Hz. Muhammed ve Savaş Etiği

Hz. Muhammed ve Savaş Etiği

Savaşın, son çare olarak başvurulması gereken bir durum olduğu, başka yollar varken bu yola girişmenin yanlışlığı, harp esnasında etraftaki sivil varlığa zarar verilmemesi gibi esaslar; dün olduğu gibi bugün de güncelliğini koruyan önemli kıstaslardır. İnsanlığın bu son saatinde bunca kan ve gözyaşı arasında gözlerden uzak kalmaması gereken bir isim Hz. Muhammed (s.a.s.); ve en önemli kıstas ise O’nun bıraktığı savaş ahlakıdır.

Melhame kelimesi savaş ve kıtâl demektir. Melâhim de bu kelimenin çoğuludur. Muhârebe ve cenk yerlerine verilen bir addır. Siyer âlimleri, Hz. Muhammed’in başında bulunduğu seferlere gazâ ve gazve Hz. Muhammed’in bizzât bulunmadığı seferler de buas ve seriyye diye isimlendirirler. Hz. Muhammed bizzât on dört gazâya katılmıştır. Bedir, Uhud, Ahzab, Beni Kurayza, Beni Mustalik, Hayber, Feth-i Mekke, Huneyn ve Tâif gazvelerinde düşmanla savaşmıştır.

İstatistikler incelenecek olursa görülecektir ki bu mücadelelerde silah kullanma ve kan akıtma yoktur. Hz. Muhammed ancak Medine’ye gittikten sonra savaş açmaya başlar ki bundan on yıl sonra vefat etmiştir. İşte bu on yıl içerisinde gerçekleştirilen fetihler 3 milyon kilometrekare eder. Bu fetihler sırasında düşman içerisinden her ay ortalama iki kişi bile öldürülmüş değildir. Müslümanların kayıpları ise bundan bile azdır. Savaş alanlarında ölen iki-üç yüz insana karşılık milyonlarca kilometre toprağın fethedilmesi insanlık tarihinde alışılmamış ve hiç rastlanmamış bir durumdur. Zira Hz. Muhammed’in 10 sene içerisinde gerçekleştirdiği fetihlerde iki tarafın da ölen sayısı 400 ü geçmeyecektir. İnsan hayatına bu şekilde değer verilmesi daha sonra gelen dört halîfe zamanında da devam etmiştir..

Harp literatürünün önemli kaynaklarından Sun Tzu’ya ait Savaş Sanatı adlı eserde de, aynı değerler bulunulur:

Savaşların tümünde savaşarak zapt etmek en üstün başarı demek değildir. Üstün başarı, düşmanın direncini savaşmadan kırmaktır. Akıllı lider, düşman ordusunu savaşmadan, düşman kentlerini kuşatmadan ele geçirmesini bilir.” Hz. Muhammed’in savaş etiği ise hiç bir tarihçinin tahayyül edemeyeceği kadar derin ve somut bir gerçekliği ise şöyledir:

Bedir harbi sonrası Kureyş müşrikleri, kendi reislerinin ve arkadaşlarının ölümlü bedenlerine dahi saygı duymamış, cesetlerini savaş meydanında bırakıp kaçmışlardı. Hz. Muhammed, din düşmanı, kan düşmanı ve can düşmanı olan müşriklerin savaş meydanlarında bulunan cansız bedenlerine saygı duymuş, gömülmesini emretmiş, Kendileri de, bu işe bizzat mübaşeret etmiştir.

Bir yanıyla İslam’ı referans alarak kurulduğunu iddia eden IŞİD, hiç görülmemiş bir şekilde kan ve gözyaşı akıtmıştır. Sebep olduğu yıkım ise, hiçbir şey ile kıyaslanamayacak kadar ürperticidir. Gittiği yerlere şiddet ve vahşet götüren IŞİD’in bütünüyle Barış ve düzen demek olan İslam’ı, şiddetten nefret eden ve kılıcında bir damla kan olmayan Hz. Muhammedi refere etmeye hiç bir hakkı yoktur. Çünkü, Hz. Muhammed’in etiğinde ve İslam’ın öğretisinde şiddet, anarşi ve saldırganlık hakim değil, sabır, hoşgörü ve tevekkül anlayışı hakimdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz