DOLAR 8,0537
EURO 9,6638
ALTIN 452,031
BIST 1411,26
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 14°C
Sağanak Yağışlı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: “Bildiri kesinlikle art niyetli”

06.04.2021
A+
A-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, değerlendirme toplantısının ardından yaptığı açıklamada “Bildiri kesinlikle art niyetli” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, değerlendirme toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. Konuşmasında, “Bildiri kesinlikle art niyetli” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçmişi darbelerle dolu ülkede bir gece yarısı 104 emekli amiralin böyle bir girişimde bulunması kabul edilemez” ifadelerini kullandı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Değerlendirme Toplantısı düzenlendi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki toplantı, 2 saat 10 dakika sürdü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem kesinlikle art niyetli bir girişimdir. Emekli amirallerin vazifesi 104 tanesi bir araya gelerek siyasi bir tartışma konusunda darbe imaları içeren bildiriler yayınlamak değildir. Emekli amiral sıfatıyla da olsa böyle bir girişim, kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik bir bühtandır.” dedi.

Erdoğan şunları söyledi:
“Hiçbir emekli kamu görevlisinin topluca böyle bir yola tevessül etme hakkı yoktur. Buna ifade özgürlüğü diyemeyiz. İfade özgürlüğü, seçilmiş yönetimi darbeyle tehdit eden cümleleri kapsamaz. Türkiye’de demokrasiye yönelik her saldırı, bu tarz bildirilerin ardından gelmiştir. FETÖ’cü hainlerin darbe girişimine karşı milletimizin yanında yer alırken görmedik. Yayınlanan bildiriyi özellikle dikkate alıp gereken her tedbiri uygulama kararlılığımızı ortaya koyuyoruz. Bu meseleyi siyasi istismar aracı haline getirmek isteyenler çıkacaktır. Onlarla sandıkta hesaplaşacağız. Milleti ve milletin seçtiği yönetimi tehdit etme cüretini gösterenlere hadlerini yine milletimizle göstereceğiz. Montrö’nün ülkemize sağladığı kazanımları önemli görüyor, daha iyisi için imkan bulana kadar bu sözleşmeye bağlılığımızı sürdürüyoruz. Eski diplomatlardan, eski milletvekillerinden ülkemize karşı husumetleriyle bilinen sözde aydınlardan oluşan kimi kesimler, bir süredir benzer söylemlerle yasamayı, yürütmeyi ve yargıyı hedef almaktadır. Üstelik bunların çoğu da ülkede dikili taşı olmayan, millete zerre faydası dokunmamış kişilerdir. Ana muhalefet partisini demokrasiden yana tutum almaya çağırıyoruz. Amaç Montrö Sözleşmesiyle ilgili tartışmaya katkı sağlamaksa bunun mecrası bildiri yayımlamak değil, akademik dünyada görüş ifade etmektir. TSK’nın disiplin anlayışıyla bağdaşmayacak fotoğraf veren askere olumlu bakmadık, bakmayız. Münferit bir hadise olduğu açıkça bellidir.”
“Montrö Sözleşmesinden çıkmayla ilgili halihazırda ne bir çalışmamız ne de böyle bir niyetimiz vardır.” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ama gelecekte bu ihtiyaç ortaya çıkarsa, ülkemizi daha iyisine kavuşturmak üzere her sözleşmeyi gözden geçirmekten de çekinmeyiz.” şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin milli egemenlik haklarını tahkim edecek bu projeye karşı çıkanlar, en büyük Atatürk ve cumhuriyet düşmanıdır.” ifadelerini kullandı.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Az önce yaptığımız toplantıda iki gündür ülkemizi meşgul eden bir meseleyle ilgili tartışmaları ayrıntılarıyla değerlendirdik. Her şeyden önce bir gece yarısı gerçekleştirilen bu eylem üslubu, yöntemi hem de yol açacağı açıkça belli olan tartışmaları itibariyle kesinlikle art niyetli girişimdir. Emekli amirallerin vazifesi bildiri yayınlamak değildir. Hiçbir kamu görevlisinin topluca böyle bir yola tevessül etme hakkı yoktur. Bu dönemde Suriye, Libya, Doğu Akdeniz’de verdiğimiz mücadelede bir araya gelerek ülkeleri için destek bildirisi yayınladıklarını görmedik. FETÖ’cü hainlerin başlattıkları 15 Temmuz darbe girişimine karşı milletimizin yanında yer almalarını da görmedik.

Ülkemizin hak ve menfaatleri aleyhine medyada verdikleri görüşleri ve duruşu sergilediklerini görmedik. Kesinlikle ifade özgürlüğü meselesi değildir. Bir kısmı aynı görüşlerini siyasi zeminlerde, medyada uzun süredir dile getirmektedir. Bu eylem kesinlikle art niyetli bir girişimdir. Geçmişi darbe ve bildirilerle dolu bir ülkede bir gece yarısı 104 emekli amiralin böyle bir şeyi yapması asla kabul edilemez. Bunun adı ifade özgürlüğü değildir. Emekli amiral sıfatıyla da olsa böyle bir girişim kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik bir bühtandır. Bu tür ifadeler dünyanın her yerinde demokrasi, hukuk devleti, milli iradenin üstünlüğüne saldırı olarak kabul edilir.

Bildirinin milletimiz nezdinde bu derece sert tepki görmesinin büyük sebebi çok daha büyük bir kampanyanın parçası olarak algılanmıştır. Bir süredir benzer söylemlerle yasamayı, yargıyı, yürütmeyi hedef almaktadır. Bunların çoğu da dikili taşı olmayan, millete zerre kadar faydası olmayan kişilerdir. Siyasetçilerimizden maalesef bu kampanyaya destek vererek adeta kendilerini inkar etmektedirler. Tüm siyasilerin en yüksek sesle karşı duruş sergilerini, bu noktadaki duruşlarını güçlü bir şekilde beklerdik. Eğer böyle yapmış olsalardı burada bugün milli iradeye verdikleri destek için teşekkür konuşması yapacaktım. Demokrasi karşıtı tüm bildirilerin özellikle arkasında er alan zihniyet bu defa safını aynı istikametle belirlemiştir. Ana muhalefet partisini bir kez daha demokrasiden yana tutum almaya çağırıyorum. Milli iradeden yana tavır koyan tüm siyasi parti liderlerine, temsilcilerine, yargı kurumlarına, üniversitelere ve sivil toplum kuruluşlarına şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Bizim muhatabımız doğrudan milletimizdir. Milleti ve milletin seçtiği yönetimi tehdit etme cüretini gösterenlere hadlerini yine milletimizle birlikte göstereceğiz. Bazılarının yapılan işi ‘bunda büyütülecek ne var’ diyerek küçümseme yoluna gittiklerini görüyorum. Türkiye’de demokrasiye yönelik her saldırı bu tarz bildirilerin ardından gelmiştir. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül’de hükümetleri tehditle sindirmeye çalışmışlardır. 28 Şubat’ta ülkenin meşru yönetimine pervasızlıkla saldırmaya kalkışmışlardır. 15 Temmuz gecesi silahlı darbe denediler. Milletimizin şanlı direnişi karşısında gün ağarırken kuyruklarını kıstırıp kaçmak mecburiyetinde kaldılar. Yayınlanan bildiriyi özellikle dikkate alıp, gereken her tedbiri uygulama kararlılığımızı ortaya koyuyoruz. Bu meseleyi siyasi istismar aracı haline getirmek isteyenler çıkacaktır. Onlarla da sandıkta hesaplaşacağız. Milletimizin kimin demokrasinin, hukuk devletinin yanında durduğunu kimin darbeci ve vesayetçilerin koltuğuna girdiğini görüyor. İnşallah istikbal ve istiklal yolunda verdiğimiz mücadelenin neticesini hep birlikte takip edeceğiz. Yapılan açıklamada iki temel iddia ortaya konmaktadır. Birincisi Montrö anlaşmasının tartışmaya açılması, ikincisi ise basın ve sosyal medyada yer alan bazı görüntülerdir.

Yapılan açıklamada 2 temel iddia ortaya konmaktadır. 1. Montrö anlaşmanın tartışmaya açılmasıdır. 2. basında yer alan bazı görüntülerdir. Boğazların statüsüyle ilgili sorunların çözümü sonraki yıllara bırakılmıştır. 1936 yılında boğazlarla ilgisi olmayan devletler Montrö sözleşmesini imzaladık. Dönemin şartlarında önemli bir kazanımdır. Boğazlardaki gemi trafiğinin yer yer seyir trafiğini tehdit edecek olması da meselenin ayrı boyutudur. Daha iyisi için imkan bulana kadar bu sözleşmeye devam ediyoruz. Bu sözleşmeyle ilgili diplomaside medyada bir çok görüş ortaya konulmuştur. Bugün de sözleşme tüm boyutlarıyla tartışmaya devam etmektedir. Hiç kimse akademideki medyadaki tartışmalar sebebiyle kimsenin yakasına yapışmamış, meseleyi farklı mecralara çekmeye çalışmamıştır. Fakat önceki gece yayınlanan bu bildiri bu kapsam dışındadır. Bu bizim egemenlik mücadelemizdir. Peki biz İstanbul Boğazı’nda egemen miyiz, maalesef. Bilhassa Kanal İstanbul boğazdaki egemenliğimizi tahsis edecektir. Vazifem, Türkiye’nin ve milletinin hak ve menfaatleri ne gerekiyorsa onu yapmaktır. Montrö’den çıkmakla ilgili bir çalışmamız yoktur. Fakat gelecekte böyle bir sonuç çıkarsa önümüze gelen her şeyi detaylıca değerlendirmekten de kaçınmayız.

Esasen imzaladığımız tarihten beri bu sözleşmeyle ilgili akademi, medya, diplomasi, askeri cenahta pek çok görüş ortaya konmuştur. Bugün de sözleşme tüm boyutlarıyla tartışılmaya devam etmektedir. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı aldığı günlerde Meclis Başkanımıza Montrö örneği verilerek bir soru yöneltilmiştir. Kendisi de hukukçu olan Meclis Başkanımız tamamen teorik olarak konuyu izah etmiş, fakat Montrö’den çekilme durumunun olmadığını açıkça beyan etmiştir. Şayet amaç Montrö sözleşmesi tartışmaya katkı sağlamaksa bunun mecrası bildiri değil, akademik dünyada, medyada görüş ifade etmektir. Nitekim bu zaten yapılmaktadır. Hiç kimsenin bu yüzden yakasına yapışılmamıştır. Önceki gece yayınlanan bildiri bu çerçeve d ışında yayınlanan belgedir. Kanal İstanbul ile Montrö arasında kurulan bağ da temelden yanlıştır. Türkiye İstanbul boğazındaki ağır deniz yükünü Kanal İstanbul’la hafifletirken tamamen kendi egemenliğindeki alternatife kavuşmuş olacaktır. Şu anda İstanbul Boğazı’nda egemen miyiz? Maalesef. Bir başka ifade ile Kanal İstanbul Boğaz’daki egemenlik haklarımızı güçlendirecektir.

Böyle bir projeye karşı çıkanlar en büyük Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarıdır. Cumhurbaşkanı ve ülkenin en büyük partisinin genel başkanı olarak vazifem Türkiye’nin hak ve menfaatleri neyi gerektiriyorsa onu yapmamdır. Montrö sözleşmesinden çıkmayla ilgili bir çalışmamız yoktur. Bildiride ikinci mesele konusunda ise şu hususları buradan milletime duyurmak istiyorum. Biz geçmişte cübbeleriyle seçilmiş hükümete karşı düzenlenen mitinglere katılan rektörlere demokrasi ve hukuk adına karşı çıkmıştık. Cübbeleriyle brifinglere iştirak eden yargı mensuplarını demokrasi ve hukuk adına eleştirmiştir. Üniformalarıyla milli iradeyi çiğneyen askerlerin yaptıklarını demokrasi ve hukuk adına eleştirmiştir. TSK’nın disipliniyle bağdaşmayacak fotoğraf veren askere olumlu bakmadık, bakmayız. Bunun münferit bir hadise olduğu açıktır. Söz konusu fotoğrafı yayınlandığında TSK idari bir soruşturmayı başlatmıştır. Milli Savunma Bakanlığımız kendi üzerine düşeni mutlaka yapacaktır. Bunu bir bildirinin bahanesi olarak kullanılmasını kesinlikle art niyetli görüyoruz. Milli Savunma Üniversitemizi laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları içine çekmeyi taşıyanlar da sinsi gayeler taşıyor.

Geçmişte ‘Genç Subaylar Rahatsız’ diyenlerin işi emekli amirallere havale ettikleri anlaşılıyor. Demokrasi ve hukuk içerisinde çözülecek meselelerin, darbe imalı bildirilerin bahane edilmesi siyasi otoriteye rağmen anayasaya bağlılık değil açık tehdittir. Bu tartışma bile başlı başına Türkiye’nin darbe dönemlerinin ürünü bir anayasadan yeni ve sivil bir anayasaya geçiş işlemlerinin ispatıdır. Milletimizin ve özellikle gençlerimizin morallerini bozacak hiçbir hareketi müsamaha ile karşılayamayız. Çarşamba günü Türkiye ekonomisinin salgın şartlarında hangi başarılı işleri ortaya koyduğunu milletimizle paylaşacağım. Şu anda 104 kişinin içerisinde bizzat CHP’nin üyesi olan kendisi karısı yeğeni, oğlu şusu busu olanlar var. Bunları da yakın zamanda yazılı ve görsel medyada göreceksiniz. Bu işin merkezinde aslında ana muhalefet partisinin ta kendisi var. Biz ekonomide bir şeyi konuşuyoruz. Bunu açıkladım. Türk ekonomisini yatırım, istihdam, üretim ve ihracat temelinde büyütmeyi, çok daha iyi yerlere götürme mücadelesi vermeyi sürdüreceğiz.

Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüleyin