Mahmut Derviş “Kadim surlar içinde yürüyorum, Kudüs’te; bir zaman diliminden, diğerine…” dizeleriyle Kudüs’ün bu vasfını çok güzel anlattığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Şair Nuri Pakdil de Kudüs’ün zamanı ve mekânı aşan önemini kelimelere şöyle döker, ‘Tûr dağını yaşa ki bilesin nerde Kudüs, ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum, ayarlanmadan Kudüs’e, boşuna vakit geçirirsin buz tutar gözün görmez olur.’ Evet… Kudüs’te zaman, bizim bildiğimiz vakitlere göre değil, kendi mecrasında akar. Kudüs aşktır, hasrettir; insanlığın gözünün nuru, gönlünün sürurudur. Kudüs, yeryüzünde arşı alaya en yakın yerdir. Çünkü Kudüs, İsra’nın ikinci durağı, Mirac’ın ise ilk basamağıdır. Ümmetin ilk kıblesi, Peygamberler şehri olan Kudüs, tüm Müslümanların harem-i izzeti ve namusudur. Peygamber Efendimizin Kudüs’le ilgili mesajları, işte bu kadar açık ve nettir. Bunun için Kudüs’ün işgal altında bulunduğu, haçlıların kirli ayaklarının esareti altında olduğu her gün Müslümanlara zül gelmiştir. Kudüs tekrar özgürleşene kadar Selahaddin Eyyubi’nin gözüne rahat bir uyku girmemiştir. Kudüs’ün ikinci fatihi Selahaddin Eyyubi, seferde ordusuyla olmadığı zamanlarda bile çoğunlukla çadırda yatardı.”

Kudüs’e sahip çıkmanın, ona gereken hürmeti, hassasiyeti göstermenin her Müslümanın görevi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kudüs davasının, sadece Filistinlilerin davası olmadığını söyledi.

Millet olarak, 400 yıl boyunca Kudüs’e, Beytül Makdise, Hazreti İbrahim’in şehri El Halil’e hizmet etme onuruna nail olmuş bir neslin torunları olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hatta çok ilginçtir, Kanuni biliyorsunuz Yafa Kapısı’nın orada yazılı olan, La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah ifadesini yazdırmıyor oraya. Peki, ne yapıyor? O üç dini ifadeyle bir kucaklama olsun diye ‘La ilahe illallah, İbrahim Halilullah’ yazdırıyor, hepsini kucaklamak, bu çok ilginçtir, çok enteresandır. Batı duvarının dışına Yahudilerin ibadet edebilmesi için uygun bir alan açan Mimar Sinan’ın hassasiyetini, dün olduğu gibi bugün de sürdürüyoruz. Birinci Dünya Savaşı’nın güney cephesindeki en büyük mücadelelerimizi, Mekke, Medine ve Kudüs’ü korumak için verdik. Çanakkale’de ve Kut’ül Amare’de kazandığımız zaferlere rağmen, işgali durduramadık. İlk Haçlı Seferlerinden beri uğrunda oluk oluk kan döktüğümüz Kudüs, maalesef, o günlerden beri huzur yüzü görmedi. Gerek inancımızdan gerekse tarihimizden tevarüs ettiğimiz sorumlulukla Kudüs’e, Kudüs davasına, Filistinli kardeşlerimizin hak ve adalet mücadelesine büyük önem veriyoruz” ifadelerini kullandı.

2016 yılında İstanbul’da toplanan 13. İslam Zirvesi’nin, tarihî bir karara imza atarak, Filistin halkının ve Kudüs şehrinin ekonomik olarak güçlendirilmesi çağrısında bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak, bu hedefe katkı sağlamaya özellikle ihtimam gösteriyoruz. Vakıf müessesi bu amaçlarımızı gerçekleştirmek için biçilmiş kaftandır. Çünkü bizim medeniyetimiz bir vakıf medeniyetidir. Vakıflar, ‘İyilik ve takvada yarışınız’ ilahi emrinin tecessüm etmiş hâlidir. Aynı zamanda vakıflar, binlerce yıllık toplum hayatımızın kilit taşıdır. Tarih boyunca maruz kaldığımız onca saldırıya ve yıkıma rağmen ayakta kalabilmemizde, vakıf geleneğimizin çok büyük katkısı vardır. Vakıf müessesinden en çok istifade edildiği yer, şüphesiz Kudüs’tür. Kudüs, bir vakıf hazinesidir. Kudüs’ün tarihine baktığımızda Hz. Ömer’den Selahaddin Eyyubi’ye, Osmanlılardan günümüze kadar vakıfların izini görürüz. Suriye’de de böyle değil miydi? Orada da öyleydi, ama şimdi Suriye bütün o vakıf eserler ne oluyor yerle yeksan oluyor. Gerek hayır işlerinde, gerek Mescid-i Aksa’nın İslami karakterinin korunmasında vakıfların çok büyük rolü bulunuyor. Çeşitli aile vakıfları da, muhtaçlar ve Doğu Kudüs’ün İslam karakterinin muhafazası için hizmet ediyor. Kudüs’teki tarihî vakıflarımızı, geçmişteki hatıraları yâd etmenin ötesinde, bizi geleceğe taşıyacak kurumlar olarak görüyoruz.”

Haçlı seferlerinde kılıçtan geçirilen Kudüs’ün Yahudi halkının, ancak fetihten sonra Müslümanların himayesinde Kudüs’e geri dönebildiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugüne ve geleceğe bakışlarının da aynı temelde olduğunu ifade etti.

Bu tarihî forumun, Kudüs’e hizmet için kurulmuş olan vakıfların güçlendirilmeleri noktasında uluslararası çalışmalara ışık tutacağına inandığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şunu bir an olsun aklımızdan çıkarmayalım. İşgal altındaki Kudüs’ün gençleri, yaşlıları, yetimleri, engellileri için vakıflar belki de yegâne sığınaktır. İbadethaneler, hastaneler, okullar, yetimhaneler, çarşılar, imaretler ancak bu şekilde ayakta tutulabilir. Bu noktada, Harem-i Şerif’in himayesinden sorumlu olan Ürdün Kralı İkinci Abdullah’a bağlı İslam Vakfı’nın, İsrail’in engellemelerine rağmen sürdürdüğü çalışmalara, bütün İslam âleminin destek olması gerektiğini özellikle vurgulamak istiyorum. Devletimizin arşivlerinde Osmanlı döneminde var olan tüm vakıflar, arazileri, gelirleri ve giderleriyle tek tek kayıtlıdır. Tüm araştırmacıları bu imkândan yararlanmaya davet ediyorum. Arşivlerimizdeki kayıtların örneklerini, son olarak Kudüs’teki tapu çalışmaları için Filistinli kardeşlerimize vermiştik. Uluslararası kalkınma kuruluşumuz olan TİKA vasıtasıyla, Doğu Kudüs’teki ev ve dükkânların restorasyonunu üstleniyor; şehrin tarihî dokusunun korunmasına yardımcı oluyoruz. Yüzyıllara dayanan tecrübe ve derinliği yansıtan bu faaliyetleri, önümüzdeki dönemde artırarak sürdüreceğiz” şeklinde konuştu.

2015 yılında yaklaşık 600 bin Amerikalının, 400 bin Rus’un, 300 bin Fransız’ın Kudüs’ü ziyaret ettiğini sözlerine ekleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Müslüman ülkeler arasında en fazla Türkiye’den ziyaretçi gitmiştir. Ama çok ziyaretçi gitti diye havaya girmeyelim, giden ziyaretçi sayısı ne biliyor musunuz? 26 binde kalmıştır. Ben buradan milletime çağrıda bulunuyorum; yüz binler niçin Türkiye’den Mescidi Aksa’yı ziyarete gitmesin? Hiç bahane yok, gitmeli. Bu tablonun bize yakışmadığını kabul etmeliyiz. Oradaki kardeşlerimize vereceğimiz en güçlü destek Kudüs’teki varlığımız olacaktır. Filistin meselesine adil bir çözüm bulunmadan, bölgemizde barış ve istikrarın sağlanması mümkün değildir. Bunun için öncelikle uluslararası hukuka ve alınan kararlara saygı gösterilmesi gerekiyor. Hiç kimse, hiçbir ülke hukukun üstünde değildir, olamaz. Ancak Filistin meselesinde yıllardır ‘üstünlerin hukuku’ işliyor. İsrail, çeşitli güçlerden aldığı cesaretle, hukuk tanımazlığını ısrarla ve inatla sürdürüyor. Aleyhine alınan onca karara rağmen, işgale, zulme, şiddete ve Kudüs’ü ‘Müslümansızlaştırmaya’ devam ediyor. İsrail yönetiminin mevcut uygulamalarının, eskiden Amerika’daki, yakın zamana kadar Güney Afrika’daki siyahilere uygulanan ırkçı ve ayrımcı politikalardan ne farkı vardır? Batı Şeria’nın dört bir tarafını zehirli bir sarmaşık gibi saran, Filistinli kardeşlerimizin hayatını zindana çeviren Yahudi yerleşimlerinin, hangi hukukta yeri vardır? Gazze’ye hâlen uygulanan kısıtlamaların, vicdanda, adalette, insanlıkta yeri olabilir mi? Elbette yok… Peki, İsrail yönetiminin bu gücü nereden geliyor? Çünkü işlediği suçların tüm dünyanın gözü önünde gerçekleştiği ve bu katliamların karşılıksız kalacağını biliyor. Hep söylüyorum, sahilde top oynarlarken İsrail bombalarıyla parçalanan masum çocuk bedenlerinin hesabının hiçbir şekilde kendisinden sorulmayacağını iyi biliyorlar. En temel insan haklarını ayaklar altına alan uygulamaların herhangi bir yaptırımla karşılaşmayacağını da çok iyi biliyorlar.”

“Cezasız kalan her suç, faili daha da azgınlaştırır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin’de İsrail’in işlediği suçların giderek daha artmasının sebebinin bu olduğunu dile getirdi. İşlenen cinayetlerin, katliamların ve zulmün uluslararası hukuk içinde hesabı sorulmadan, bölgede barış ve istikrar arayışlarının akim kalmaya mahkûm olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti: “Çözümün yegâne yolu; 1967 sınırları içinde, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasıdır. Bunun için de İsrail üzerinde baskı oluşturulması gerekiyor. Son dönemde Barış Süreci’nde yaşanan gelişmeleri ihtiyatlı bir memnuniyetle izlediğimizi ifade etmek isterim. Filistin’in Devlet Başkanı Sayın Mahmut Abbas’ın liderliğinde yürüttüğü diplomatik çabaları destekledik; desteklemeye de devam edeceğiz. Bununla birlikte, Kudüs’ün statüsünü ilgilendiren meselelerde herkesin gerekli dikkati ve itinayı göstermesi gerekiyor.”

ABD’nin İsrail nezdindeki Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması tartışmalarının dahi son derece yanlış olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Kesinlikle gündemden düşmelidir. Bu konuda gerekli uyarıları en üst düzeyde yaptık, yapıyoruz. Bu mesele bazılarına basit bir tabela değişikliği gibi gelebilir. O Kadar basit değil, böyle düşünenler, kutsal topraklardaki dengenin ne kadar hassas olduğunu, değil bir tabelayı, bir taşı dahi yerinden oynatmanın ne denli büyük etkileri olacağını görmezden geliyorlar. Bir diğer önemli konu, ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’ya yönelik taciz ve saldırılardır. Burada çok tehlikeli bir tırmanışa şahit oluyoruz. Sadece 2016 yılında 14 binden fazla radikal İsrailli, silahlı güvenlik görevlileri eşliğinde, Mescid-i Aksa’ya girmiştir. Mescid-i Aksa ve Kubbet-us Sahra’nın içinde bulunduğu Harem-i Şerif, 144 dönüm alanıyla sadece Müslümanlara ait, bir bütündür ve ebediyete kadar da böyle kalacaktır. Kudüs’ün karakterini değiştirmeye yönelik bu tür provokasyonlara asla rıza göstermeyeceğiz” dedi.

Bir başka hususun ise ezan meselesi olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ezan meselesi. Ezan bir çağrıdır, sadece Müslümanlara değil, asra bir çağrıdır. Ve camilerde sabah ezanlarının okunmasını yasaklamayı amaçlayan bir yasa tasarısı hâlen İsrail Parlamentosunda bekliyor. Böylesi bir konunun gündeme gelmesi dahi utanç vericidir. Bize her fırsatta din ve vicdan özgürlüğünden dem vuranların, bu konuda sessiz kalarak, adeta atılan bu adımı onaylaması ise ibretliktir. Kudüs semalarından ezanın susturulmasına inşallah izin vermeyeceğiz. Şunu bir defa bilmemiz lazım: Eğer inancınıza güveniyorsanız, inanç hürriyetinden niye korkuyorsunuz? Bak bizim böyle derdimiz yok, biz inancımıza güveniyoruz, onun için de inanç özgürlüğünden korkmuyoruz. Ben şu anda İsrail’in yöneticilerine de bunu hatırlıyorum, inancınıza güveniyorsanız bizim ezan seslerimizden niye korkuyorsunuz? Bizim bu noktada ülkemizde yaşayan Musevi vatandaşlarımıza yönelik bu tür bir olumsuz tavır takınma, alma, böyle bir derdimiz yok. Bugüne böyle bir adım atmadık, atmayız da. Bu yasakçı zihniyete en güzel cevabı Kudüs’teki kardeşlerimiz sabah vaktinde kendileri bizzat evlerinden ezan okuyarak ifade etmişlerdir, buna mecbur edildiler. Aklıma ceza evinde arkadaşımın cezaevi odasında ezan okuması geldi. Ne yapalım? Başka çare yok, o da ezan okuyarak bizi kaldırıyordu. Biz şimdi bu açık havayı, bu insansa yaşanan dünyayı cezaevine çevirenlere elbette er veya geç gerekli cevabı vereceğiz. Bu konudaki net tavrımızı doğrudan İsrail Cumhurbaşkanı Rivlin’e de ifade ettim, dedim bu doğru değil, bakın bu yanlış bir gidiş. Barışa özlem duyduğumuz dünyada, özgürlüklere özlem duyulan bir dünyada, münasebetlerimizi geliştirelim dediğimiz bir dünyada atılacak böyle bir adım bu gelişmelerin önünü tıkar. İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı olarak meselenin takipçisi olmayı sürdüreceğiz” diye konuştu.

İçinde bulunulan bu kritik süreçte, Filistinlilerin de birlik ve beraberliklerini perçinleyerek, çok daha güçlü bir şekilde hak ve özgürlük mücadelesini yürüteceğine inandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kudüs’üyle, Batı Şeria’sıyla, Gazze’siyle, diasporasıyla bütün Filistinli kardeşlerimizi yekvücut olarak görmek istiyoruz, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız. Ayrılıkta bereket yok, birlikte bereket var, bunu başaracağız. Bu bir zarurettir, Filistin şehitlerine olan vefa borcunun gereğidir. Bu dünya üzerindeki 1,7 milyar Müslümanın hasreti, umududur. Filistin, Gazze’si ve Batı Şeria’sıyla bir bütündür ve öyle olmalıdır, asla bundan taviz verilmemelidir. Dönem tefrika değil, safları sıklaştırma dönemidir, bunu böyle göreceğiz. Zaman ayrılık değil, kenetlenme ve mücadeleyi yükseltme zamanıdır. Bu bakımdan Hamas’ın geçtiğimiz günlerde ilan ettiği siyaset belgesini hem Filistin davasında, hem de Hamas ile El Fetih arasındaki mutabakat sürecinde atılmış önemli bir adım olarak görüyorum. İlan edilen bu belge bana göre birçok ezberi bozmuştur. İnşallah bundan sonra Filistin’in hak ve özgürlük mücadelesi daha da güçlenecektir.

2017 senesinin Filistin davası açısından bir kırılma noktası olmasını diliyoruz, çünkü bu yıl birçok kritik hadisenin yıl dönümüdür. Hazreti Ömer döneminde Kudüs’ün İslam hâkimiyetine girişinin 1380’inci, Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü fethedişinin 830’uncu, Kudüs’üsün hâkimiyetinin Osmanlı İmparatorluğuna geçişinin 500’üncü, Filistin’e hâlen yaşanan sorunların ilk adımı olan Balfour Deklarasyonunun 100. ve İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgalinin 50. yıl dönümü 2017’ye tekabül ediyor, önemli bir dönem. Gelecekte çocuklarımızın 2017 senesini Filistin’de birlik, beraberlik, mutabakatın tam olarak sağlandığı yıl olarak hatırlanmasını arzu ediyoruz. Bu toplantının, Selahaddin Eyyubi’nin vasiyetinde ifade ettiği gibi; ümmetin saadeti ve Kudüs’ün geleceği açısından hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. Uluslararası Kudüs Vakıfları Forumunu teşrifleriniz için her birinize teşekkürlerimi sunuyorum. Bu uğurda son nefesini vermiş tüm şehitlerimizi, tüm dava adamlarını rahmetle, minnetle yâd ediyorum” dedi.

Etiketler: »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

7+7 = ?