logo

üsküdar evden eve nakliyat sex izle seks izle

Bostancı Escort

Yunan, Mısır, Firavunlar, Tibetli rahipler!


Nazan Şara Şatana
nazansarasatana@hotmail.com

Yunan, Mısır, Firavunlar, Tibetli rahipler!

Antik Yunan, Mısır, Firavunlar, Tibetli rahipler!

Oysa onlar bile uzak tarih değil.

Yayınlanma tarihi bir türlü belli olmayan kitabım TAŞLAR-KIYAMET’ te aşağıda yazacaklarımdan çokça söz etmiştim.

Bilinmeyenleri merak etmek, bilmek, bu konuda araştırmak, okumak ve öğrenmek herhalde biz yazarların yapması gereken ilk işlerindendir.

Ben bir hayli meraklı olanlardanımdır.

Özellikle tarihten esinlenerek yazı yazarım ama yakın tarih kadar uzak tarihte benim için önemlidir. Ben onları da bilmek isterim ve bildiklerimi de yazmak sizlerle paylaşmakta en büyük isteklerimdendir.

Dünyada iki tufandan söz edilir.

Elbette Nuh Tufanından söz etmiyorum.

Ben bu iki tufanın Nuh Tufanı ile ilgisi olduğuna inanmıyorum.

Benim anlatmak istediğim bu iki tufan nerede ise aynı yerlerde oldu. Birinci tufanda, Mu kıtası sulara karıştı, ikinci tufanda Atlantis battı.

Her iki kıtadan küçük adacıklar su yüzünde kaldı.

Bazen aklın almadığı olaylar olur veya dinlenilir.

Mu kıtası ve Atlantis, dünyanın bir başka ucunda o dönemlerde dahi nasıl bilinir? Gelinde işin içinden çıkın. Taş tabletlerden söz edildiğinde şaşıracağınız o kadar çok bilinmeyen oluyor ki.

Nasıl dünyanın bir başka yerinde olanlar yine dünyanın bir başka yerinde biliniyor?

Benim aklım zaman zaman bu olaylarla karma karışık olur. Şimdi zaman kalkmış durumda. Dünya pencerelerimiz açık. Bir günde Amerika ya gittiğimiz gibi bir günde dünyanın bir başka ülkesine uçabiliyoruz. Özetle gidiyor ve görüyoruz. Ayrıca, internetle ve diğer iletişim araçları ile yakınları uzak ettiğimiz bu teknoloji çağında dünyanın her yerinden haberdar oluyoruz.

Bu şimdilerde mümkünken o zamanlar nasıl oluyordu bunu bilmek zor!

O zaman düşünülüyor.

Eski medeniyetler diyoruz. Demesine de!

Medeniyetin boyutunu biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Uçan daireleri mağara duvarlarına işleyenler neleri biliyorlardı, nelerden haberdarlardı?

Bu iki büyük kıta nasıl olmuşta batmış dediğimizde bir sürü açıklayıcı bilgileri sıralamamız da gerekmekte.

Dünya ekseninde kayma mutlaka olmuştur.

Bu kaymadan dolayı kutupların yer değiştirmesi, seller, İklim değişiklikleri,

Okyanus dibindeki gazlar ve bunun sonucu oluşan depremler.

Devasa tsunamiler.

İnsanın aklını karıştıran o kadar çok olaylar var ki derken çok haksız da sayılmam. Taş Çağı günümüzden 9.000 yıl öncesi…

Sonrasında sırasıyla gelen çağlarla birlikte Demir Çağa gelinmiş.

M.Ö.12. Yüzyıl’da Mezopotamya M.Ö. 8 Yüzyıl’da da Avrupa’da Demir Çağ başlamış. Ondan öncesi felaket… Bilinmeyenler.

Şimdi asıl soru şu;

Peki, maymunla insan arası bir hayat yaşanıldığı sanıldığı o dönemlerde nasıl olmuşta, Mu kıtası ile Atlantis bu kadar ileri teknolojilere sahiplermiş?

Yâda nasıl bu kadar uygar toplumlarmış?

Düşünün Atlantis’ten önceki en büyük uygarlık, Mu Kıtasındaymış.

Peki, nasıl oluyor bu?

Taş devri bundan 9.000 yıl önce bitiyor.

Mu ve Atlantis 70 bin yıl önce yaşamış uygarlıklar.

Mu ve Atlantis uygarlıklarının çok ileride olduklarını artık sağır sultanlar bile biliyorken!

Bizlerden kat be kat ileri bir düzeydeki uygarlık oldukları da aşikârken!

Ne oldu o zaman?

İnsanlık bu kadar ileri iken, kutup kaydı, sel oldu, kıtalar battı ondan sonra insanlar yabanileşti maymuna döndü hatta Taş Devri başladı.

Böyle bir şey olabilir mi?

Tabi burada kayda alınacak bazı ayrıntılarda var. Medeniyet Mezopotamya’dır denilirken boşuna da söylenmiyor. Düşünün orası ile Avrupa arasında uygarlıkta 400 yıl fark var. Demir Çağına Avrupa Mezopotamya’dan 400 yıl sonra girmiş.

Taşlar- Kıyamet kitabımda bu konulardan uzun uzadıya söz etmiştim. Tekrarlamakta asla sakınca yok. Mu kıtası ve Atlantis’ten gelen ya da kaçan veya daha o kıtalar batmadan oralardan ayrılan bilim rahipleri dünyanın çeşitli yerlerinde değişik uygarlıklar kurmuşlar ve o uygarlıklar yeni uygarlıkların başlangıcı, bir anlamda da beşiği olmuş.

Antik Yunan’dan, Mısır’dan ve Firavunlardan, Tibetli rahiplerden söz ediyoruz. Oysa onlar bile uzak tarih değil.

Nazan Şara Şatana


Etiketler: » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

4+8 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Akülü araç kullanmayı hak edelim

    22 Ağustos 2017 Burgazadası, Büyükada, Heybeliada, Kınalıada, köşe yazarları, Manşet, Sedefadası

    Her beldede olduğu gibi Prens Adalarında da rahat ve huzurlu yaşayabilmeniz için verilen kurallara uyum sağlamamız yine bizim lehimize olacaktır. Son yıllarda hep konuşulan, hep tartışılan, yerel basında işlenen konulardan birisi de son yılların git gide artan ve insana fayda sağlamak yerine zarara uğratan akülü araçlardır. Bu araçlar, yaşlılar, hastalar, emekliler, marketlerin sipariş dağıtımı gibi işlerinde gereklidir. Diğer adalarda da sorunlar yaşandığını duyuyorum fakat ben yaşadığım Kınalıadanın sorununu dile getirmek istiyorum....
  • GÜVENDEN İKAMETE

    14 Temmuz 2017 köşe yazarları, Manşet

    Son Belediye seçimleri esnasında, hatta çok daha önceden, okuyucularımın hatırladıkları gibi, her yazımda ve her fırsatta adamızın yazlıkçılarını yazılarımla hatta şifahen de ikametlerini adaya almaları için ikaz etmiştim. O yıllarda, Prens Adalarının sağlık sorunları insanları bu konuda cidden engelliyordu. Bildiğiniz üzere, bu çok önemli konuda artık gelişmeler oldu. Gönül ister ki Adalarımızda tam teşekküllü bir hastanemiz olsun ve emek verenler ile çaba gösterenlerin önü kesilmesin. Tüm Prens Adalarının ve Kınalıadamızın sorunları artık ...
  • VATAN HAİNLERİ

    08 Temmuz 2017 köşe yazarları

    Dökülmeden tek tek; Gökteki yıldızlar. Kimse susturamayacak, Yankılanacak ezanlar.   Sura üflemeden İsrafil, Yandıkça gökteki kandil, Hainler hesap verecek, Ateş yağdıracak Ebabil.   Gölgesi var oldukça vatanın, Ahde vefası var, ulu Osmanlının. Kim ki ihanet ederse; Bağrı yansın, gözlerinden kan aksın.   Plevne'de kahraman Osman Paşa, Tuna nehri şahittir bu savaşa, Hainler tek millet olsa da; Mücadele farzdır, iman dolu her başa.   Hilafet sancağı emanetimizdir, ...
  • Deniz Seki

    06 Haziran 2017 köşe yazarları

    Sanatçı demek aydın kişi demektir. Sadece eserleriyle değil; hal, hareket ve davranışlarıyla da topluma yön veren kişidir. Şimdi bir sanatçı düşünün; Uyuşturucudan hüküm giymiş, İki buçuk sene içerde yatmış, Sonra da haliyle cezası bitince salıverilmiş. Buraya kadar olan her şey rutin birer gelişmeden ibaret, Olması gereken de bu zaten… Kimsenin kimseyi tekrardan yargılayıp ötekileştirmesine hakkı yok, gerek de yok. Kimsenin haddi de değil. Fakat buradaki durum biraz farklılık arz ediyor. Biz olaya eğitim açısından bakacağız. Oluştu...