logo

üsküdar evden eve nakliyat sex izle seks izle

Amerika’ya geçit vermeyen Osmanlı


Nazan Şara Şatana
nazansarasatana@hotmail.com

Amerika'ya geçit vermeyen Osmanlı

Amerika’ya geçit vermeyen Osmanlı

 

Amerika’ya gidenler bilirler. Pek heybetlidir, büyüktür, insanlar çoktur ve çeşitlidir. Birleşmiş Milletler deniliyor ya aynen öyle caddelerdeki insanların hiç biri bir diğerine benzemez. Zencisi, Japonu, Türkü, Arabı, Asyalısı, Çinlisi ve aklınıza gelen dünyanın her tarafındaki insanlarla karşılaşmanız mümkündür. Hatta bazılarını da merak edersiniz, ‘bu hangi millettendi?’ dersiniz. Avrupa’lılar sayarken ülkelerininin tek tek anılmasına gerek yok çünkü hepsinin vatandaşlarına rastlamanız mümkün.
Çoğunluğu ülkelerinden buraya göç etmişlerdir.
Hani zamanında İstanbul’un taşı toprağı altın denmiş göçler olmuş ya!
Aynen öyle Amerika fırsatlar ülkesi olarak kabul edilmiş, altına hücum denilmiş akın akın gelinmiş.
Özgürlük var denilmiş! Özgürlük kısmına pek akıl erdiremiyorum çünkü en büyük esaretlerde orada yaşanmış.

Dünyanın nerede ise hâkimi olarak da anılan bu koskocaman Amerika’nın bir zamanlar Osmanlı’ya haraç ödediğini biliyor muyusunuz?

Evet… Amerika’ya ilk gidenler onun heybetinden etkilenirler ama birkaç gittiğinizde daha bir sakinleşir, üstünüze üstünüze gelen kalabalığa alışırsınız. Dersiniz ki:
“İyide siz şimdi böyle güçlüsünüz oysa zamanında biz neredeydik siz neredeydiniz?

Şimdi sizlere bir sır vereceğim.
Elbette sır değil, daha cazip gelsin diye öyle söylemek istedim.

Anlatacağım bilinen bir şey ama benim bir hayli hoşuma gittiğinden yazmak istedim. Nedenlerinden biride Amerika’ya gitmek isteyenlere; hani bin dereden bin su getirtiyorlar ya, kendilerine ulaşılmasını mı istemediklerinden yoksa bir fren olsun diyemi! Biz bulunmadık Bursa kumaşıyız demek için mi onuda bilmiyorum.
Elbette benim Amerika seyahatlerimde zorluk olmadı.
Turizmci ve gazeteci kimliğim engelleri kaldırdı ve kaldırıyor.
Fakat başkaları için çok zor.

Amerika’yı bizler ne kadar abartıyoruz. Son zamanlarda parası olan doğum yapmak için Amerika’ya koşuyor. Sanatçılar orada, zengin adamların eşleri orada. Niye? Amerika vatandaşı olsun diyeymiş. Yapmayın yahu Amerika vatandaşı olsa ne olur olmasa ne olur? Yine ifrit olduğum bir konu.
“Ooo Amerika’da eğitimini yaptı! Yapsın ne olmuş. Yahu bizim üniversitelerimiz onlardan aşağı mı, onların edinimleri bizlerde yok mu?
Hele birde orada eviniz varsa! Vay vay vay etrafınızdakilere hava atmanız artık şart!
“Benim L.A’daki evim yâda evimizde…” devam eden içinde böbürlenmeden, hava atmadan, burun bükmeden dolu bir sürü duygu bozukluğu içinde karşı tarafa aktarma şekilleri varki inanın ki anlayamıyorum.

Biraz tarihe bakın, biraz ilgilenin ve o kadar abartmayın.
Anlatacağım demiştim ya buyurunuz.

Bizim onların ilk gemilerini ele geçirmemizin üstünden 225 yıl geçmiş.
Maria adlı gemilerinin kaptanı Isaak Stevans’mış.
Öyle kolaymı hemen geçmek.
Bizki o zamanlar denizlerin hâkimiyiz!
Cezayir açıklarında dur bir dakika demişiz. Diyiş o diyiş. Amerika hemen daha iyisini, daha güçlüsünü yapmış.
Kaptan O’Brien’ın gemisi Dauphin’i Osmanlı yine karşılamış, dur demiş, yani akibet yine aynı! Bununla kalsa iyi ondan sonra peş peşe on bir gemi yani 11 ABD gemisi Osmanlı’nın eline geçmiş.
Amerika’yı bir telaştır almış. Daha iyisi yapıyorlar fark etmiyor, daha güçlendiriyorlar olmuyor.
Sonunda büyük kongre yani ABD Kongresi toplanmış. Tarih 27 Mart 1794’te demişlerki siz görürsünüz biz öyle gemiler yapacağız ki değil el koymak sizleri alt edeceğiz! Bunun için 700’ bin altını Başkan George Washington’a gemiler için harcama yetkisi vermişler.

Korkuları Osmanlı tehdidi…
Başarıları; güçlü Amerika donanmasını yapmak!

Eee gene olmamış, bu kadar para bu kadar çalışmışlık neticede bir şey yok!
Sonunda mecburen karar vermişler.
Osmanlı ile anlaşma yapmaya! Tarih 5 Eylül 1795’miş.

Anlaşma içeriği bayağı iyiymiş.
Cezair’deki esirlerin iadesi,
Atlantik ve Akdenizde ABD sancağı olan gemilere Osmanlı’nın dokunmaması…
Anlaşmada; Osmanlı’ya 642 bin altın ve yılda 12 bin Osmanlı altını (216 bin dolar) para ödeyecekleri yazılıymış.

Bayağı keyifli bir durum…
Burada çok önemli bir ayrıntı var.
Hani dünya genelinde yapılan anlaşmalar hep ingilizcedir ya. Bu anlaşma öyle değil. Koskoca Osmanlı’ya karşı böylesine bir anlaşmaya evet diyeceksin birde kendi dilindemi anlaşma hükümlerini yazacaksın! Olur mu?
Osmanlı bunu kabul eder mi? Etmez. Türkçe yazılıyor ve 22 maddeden oluşuyor.
Böylelikle, Amerika, yabancı dille imzalanan ilk anlaşmayı yapmış oluyor.
Bir ilk daha:
Yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul ettiğinin belgesini imzalıyor.
Yine böylelikle; Amerika vergiye bağlanmış olmuş.

Gelelim bu önemli belgeyi imzalayanlara!

ABD Başkanı George Washington,
Cezayir Beylerbeyi Hasan Dayı…

Dönemin Padişahı Üçüncü Selim tarafından muhatap görülmemiş!

Belge, Yale Üniversitesi’nin Hukuk Fakültesi arşivindeymiş.
Belge, ABD’nin iki asrı aşkın tarihinde yabancı dille imzalanan tek belge olma özelliği taşıyormuş.

Osmanlı ile ilgili olayları belki sıkça dile getiriyorum ama sebebim var, övünüyorum.
Şöyle bir zaman makinesine girsek de o dönemlere gitsek, acaba koşa koşa gidermiydik!
Bebeğimiz Amerikan vatandaşı olsun!
Şanımız yürüsün dermiydik.
Yarı zamanlı da olsa orada oturuyorum diye hava atabilirmiydik?
Koştururmuyduk, oralardan ev almaya veya yaşamaya!
Ne olursa olsun, nasıl para bulursak bulalım tek çocuklarımız oralarda okusun diye kendimizi helak edermiydik?
Gerçi ben hala neden böyle davranıldığına akıl erdiremiyorum ama bu onların bileceği iş diyorum ve aldırmıyorum.

Ah bizdeki yabancı sevdalılığı hiç bitmezki. Biz kendimizin yerini hiçbir zaman bilmiyoruz ki…
Biz önemliyiz, bırakalım bu Amerika özentisini, aslımıza dönelim. Atalarımız neler yapmış bir bakalım. Geçmişimizi iyice öğrenirsek kendimizi daha güçlü daha bilinçli hissederiz…
Ben öyle yapıyorum.
Tarihimizle övünüyorum.
Bizler çok önemliyiz. Bizlerden koca sultanlar, büyük devlet adamları yetişmiş.

Bir Fatih Sultan Mehmet, bir Mustafa Kemal Atatürk yetişmiş daha ne olsun ki…
Nazan Şara Şatana

Etiketler: »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

7+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Akülü araç kullanmayı hak edelim

    22 Ağustos 2017 Burgazadası, Büyükada, Heybeliada, Kınalıada, köşe yazarları, Manşet, Sedefadası

    Her beldede olduğu gibi Prens Adalarında da rahat ve huzurlu yaşayabilmeniz için verilen kurallara uyum sağlamamız yine bizim lehimize olacaktır. Son yıllarda hep konuşulan, hep tartışılan, yerel basında işlenen konulardan birisi de son yılların git gide artan ve insana fayda sağlamak yerine zarara uğratan akülü araçlardır. Bu araçlar, yaşlılar, hastalar, emekliler, marketlerin sipariş dağıtımı gibi işlerinde gereklidir. Diğer adalarda da sorunlar yaşandığını duyuyorum fakat ben yaşadığım Kınalıadanın sorununu dile getirmek istiyorum....
  • GÜVENDEN İKAMETE

    14 Temmuz 2017 köşe yazarları, Manşet

    Son Belediye seçimleri esnasında, hatta çok daha önceden, okuyucularımın hatırladıkları gibi, her yazımda ve her fırsatta adamızın yazlıkçılarını yazılarımla hatta şifahen de ikametlerini adaya almaları için ikaz etmiştim. O yıllarda, Prens Adalarının sağlık sorunları insanları bu konuda cidden engelliyordu. Bildiğiniz üzere, bu çok önemli konuda artık gelişmeler oldu. Gönül ister ki Adalarımızda tam teşekküllü bir hastanemiz olsun ve emek verenler ile çaba gösterenlerin önü kesilmesin. Tüm Prens Adalarının ve Kınalıadamızın sorunları artık ...
  • VATAN HAİNLERİ

    08 Temmuz 2017 köşe yazarları

    Dökülmeden tek tek; Gökteki yıldızlar. Kimse susturamayacak, Yankılanacak ezanlar.   Sura üflemeden İsrafil, Yandıkça gökteki kandil, Hainler hesap verecek, Ateş yağdıracak Ebabil.   Gölgesi var oldukça vatanın, Ahde vefası var, ulu Osmanlının. Kim ki ihanet ederse; Bağrı yansın, gözlerinden kan aksın.   Plevne'de kahraman Osman Paşa, Tuna nehri şahittir bu savaşa, Hainler tek millet olsa da; Mücadele farzdır, iman dolu her başa.   Hilafet sancağı emanetimizdir, ...
  • Deniz Seki

    06 Haziran 2017 köşe yazarları

    Sanatçı demek aydın kişi demektir. Sadece eserleriyle değil; hal, hareket ve davranışlarıyla da topluma yön veren kişidir. Şimdi bir sanatçı düşünün; Uyuşturucudan hüküm giymiş, İki buçuk sene içerde yatmış, Sonra da haliyle cezası bitince salıverilmiş. Buraya kadar olan her şey rutin birer gelişmeden ibaret, Olması gereken de bu zaten… Kimsenin kimseyi tekrardan yargılayıp ötekileştirmesine hakkı yok, gerek de yok. Kimsenin haddi de değil. Fakat buradaki durum biraz farklılık arz ediyor. Biz olaya eğitim açısından bakacağız. Oluştu...