Bir dilekçenin trajikomik hikayesi

Share

Bazen hayatı anlamanın iyi bir hikâyeden başka hiçbir yolu yoktur.

Hikâyenin etkisi yazardan okura bir şeyler iletmeli ve bu iletilenler, hikâyenin mükemmelliğinin ölçütü olmasıdır. Başlıktan anlaşılacağı üzere trajedi ve komedi içeren hikâyemizin gerçeklerle bağdaşması kurguyu tamamen ortadan kaldıran özgün tasarımıyla öğretici ve düşündürücüdür.

Ağustos sıcağının kavurucu etkisiyle sinirlerin gevşediği, oto kontrolün kaybolduğu bir zaman diliminde, bir perşembe günü. Adalar Belediyesi yaz sezonunun ortasında her zamanki gibi adalara gelen günübirlik ziyaretçilerle nasıl bas edeceğini düşünedursun, kadronun değişmesiyle durumdan vazife çıkaranlar Büyükşehir zabıtalarından yardım ister ve çalışmalar başlar. Tabi plan, proje ve yol haritası olmayan bu çalışma bir gövde gösterisine dönüşür. Başı ve sonu belli olmayan bu hengâmede amaçtan sapılmış, dost alışverişte görsün hesabına dönmüştür. Nerden başlamalı, nerde bitirmeliyiz dahi düşünülmeden Adalar’ın yaramaz, haşarı çocuğu Kınalıada’dan start verilir. Akülü diye tabir edilen (Adaların geç gelen sakinleri teşbihi sever) araçların toplanma işine döner. Lakin kimse, zabıtalar dâhil ne, nasıl, ne zaman ve ne şekilde yapacağını bilemediğinden çalışma, çatışmaya döner. Akülüsü alınan bir kınalıda sakini de soluğu Zabıta karakolunda alır. Çiçeği burnunda memurumuz yardımcı olmak ister bir acıdan, diğer acıdan da vatandaşı oyalayıp göndermektir niyeti. Vatandaş çetin ceviz çıkınca durumdan vazife çıkaran zabıta bey kendi telefonuna sarılır, beyaz masayı arar. Durumu anlatır, vatandaşa telefonu verir. Vatandaş başlar anlatmaya aracı nasıl kurtarırım diye. Beyaz Masa görevlisi tabi ki işin içinden çıkamaz ilgili yere şikâyetinizi iletiyorum der ve talep oluşturur. Talebi de memurun telefonu olduğu için onun üzerine açar. Memur durumdan bihaber nasılsa sorundan kurtulmuştur. Topu taca atmış, su molasına dönmüştür. Vatandaş çözüm bulamamakla birlikte memur bey de durumdan kurtarmıştır. Buraya kadar her şey normal seyrinde devam ederken hikâyemizin nirvanaya ulaştığı o ana gelelim. 19 ağustos sabahı bir yazıyla memur bey şoku yaşar. Kendi namına hitaben zabıta müdürünün imzasıyla yazılmış resmi cevap eline ulaşır. Yazıda Müdürümüz memurunu yerden yere vurmuş bilgisizlikten tutun da had bildirmeye kadar sayfayı doldurmuş, yetmemiş yüklemi de 2. Sayfaya taşırmıştır. Cevabin içeriğine geçmeden memur beyin tez canlılığı olayı kendine yapılmış bir had bildirme gibi görmüş, derhal ortalığı ayağa kaldırmış. Ben yazmadım, yazanı savcılığa vereceğim, iftira bu şeklinde. Tabi bu tavrına neden olan zabıta müdürünün önceden beri devam eden mobingleri hatta memurun fotoğrafını çekip korkutarak sindirmeye çalışması vs. hikâyenin konusu dışında. Ortalığı ayağa kaldıran memur bey sonunda biraz düşününce durumu açıklığa kavuşturur ama ok yaydan çıkmıştır. Şikâyet talebini önünde gören zabıta müdürü de şimdi istediği fırsat eline geçmiş, yanındaki çantadaki sadık horozunun ibibiğini okşamaya başlamıştır. Daha önce uğraşıp ta çeşitli entrikalar düzenleyip baş edemediği memurunu yola getiririm diye düşünmüş. Düşünmüş düşünmesine de nasıl yapacağına aklı erememiş. İşte tam o esnada imdadına yaveri, ortağı kısacası Cumali’si yetişmiş. Müdürüm siz bana bırakın ben şimdi bir cevap yazarım ki 1 ay kendine gelemez demiş. Evet sevgili okuyucular buraya kadar her şey normal gözüküyor. Çünkü burası Adalar Belediyesi şaşırtmaz kimseyi bu komedi.

Gelelim durumun trajedi kısmına. Biraz da ne yazmış acaba diye merak etmiyor değilsiniz. Bende en az sizin kadar merak ettim. Merakım şu ki; acaba kendi memuruna, bizzat işi yapmakla zorunlu olan kişi yaptığından şikayetçi olursa ne olur? Adalarda yaşayanlar olarak her duruma aşina  vatandaşlar olarak hangi kurumdan olursa olsun aldığımız hiçbir cevapla tatmin olamayışımız ortak noktamız. Sorun bizlerde mi yoksa cevap verenlerde mi ?

Diyor ki girizgah bölümünde ; “Özel konumu ve tarihi dokusu Adalar ilçemiz” yani nerede çalıştığının farkında mısın memur bey? Sonra gelişme bölümünde yetersiz memur sayıları, imkansızlıklar, adaya gelen abartılmış üç milyon ziyaretçi, wow! dedim içimden tabi ki. Sanki tüm belediye zabıtadan ibarette başka herkes Almanya’ya kaçmış. Devam etmiş kültürel, tarihi doku unutulmamış pekiştirilmiş “eşi ve benzeri bulunmayan” ifadesi de üstüne basa basa tekrar edilmiş. Memur şu ana kadar hay benim akılsız başım, yakınma demiş müdürüm ben nasıl bir halt ettim, diye düşünmeden edememiştir. Bitmedi sıra üstünü altını süsleme de. Akülü araçların varlığı, önlemez çoğalışı, izinsiz olması derken plaka icat eden de her yıl tescil deyip para toplayan da ta kendisi olunca çok manidar oluyor da hadi orasını ulusal basına çıksa da duymamazlığa verelim diyor devam ediyoruz. Hemen yapıştırıyor Karayolları Trafik Kanunu 73. Maddeyi alıntı yapıyor, men diyor atıyor topu emniyete. Bakalım öylemi. Google amcaya sorduk. Dedik ki neymiş bu 73. Madde aynen kopyalıyorum. “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme: Madde 73 – (Değişik birinci fıkra: 17/10/1996-4199/27 md.) Karayolunda araçların kamunun rahat ve huzurunu bozacak veya kişilere zarar verecek şekilde saygısızca sürülmesi, araçlardan bir şey atılması veya dökülmesi, seyir halinde sürücülerin cep ve araç telefonu ile benzer haberleşme cihazlarını kullanması yasaktır. (Değişik:18/10/2018-7148/24 md.) Seyir hâlinde cep ve araç telefonu ile benzer haberleşme cihazlarını kullanan sürücüler 235 Türk lirası, maddenin diğer hükümlerine uymayanlar 108 Türk lirası para cezası ile cezalandırılırlar.”  Nerde akülü, nerede adalarda trafik. Adalarda karayolu var da biz mi bilmiyoruz. Hadi onu geçtik yazıyı kaleme alan arkadaş hiç bakmış mı bu kanunu da yazmış meraklar içerisindeyim. Burada men nerede onu da anlamakta güçlük çekiyor takdiri sevgili okuyuculara bırakıyorum.

Son olarak demiş ki; “Ayrıca 657 Sayılı kanuna göre uygulamada bu işlemleri icra eden bir memur olarak mevzuatları bilmeniz gerekmektedir” yani ben bilmiyorum ama sen bilmelisin, ben saçmalarım o yüzden bilene yazdırdım o da uçmuş ama sen yine de bilmelisin. İnanın Adalar Belediyesinde çalışan zabıtalarımızın işi gerçekten zor hele vatandaşların! Karayolları Trafik Kanununu Adalar’da olmayan karayollarında bilinmesi gereken kanunlardan mıdır onda da şüpheliyim. Ama memur bilmeli değil mi her seyi. Bilhassa cevap veren makamlarda oturanlar.

Adalar’da yaz boyu sıkça gördüğümüz İBB yol bakım araçlarının dışında T.C. Karayollarının turuncu araçlarını göreceğiz çok yakında. Bu kadar araçlar arasında emniyet yeni bir geçiş üstünlüğü konusunda mahir zabıtamızın engin bilgilerine başvurarak Adalar’a özel, eşi benzeri bulunmaması için; 1. Fayton 2. Bisikletler (Plakalı Olanlar) 3. Akülüler (Tabiki Plakalı Olanlar) 4. Zabıta araçları 5. Ambulans 6. Yayalar (onlarda deniz üzerinden gecenler) şeklinde düzenlenmesi yerinde olur.

Sonuç olarak son tahlilde değerlendirmem odur ki;  Adalar Belediyesine soru, şikayet göndermeyin aklınızla dalga geçilmesini istemiyorsanız biraz araştırın kendiniz bulun. Doğru her yerde doğrudur, izleyin. Hakkınızı aramaktan hiçbir zaman geri durmayın. Kalın sağlıcakla.

                                                                                                        N.A.