DOLAR 16,745
EURO 17,5209
ALTIN 974,612
BIST 2443,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Adalar Belediyesi “FETÖ” dosyası tanığından şok açıklamalar!

17.05.2022
A+
A-

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ekipleri tarafından yapılan iki yıllık çalışma sonucunda, FETÖ terör örgütü belediyeler imamı olan Erkan Karaarslan’ın Adalar Belediye personeli ve yöneticileri ile birlikte Adalar Belediyesi’ndeki faaliyetleri hakkında hazırlanan dosyanın Adalar Cumhuriyet Baş Savcılığına ulaşması sonucu, belediye başkanı Handan Toprak’ın tutuklanmasına kadar giden Avcılar Belediye’sindeki soruşturmanın bir benzeri Adalar Cumhuriyet Baş Savcılığı tarafından uzun bir süre sonra işleme alınmış bu kapsamda önceki gün konu ile ilgili tanık olan Adalar Belediyesi eski bilgi işlem şefi Serkan Güngör, ifade için Adalar Adliyesine çağrılmıştı. Teftiş Kurulu Müfettişi Necati Özdemir’in ağırlıklı olarak Atilla Aytaç dönemine ait iki ön inceleme raporunda önemli tespitler yapılmıştı.

Adalar Belediyesi FETÖ dosyası tanığından şok açıklamalar!

Tanık olarak ifadeye çağrılan Adalar Belediyesi eski bilgi işlem şefi Serkan Güngör, gazetemize önemli açıklamalar yaptı.

Serkan Güngör;

(Rica ediyorum sonuna kadar okumadan yorum yapmayın!)

“Ben Serkan Güngör. Bilgisayar Yüksek Mühendisiyim. Doğma büyüme adalıyım ve adalı bir ailenin çocuğuyum. Çocukluğum, gençliğim, hayatımın büyük bölümü adalarda geçti. Adaların en güzel özelliklerini de en kötü yönlerini de bizzat gördüm, yaşadım. Bir dönem Adalar Belediyesinde de çalıştım. O dönemde aslında adalar hakkında hiçbir şey bilmediğimi de anlamış oldum. Adalılık kavramının dışında bir de siyasi rant kavramının ne olduğunu bizzat görüp yaşamak durumunda kaldım. Bir başkanın sözde vatanseverliğine kanarak ve tam bir görev adamı olduğumu düşünerek Adalar Belediyesine ve dolayısıyla Adalara ve Adalılara zarar verdiğini düşündüğüm kişilere karşı arkamdaki vatanseverlerin gazıyla soruşturmalar da açtırdım baskılar da yaptırdım. E ne de olsa her şey daha güzel bir Adalar ideali içindi… Haksızlığa, hukuksuzluğa karşıyız derken sözde vatansever şahısların maşası olmuşuz da haberimiz yok. Aslında arada bazı gördüklerimden de şüphelenmiyor değildim. Nitekim bir gün uykudan uyandım ve aslında doğru tarafta değil yanlış tarafta olduğumu anladım. Anlamıştım anlamasına ama bu bilinçlenme başıma öyle dertler açacaktı ki tahmin bile edemedim. Elbette bazı sıkıntılar, zorluklar, baskılar yaşayacağımı biliyordum ama bu kadarını hiçbir zaman tahmin edemedim. Zaten bunları öngörebilmek için diplomalar yetmiyor. Eğer kaşarlanmış bir siyasetçi değilseniz bu dönen dolaplarda siz ancak kullanılan bir maşasınızdır.

İlk olarak karşıma fahiş fiyatlarla alınmak istenen yazılımlar, sözde hizmetler ve yerine getirilmeyen işler ile ilgili evraklar gelmeye başlamıştı. Bunları imzalamayı reddettim. Bir yandan da içimden bir ses bana “Ya bu kadar bariz hataya düşemezler, muhtemelen tam olarak olaya vakıf değiller ondan dolayı bu hataya kalkıyorlar…” diyerek kendimi avutup hata yapıldığını anlatmaya çalışıyordum. Sen misin senden istenen imzaları atmayan, sen misin bu işleri kurcalayan diyerekten soruşturmaları peş peşe yemeye başladım. Yetmedi bir de pasif göreve çekilip başka birime sürgün edildim o da yetmedi altımdaki koltuğa kadar alındı ve tüm mesaiyi koridorda bankta oturup bekleyerek geçirmeye başladım. Mizacım gereği bu yapılanlara boyun eğmedim ve hakkımı aramaya başladım. Hem idari hem de adli yollara başvurdum. İdare Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, vs. derken oralar da hep haklılığım görüldü ve lehime kararlar çıktı ama her ne hikmetse Adalar’da yürüyen adli girişimlerim de ise ya dosya kenara atıldı ya kapandı ya da ben şikayetçiyken bir anda kendimi sanık olarak bulmaya başladım. Bu işte bir terslik olduğu çok belliydi. Terslik olması önemli değil memlekette daha ne terslikler var benim ki devede kulak bile değil diyordum ama arada öyle trajikomik olaylar oluyordu ki! Güler misin? Ağlar mısın? misali… Mesela ben haksız yere pasif göreve çekildim ve başka birime sürgün edildim diye açtığım davayı kazandığımda beni Bilgi İşlemdeki görevime geri döndürmeleri gerekirken Bilgi İşlem birimini, beni sürgün ettikleri birime bağlayıp benim sürgünümü devam ettirdiler. İtiraf edeyim çok zekice bir hamleydi ve mağdur olmama rağmen bu duruma uzun süre gülmüştüm.

Hakkımı arıyor olmam elbette kimsenin hoşuna gitmiyordu. Üzerimde kurulan baskılar bu nedenle her geçen gün artıyordu. Bana baskı yaparak sonuç elde edemeyince sıra babama gelmişti ve babam da benim yüzümden açığa alınarak cezalandırılmıştı. Bu arada seçimler olmuş ve yönetim değişmişti ama zihniyette en ufak bir değişiklik yoktu. Önceki hatalar misliyle yapılmaya başlanmış ve benim üzerimde kurulan baskı daha da arttırılarak istifa etmem istenmişti. İstifa etmezsem memuriyetten atılacağım söylenerek her geçen günü yeni bir soruşturma bahanesi bularak geçiriyorlardı. Kendimden geçtim, benim yüzümden sebepsiz yere babama yapılanlar beni çok yıpratmaya başlamıştı çünkü ona yapılanların en ufak bir dayanağı bile yoktu ama ortada bir ceza vardı.  Öyle ki; o süreçte belediyenin kendi müfettişi bu olaya bulaşmamak için iki günlüğüne rapor alıyor ve yerine başka bir ilçeden idari tetikçi olarak başka bir müfettiş getirilip saatler içinde tanık olarak bilgi veren babam sanıkmış gibi görevden uzaklaştırılıyordu. Neyse bu konulara daha fazla girmeyeceğim.

Şimdi gelelim esas mevzuya. O dönem hayatımıza birdenbire Erkan Karaaslan denen bir zat girmişti. Önceki dönemden beri vardı ama ikinci dönem mevcudiyetini daha fazla göstermişti. O dönem bana sözde bir fırsat sunuldu ve eğer eski yazılımları boşa çıkartıp yerine falanca firmanın yazılımlarını almalarını sağlayacak raporlar ve diğer alım evraklarına imza atarsam ben de babam da göverimize geri dönebilecektik ve hatta bundan sonra bana hiç karışan olmayacaktı. Mesaiye bile arada bir gelsem yeterli olacaktı ve hakkımda kimse en ufak bir işlem yapamayacaktı. Tabi bununla da kalınmıyordu bir de bu işin maddi boyutu olacaktı. Bunu bana özel odalarda teklif edenlerin isimlerini, makamlarını yazmama gerek yok sanırım. Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan birini vererek bu teklifi reddettim. Reddederken başıma geleceklerden de biraz korktuğumu itiraf etmeliyim. Nitekim bu olaydan sonra öyle iftiralarla ve saldırılarla üzerime gelmeye başladılar ki artık bana yapılan saldırılar gazetelere bile çıkmıştı. Ama çok gariptir darp edildiğim saldırı da bile ben suçlu çıkarılmıştım. Sonuç olarak bu baskılara daha fazla dayanamayarak devlet memurluğundan istifa ettim.

O dönemde iyi ki bu teklifi reddetmişim. Neden mi? Bu Erkan Karaaslan denen şahıs bir gün aniden tutuklandı. Ben de herkes gibi bunu haberlerde duydum ve şok oldum. Adamın bir de Belediyelerden Sorumlu FETÖ İmamı olduğu ortaya çıktı mı… Tabi o aralar zaten ortalık fena karışıktı. Erkan Karaaslan olayından sonra ben oradan buradan sürekli ifadeye çağırılmaya başlandım. O dönem yapılan tüm alım işlerine bakıyorlar hepsinde bir usulsüzlük var ama belediyede bu alanda imza yetkisi olan tek kişi olmama rağmen benim imzam hiçbir evrakta yok. En çok bu dikkat çekmişti. Başımdan geçen olayları, yaşadığım tüm idari ve adli süreçleri belgeleriyle sunarak neden imza atmadığımı açıkladığımda adım mağdur ve tanık olarak dosyalara girmeye başladı. Şayet o teklifleri kabul edip imza atmış olsaydım şu an ben de müebbet hapis cezası almış ve hapise atılmıştım.

Bu süreçte A Haber başta olmak üzere bazı kanalların Ana Haber bültenlerinde de benimle yapılan röportajlar yayınlandı. Aslında ben sadece o kanallara röportaj vermemiştim ama maalesef muhalif kanallar CHP’ye zarar verir diyerek bu konuyu haber yapmaktan kaçınmışlardı. Yayın yapanlarda sadece kendi ilgilendikleri kısımları keserek yayınlamışlardı. O haberlerden sonra daha önce benimle ve babamla uğraşan kişiler beni bu defa da CHP düşmanı olmakla suçladılar. İstedikleri kadar suçlasınlar diyerek hiç umursamadım.

Şimdi olayı biraz daha derinleştirelim. Ben o dönem Erkan Karaaslan’ın yazılımlarında çok ciddi bir yazılımsal güvenlik açığı bulmuştum. Bu açık ödenecek olan fahiş fiyatlardan da önemliydi. Çünkü bu güvenlik açığı ile kurumların ve vatandaşların en gizli bilgileri dahi rahatlıkla görülebiliyor, yedeklenebiliyor hatta değiştirilebiliyordu. Bu sebeple de ben alımlara karşı çıktım ve imza atmadım. Hatta bu konuyla ilgili o dönemlerde resmi raporlar da tutmuştum. Aradan zaman geçti, FETÖ muhabbeti unutuldu, düzen aynen devam etti, düzülenler feryadın sonuç getirmediğini anlayarak çaresizce susmaya başladı… Ta ki Avcılar Eski Belediye Başkanı Handan Toprak tutuklanana kadar. Erkan Karaaslan dosyası yeniden açıldı. Erkan Karaaslan dosyası yeniden açılınca burada yazamayacağım kişilerden Erkan Karaaslan olayını Ekrem İmamoğlu’na bağlamam yönünde telkinler gelmeye başladı. Aslına bakarsanız Ekrem İmamoğlu’nu seven biri değilim, ona oy da vermedim ama göreve geldikten sonra yaşadığı mağduriyetler, maruz kaldığı engellemeler ve her şeye rağmen verdiği mücadele ile saygımı kazandı. Ekrem İmamoğlu’nu hala sevmiyorum çünkü özel bir sebebim var; bana onca zulmü reva görenlerin başındaki kişiler ile Ekrem İmamoğlu can ciğer kuzu sarması ama bu onun kurumsal kimliğine saygı duymama engel değil. Belli ki Handan Toprak ile başlayan süreç devam edecek ve birileri bu olayda Ekrem İmamoğlu’nun ipinin çekilmesini istiyorlar. Tam bu süreçte Canan Kaftancıoğlu’nun siyasi olarak ipinin çekilmesi de bana çok manidar geldi ama yorum yapmayı doğru bulmuyorum. Sonuçta ortada bir yargı kararı var.

Ben kendi içinde bulunduğum duruma baktığımda konunun Ekrem İmamoğlu ile uzaktan yakından alakası olmadığı için daha önce ne yaşadıysam ne gördüysem ve ne biliyorsam onu söyleme konusunda kararlı olduğumu araya giren telkincilere söyledim. Bu cevabı verdiğim anda babama yine saldırıldı. Varsın saldırsınlar biz zaten alıştık. Bu arada Erkan Karaaslan defteri yeniden açılınca ilk iş olarak ben yine tanık olarak ifadeye çağırıldım.  Geçtiğimiz çarşamba günü zar zor ifade vermeye gittim ve sözlü olarak ifademi yaklaşık 1 saate yakın süre verdim ama yazılı olarak sonra alınacakmış. Kanun ne derse o, yapacak bir şey yok. Kaç defa gidip gelmek gerekiyorsa gidip geleceğiz artık.

Bu arada onca çabama rağmen CHP’nin bu konuda bir inceleme yaparak kendi belediyelerindeki yazılımları gözden geçirmesi gerektiğini bir türlü anlatamadım. Anlattıklarım da ikazlarımı dikkate almadılar. Umarım yakın zamanda bunun pişmanlığını yaşamazlar.

Son olarak iki konuya kısaca vurgu yapmak istiyorum; Tüm bu yazdıklarımdan Ak Parti Ekrem İmamoğlu’na kumpas kuruyor yorumu çıkartılmamalı çünkü Sayın Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanının yakın zamanda kimliklerinin Hacker’lar tarafından servis edilmesi olayı ile Erkan Karaaslan olayı arkasındaki kişiler aynı kişiler. Bir diğer vurgulamak istediğim husus ise CHP’nin içine sızmış bir grup CHP’ye ve CHP’lilere zarar verip en ufak bir tepkide CHP zırhının arkasına sığınarak karşı tarafı CHP düşmanı olmakla suçlayarak dışlıyor. Böyle olunca da doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur misali CHP’den aforoz ediliyor. Birilerinin buna da dur demesi gerekiyor.

Bu yazıyı tarafsızca sonuna kadar okuyan ve objektif olarak değerlendiren herkese sevgi ve saygılarımla…

Serkan GÜNGÖR”

YORUMLAR

  1. E. K dedi ki:

    Adalar savcılığının 2016 yılında kapattığı fetö dosyalarını yeniden açması lazım o dönmede insan savcısına sorar neden kapattın diye kaç kişinin canını yaktılar.

  2. andrea dorya 2 dedi ki:

    Dikkatlice yazınızı sonuna kadar okudum Serkan bey.
    Eksiği var fazlası yok. Bütün yazdıklarınız doğru.
    Maalesef Atatürk’ün CHP’si işgal edilmiş ve parti cehape haline getirilmiş.
    Ülkede ne kadar ikinci cumhuriyetçi, yetmez ama evetçi, dönek liberal (liboş) solcu, Atatürk düşmanı ve Dersim’le helalleştiğini söyleyen cumhuriyet düşmanı varsa üst yönetim kadrolarını işgal etmiş durumda.
    Bu işgalcilere toptan ABD-AB-FETÖ işbirlikçisi diyebiliriz.
    M.K.Atatürk’ün bize emanet ettiğ iki büyük eseri (T.C ve CHP) etle tırnak gibidir, biri olmadan diğeri olamaz.
    CHP kurtarılmadan Türkiye Cumhuriyeti kurtulmaz.

  3. Serkan GÜNGÖR dedi ki:

    Objektif değerlendirmeniz için teşekkür ederim @andrea dorya 2. Maalesef bu konuda bazıları hiç tarafsız davranamıyorlar. Olayları olduğu gibi değerlendiremiyorlar ya da gerçekleri kabul etmek istemiyorlar. Avcılar olayı ve sonrasında yaşanan Kadıköy ve Maltepe olayları daha başlangıç. Önümüzdeki günlerde çok daha fazla belediye ve kurumlarda büyük skandallar ortaya çıkacak. Benim yazımda belirttiğim hususlar ile belediyelerde yaşanan son skandalların tamamı tek bir merkezden organize edilen yapının eseri. Devlet elbette er ya da geç gerekeni yapıyor. Ancak bu tür konularda devletin müdahalesini beklemeden gerekeni yapması gereken idareciler maalesef gerekeni yapmıyorlar. Mesela her ortamda her platforma ve her koşulda savunduğum CHP Adalar İlçe Başkanı Ercan Akpolat’ı bile defalarca konu hakkında bilgilendirmiş olmama rağmen o da konuyu kulak arkası ediyor maalesef. Bu olaylar seçimler yaklaştıkça daha çok karşımıza çıkacak. İş işten geçtikten sonra feryat edecekler ama nafile. Sonuç olarak kendi düşen ağlamaz demişler.

  4. Dr. Şuben dedi ki:

    İÇİMİZDE OLMAYANI, DIŞIMIZA VEREBİLİR MİYİZ, hele hele O, DEMOKRASİYSE?!

    Güzel bir üslubla akıcı ve yazarının özeleştirisini de içeren SERKAN GÜNGÖR’ ün makalesi belediyede hekimlik yaparken izlediğim dönemin anılarını anımsamamı nedenledi…

    GÜLÜMSEDİM…

    Atilla Aytaç’ın ada dışından gelen imar müdürü ve kendisinin hekimlik yetkilerimi kendi amaçlarında kullanma çabalarını Serkan Güngör’e rapor vemememi talep etmelerini, o dönem adada yıllarca öğretmenlik yapmış ve hâla adada yaşayan Mahmut hoca’nın onların yanında yer alışını 2 günlük raporumun yetkisizce hukuk dışı iptalini ve o dönem CHP adalar ilçenin bu olgudaki sessizliğini anımsadım. GÜLÜMSEDİM…

    Yöresindeki sağlık hizmetlerinin sağlıklı hale gelmesi için her bedeli göze alan bir hekime, mesleki yetkilerini testim etmesini istemek, ÇOK CESURCA BİR HAREKET MİYDİ ?
    Hayır, SIRILSIKLAM APTALLIKTI!
    Özelikle il sağlık müdürlüğünün kademelerine adalarda sağlık hizmetlerinin elzemlerini anlatıp netice almayınca adalılara anlatmam aramızda ciddi çelişkiler nedenlemişken, güvenilmez karakterdekilerle birlikte çalışmak tehlikede olduğumun ciddi işaretiydi.

    YUKARIDA ANLATIKLARIMIN KANITLARI ve FAZLASI, MEMURLUKTAN EMEKLİLİĞE GEÇİŞ DİLEKÇEMDE MEVCUTTUR..