Endülüs’te yetişen meşhur tıp âlimi

Endülüs’te yetişen meşhur tıp âlimi

Endülüs’te yetişen meşhur tıp âlimi

 

Halef bin Abbâs ez-Zehrâvî

 

Bu gün tanıtacağım İslam bilim adamını tıp alanında, cerahhi anlamda çok ünlü bir âlim. Batılılar onu; Ebü’l-Kâsis, Bukasis ve Al-Zahravivs olarak biliyormuş.

Zehravi; İlim ve kültür seviyesi en yüksek olan Kurtuba Üniversitesinde öğrenim görmüş.
Tıp ilminin nazarî ve tatbikî sahalarında derinleşerek söz sahibi olmuş.
Endülüs Emevî halifelerinden Üçüncü Abdurrahmân ile sonra yerine geçen İkinci Hakem devrinde saray doktoru olarak çalışmış.
Hükümdarların özel tabibi olmuş.

Yazılarımızda hep diyoruz ya, bizim âlimlerimizin açtığı yollarda Avrupalılar gitmiş, onlar kendilerini çok anlatmışlar, öyle bir hale gelmiş ki İslam âlimlerinin ilimlerinden birçoğuna sahiplenmişler, ya da esinlenmiş onun üzerinde çalışarak geliştirmişler.
Zehravi oldukça önemli bir bilim adamı. İslam âleminde de tıp alanında yetişen çok önemli âlimlerimiz var. Zehravi’nin farkı cerrah olması. Cerrahinin bir ilim haline gelmesini sağlaması…
Zehravi ameliyatlar yapmış. Yeni metotlar, aletler keşfetmiş.
Düşünebiliyor musunuz: Rönesans hareketinde Zehravi’nin de büyük etkisi olmuş.
Onun yaptıklarından bazılarını buraya aktarabilirim.

Günlük acil hâllerde cerrahi usullerini başarı ile tatbik etmiş, burun ameliyatları yapmış.
Gümüş nitratı kullanmış.
Dağlama yoluyla da önceleri hiç yapılmamış birçok cerrahi tedaviyi başarmış.
Eczacılıkla uğraşmış. Çok araştırmalar yapmış.
Zehrâvî, din ve fen ilimlerini de tahsil görmüş.

Bunlar onun yaptıklarının ilk başlardaki çalışmaları…
Zehravi sonrasında inanılmazlara imza atmış.

Zehravi’nin yaptıklarını tek – tek yazmak mümkün değil nerede ise… O çok büyük bir tıp adamı. Onunla ilgili bir yazıyı aynen aktarıyorum.

O, cerrahi uygulamalarda çok hassastı. Ameliyatlarda kullandığı âletleri kendisine has bir metotla mikroplardan temizledikten sonra kullanıyordu. Bu işte bilinen ve Maddet-üs-safra denilen bir maddeden faydalandı. Günümüzde yapılan araştırmalar bu maddenin bakterileri imha edici özelliğe sahip olduğunu ispatlamıştır.

Zehravi’nin en çok meşgul olduğu ve çağdaşlarını da en fazla yoran hastalıklardan biri kanserdi. Onun bu hastalık için ortaya koyduğu tedavi usulleri günümüze kadar uygulana gelmiştir. O, akciğer iltihaplanmaları üzerinde çalışmış ve ameliyatla göğsü yarıp dağlama yoluyla bunu tedavi etmeyi başarmıştır.

Böbrek taşlarını düşürme ve ameliyatla çıkarmayı ilk defa gerçekleştiren yine odur.

Yaptığı ameliyat günümüz operatörlerininkiyle aynıydı. Göz, kulak, burun, boğaz ve diş cerrahisinde önderlik etti ve ilk defa fıtık ameliyatını gerçekleştirdi.

Kadın hastalıkları dalında yeni usul ve âletlerle büyük gelişmeler kaydetti.
Çocuğun ters doğumuna müdahaleyi ilk defa o tavsiye etti.
Bu metod doğuma çok yardımcıydı.

Zehravi’den asırlar sonra Stuttgartlı Jinekolog Walcher (1806–1935) bu yolu kullanmaya teşebbüs etti ve Müslüman bir ilim adamının buluşu olan bu usul, Avrupalı bir hekime mal edilerek Walcher Durumu adıyla meşhur oldu. Vaginal taş ameliyatını tıp dünyasına kazandırarak, doğumda büyük bir yardımcı olan kolpeurynter âletini yaptı.

Ebü’l-Kasım Zehrâvî, ameliyatlarda kendine has anestezi metotlarını tatbik etti ve bunun için banotundan faydalandı.

Mafsal iltihaplarını tetkik ederek, tedavisi üzerinde durdu.
Varis, yani damar genişlemesi hastalığı üzerinde çalışmalarda bulundu.
Poliplerin çıkarılmasında çengel uyguladı ve bir hizmetçisine başarılı bir trakeotomi ameliyatı yaptı.
Fransız cerrahı Pare’yi şöhrete ulaştıran ve 1552 senesinde ilk defa onun tarafından yapıldığı sanılan, büyük damarların bağlanmasını altı asır önce Zehrâvî gerçekleştirdi.
Ameliyat sırasında mum ve alkol kullanarak kanamayı durdurmayı başardı.

Pratisyen cerrahlara sun’i dikişi, kürk dikişi, karın yaralarında sekiz dikişi, bir ipliğe geçirilen iki iğneli dikişi, bu münasebetle kedi bağırsakları ile yapılan dikişi, barsak ameliyatında kalkük kullanmayı öğretti.
Bütün ameliyat dikişlerinde, özellikle karın çukuru altındaki cerrahî müdahalelerde, ilk defa havsalayı (kalça boşluğunu) yatakta yüksekte tutan o oldu.

Yirminci asrın başlarında Alman cerrahı Friedrich Trendelenburg (1844–1924), Zehrâvî’nin bu buluşuna sahip çıkıp kendine mal etmiş.

Zehrâvî ayrıca birçok diş operasyonlarını tarif etmiştir.
Bunlar arasında diş çekme, tespit etme, kökünü besleme ve takma dişle ilgili bilgiler vermiştir.
Diğer metallerin ağız içinde kimyasal reaksiyona (tepki)gireceğini düşünerek altın tel kullandı.
Demir, bakır ve altından yapılmış cerrahî âletlerini esaslı bir şekilde geliştirdi.

Cerrahî ameliyatlarda dikişler için kullanılacak ipek ipliği imal etti.
Burun içindeki fazlalık et parçalarını temizleyip almak için ilk defa senanin denilen orijinal bir âlet yaptı.

Yine ilâçları mesaneye vermek için madenî şırıngayı ilk defa o yapıp kullandı.

Ebü’l-Kasım Zehravi’yi meşhur eden ve Avrupa’da cerrahînin temeli olan Te’lif adlı eseridir. İki ciltten meydana gelen eser 900 sahifedir. Eserin asıl adı Et-Tasrif Limen Acize an’it-Telif’tir.

Telif’in seksenden fazla yazma ve basılı kopyası vardır. Birçok defa Latinceye ve İbraniceye tercüme edildi.
Eserin birinci ve ikinci kısımları 1519 senesinde Ausburg’da Lâtince olarak basıldı.

Cerrahî ile ilgili cüz’ü, meşhur Gerard de Cremona tarafından Lâtinceye tercüme edilmiştir.
Bu bölümü Fatih Sultan Mehmed Han zamanında Amasya Hastanesi başhekimi Sabuncuzade Şerefeddin tarafından bazı ufak tefek ilâvelerle Cerrahiye-i İlhaniye adıyla Türkçeye tercüme edilmiştir.

Avrupa’da cerrahînin temelinin atılmasına sebep olan bu eser, Salerno, Montpelleier ve diğer Avrupa tıp fakültelerinde asırlarca ders kitabı olarak okutulmuştur. (alıntı)

Bir not daha:
Endülüs’ün Zehra şehrinde doğan Zehravi, İslam dünyasında ve Batı dünyasında cerrahiyi konu edinen son bölümüyle tanınan el-Tasrif adıyla bir eser hazırlamıştır. Dönemin cerrahi ile ilgili bilgilerini özetlemiş, tecrübe edinmek için canlı hayvanlar üzerinde ameliyatlar yapılması gibi yeni görüş ve yöntemleri tıp dünyasına kazandırmıştır.
Bu nedenle el-Tasrifin cerrahi ile ilgili son bölümü, Cremonalı Gerard tarafından Latinceye çevrilmiş ve 1497de Venedik’te, 1541de Baselde ve 1778de ise Oxford’da basılarak çoğaltılmıştır. (alıntı)

Geçenlerde böyle alıntıların ağırlıkta olduğu bir yazıyı siz okurlarımla paylaşmıştım.
Okurlardan biri beni eleştirmiş, ‘başka yerden almış buraya aktarmış, buna da yazı yazıyorum’ demiş.
Ben bu eleştirileri de göze alarak, İslam bilim adamlarını öğrenebilmemiz için onları doğru tanıyabilmemiz için gerekirse tümünü alıntı olarak çalışacağım yazıları sizlere aktarmaya devam edeceğim.
Bu araştırmaları yapmadan önce İslam âleminde bu kadar önemli bilim adamların varlığından haberim yoktu.
İyi ki böyle bir araştırma yapmışım.

Nazan Şara Şatana

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz