İbn-i Batuta islam gezgini

İbn-i Batuta islam gezgini

İbn-i Batuta islam gezgini

Seyahat etmeyi sevmeyenimiz var mıdır bilmiyorum ama ben çok severim. Yeni yerleri görmeyi, kültürlerini bilmediğim, yaşamlarına şahit olmadığım insanlarla tanışmayı, yaşadıkları yerleri, yaşam şekillerini görmeyi sevenlerdenim. Elime geçen fırsatlarda da bol bol gezmeye çalışırım.

Eski seyyahları araştırdığımızda Evliya Çelebi gelir aklımıza ki sadece gezen değil gezdiklerini yazan biri olarak da makbulümüzdür. Dünyanın çeşitli kültürlerini, alışkanlık ve adetlerini hatta yaşamdaki malzemelerini bir çok ülkeden bir çok ülkeye taşıyarak, anlatarak bildiğimiz bir büyük seyyahta Marco Polo’dur.

Elbette bir çok seyyah daha vardır ama gittikleri yeri yazanlar çok değil. Tabi eski zamanlardan söz ediyorum.

Sonra şöyle bir soru geliyor aklımıza:

İlk seyahatnameyi kim yazmıştır?

Orta Çağın en büyük seyyahı kimdir dediğimizde:

İbn-i Batuta, Orta Çağın en büyük seyyahı ve Rıhlet-ü İbn Battûta diye bilinen seyahatnamenin yazarı çıkıyor karşımıza.

İbn-i Batuta’nın asıl ismi, Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed İbrahim’miş. 1304’te Tanca’da doğmuş. Hukuk ve din tahsilini de burada yapmış.

Seyahatleri sırasında İslami iyi bilen biri olarak halkın ve ileri gelenlerin dikkatlerini çekmiş, ona göre ilgi görmüş. O zaman karar vermiş, İslam alemini tanıyacakmış. Maceracı bir ruha sahipmiş ve çok araştırmacıymış.

Tam çeyrek yüzyıl aşan seyahatler yapmış.

Mısır, Suriye, Arap yarımadası, Irak, İran, Doğu Afrika, Anadolu, Kuzey Türk illeri, Doğu Asya, Hindistan Çin, Endülüs ve Sudan gibi ülkelere gitmiş, orada yaşayanları tanımış. Sonrasında da dünyadaki ilk seyahatnameyi yazmış.

Onunla ilgili ilk seyahatini anlatmaya başladığımızda 1325 yılında 20 yaşındayken hacca gitmeye karar vermiş olduğunu görüyoruz.

Şimdi seyahat etmek kolay. Uçak uzakları o kadar yakın ediyor ki, şaşkınlık içinde kalıyorsunuz. Hızlı trenler var, arabalarımız hatta bir hayli lüks olan otobüslerimiz var. Bunlarla seyahat etmek hem rahat hem eğlenceli. O zamanlarda hiç de böyle değil. Atla, atlı arabayla, develerle yani kervanlarla, yada yaya gidiliyormuş. Genelde kervan seçilmesinin en büyük etkeni güvenli olmasıymış.

İbn-i Batuta’nın üç önemli seyahati olmuş.

Birincisi en uzunuymuş. Doğuda ve batıda ziyaret etmediği yer bırakmamış. Hindistan’da ve Çin’de uzun kalmış. Hindistan’da iki yıl, Çin’de iki buçuk yıl kalmış. Ve kadılık yapmış. Her gittiği yerde hakimlerle, kadılarla, ileri gelenlerle bir araya gelmiş, İslam dini ve bilim hakkında, gezdiği gördüğü yerler hakkında konuşmuş.

Önemli zatları, İslam alimlerini, mukaddes yerleri ziyaret etmiş.

İslam Alemine Anadolu ahilerini, Hint fakirlerini İran Hatimlerini anlatan kişi olmuş.

Asya ve Afrika’nın birçok ülkeleri hakkında coğrafya ve tarihle ilgili bilgiler vermiş. Gittiği yerlerin tarihini anlatmakla yetinmemiş, buradaki gelenekleri, toplumu ve hayatlarını içeren bilgiler vermiş.

Tabiki tarihi olayları da gittiği yerlerin coğrafyasını anlattığı gibi anlatmış.
 
Onun gezilerini biraz daha uzun anlatmak okuduklarımdan aktarmak yada özetlemek istedim.

İbn-i Batuta, kara yoluyla ilk önce Kahire’ye gitmiş. Niyeti Nil kıyısından geçmekmiş. Tabi hayal ediniz lütfen o zamanki Nil’i ve kendinizin de Nil’in yanından yürüdüğünüzü yada at veya deve sırtında olduğunuzu! Belki çok zor ama eminim ki şimdi gördüklerimizden çok daha güzellikleri görmüşlerdir. Kızıldeniz’i aşıp Mekke’ye gitmek isteği ne yazık ki yarım kalmış ve isyanda olan kabileler yüzünden geri dönmek zorunda kalmış.

Daha sonra Nil kıyısından yukarı çıkarak Kızıldeniz’i aşıp Mekke’ye varmak istese de, yukarı Nil bölgesindeki kabilelerin isyan halinde olmaları nedeniyle Kahire’ye geri dönmek zorunda kalmış. Bir dervişin

Hacca gitmeden Suriye’yi görmesi gerektiğini söylediğinde Şam’a gitmek üzere yönünü değiştirmiş. Şam’dan sonra Kudüs’e gitmiş. Oradan Medine’ye ve Mekke’ye gitmiş, hacı olmuş. Elbette buralara gitmek öyle günleri almıyor ayları alıyormuş.

Seyyah olmaya Mekke dönüşünde karar vermiş.

Bir kervana katılmış, Necef’e gitmiş, Hazreti Ali’nin mezarını ziyaret etmiş. Oradan Basra yoluyla İstifan’a gitmiş. Oradan da Bağdat’a gitmiş. Kervanla Tebriz’e gitmiş. Bir süre sonra tekrar Mekke’ye gitmiş ve ikinci kez hacı olmuş. Mekke’de tam bir yıl kalmış. Bir yıl sonra seyahate çıkmış, gitmek istediği yer Afrika’ymış. Afrika kıyılarından güneye inmiş. Aden’e gitmiş.

Oradan daha güneye gitmiş Etiyopya, Mogadişu, Mombasa, Zanzibar ve Kilva’da birer hafta kalmış. Sonrasında Arap Yarımadasına geri dönmüş. Bir süre sonra bir seyahate daha çıkmaya karar vermiş. Umman’ı ve Hürmüz Boğazı’nı görmek istemiş. Tekrar Mekke’ye gitmiş ve bir yıl daha kalmış. Niyeti Hindistan’a gitmek ve Delhi sultanında hizmetinde olmakmış. Tercüman bulması gerektiğine karar verdiğinde önce Anadolu’ya gitmesi gerektiğini anlamış.

Şam’da Ceneviz gemisine binmiş oradan Alanya’ya gitmiş. Oradan Konya yolu ile Sinop’a gitmiş. Karadeniz’i de bir gemiyle geçmiş Kırım’ın Kefe limanına varmış. Burada yine bir kervanla Volga nehrinin yukarısına Astrahan şehrine gitmiş. Oradan da Konstantinopolis’e, 1332 yılında gitmiş.

Burada bir noktayı yazmadan geçmeyeceğim.

Onun seyahatlerini okuduğunuzda hep birilerinin ona yardım ettiğini görüyorsunuz. Özellikle kağanlar, imparatorlar, beyler.

Ya zengin kervanları ile seyahat ediyor ya da çok önemli zatların kervanlarında oluyor.

Konstantinopolis’te bir ay kaldıktan sonra Astrahan üzerinden Hindistan’a gitmek üzere yola çıkmış. 1332 yılında Hazar Denizi’nin ve Aral Gölünün çevresinden dolaşarak Afganistan’a, buradan da dağ geçitlerini aşarak Hindistan’a ulaşmış.

Hindistan’da Müslümanlık yeni yayılıyormuş. Delhi Sultanı İbn Battuta’yı Mekke’de tanıdığından onu görevlendirmek istemiş ve onu kadı yapmış. İbn Battuta Mekke’de de iyi bir eğitim görmüş.

Bir süre sonra sultanın tutarsız davranışlarından rahatsız olan İbn Battuta Mekke’ye gitmek istediğini söylemiş. Sultan ona Çin’e elçi olarak gitmesini önermiş. İbn Battuta bunu hemen kabul etmiş.

Birkaç tatsız olaydan sonra Kalküta şehrine gitmiş.

Buradan Maldiv adalarına geçmiş. Orada yargıç ollmuş ve bir süre kalmış. Birkaç maceradan sonra Seylan adasındaki kutsal Sri Pada tapınağını görmek üzere yola çıkmış. Gemisi fırtınada bakmak üzere iken başka bir gemi tarafından kurtarılmış, bu defada korsan gemisinin saldırısına uğramış ve onu sahile bırakmışlar. Mecburen tekrar Kalküta’ya dönmüş. Ardından tekrar Maldiv’lere ve oradan da Çin’e gitmeyi başarmış.

Çitatong,Sumatra ve Vietnam  üzerinden Fujian eyaletindeki 

Quanzhou şehrine varmış. Buradan da kuzeye gitmiş Şanghay 

yakınlarındaki Hangzhou’ya ulaşmış. Quanzhou’ya geri döndüğünde artık eve dönmek istemiş. Onun için ev artık Mekke’ymiş. Dönüş yolunda İlhanlı Topraklarından geçmiş, Şam’a gelmiş.

Bu sırada babasının ölüm haberini almış. Mekke’ye ulaştığında ilk yola çıkışından çeyrek yüzyıl sonra Mağrib’e dönmeye karar vermiş.

Sardinya’ya uğramış ve Tanca’ya varmış. Bu defa da annesinin birkaç ay önce öldüğünü öğrenmiş.

Orada fazla kalamamış. Endulüs’e gitmiş. Valencia’dan geçerek Granada’ya ulaşmış. Endulüs dönüşü Marakeş’e gitmiş. Oradan da Tanca’ya sonra Fas’a… Sahra’nın ortasındaki Taghaza şehrine geldiğinde kışmış. Çölün en zor 500 kilometresini geçmiş, Mali’deki Walata şehrine ulaşmış. Daha da güneybatıya ilerlemiş. Nijer nehri kıyılarından geçmiş Mali’nin başkentine varmış. Burada sekiz ay kalmış. Nijer nehrinden yukarı çıkarak Timbuktu’ya gelmiş. Orada fazla kalmamış, Fas’a gitmek üzere yola çıkmış.

1353 Aralık’ında Fas’a kesin olarak dönmüş.

Uzun upuzun seyahatler. Gidilen şehirler ve kaldığı şehirlerdeki yaşadığı olaylar. Bazen salgın hastalıklardan kaçmış, bazen baskıcı sultanlardan. Bazen zenginlik adına bir yerlere gitmiş, bazen de hayal kırıklığı nedeniyle bir yerlerden gitmiş. Kadılık yapmış, danışmanlık yapmış, alimlik yapmış. Ömrü yollarda geçmiş ama gittiği hiçbir yerde kısa kalmamış.

O Anadolu insanını şöyle tarif etmiş, aynen aktarıyorum.

Bilad-i Rum denilen bu ülke dünyanın en güzel memleketidir. Allah, güzellikleri öteki ülkelere ayrı ayrı dağıtılırken, burada hepsini bir araya getirmiştir. Burada dünyanın en güzel insanları, en temiz kıyafetli halkı yaşar ve en nefis yemekler pişirilir. Allah’ın yarattıkları içinde en şefkatli olanlar bunlardır ki, bundan ötürü “Bolluk, bereket Şam’da şefkat ise Anadolu’dadır.” 

Yerleşik düzene geçince, Sultan Ebu İnan Faris’in isteği ile şair Muhammed İbn Cüzac’a anılarını dikte ettirmeye başlamış.

Rıhle, 14. yüzyıldaki halini en doğru ve açık şekilde anlatan bir kitapmış.

Rıhle’nin yayınlanmasından sonra İbn Battuta Fas’ta 22 yıl daha büyük saygı görerek yaşamış. 19. yüzyılda birçok batı dillerine çevrilmiş.

İbn-i Cüzey, İbn-i Batuta’nın hatıralarını 1355 yılında tamamlamış.

İbn-i Batuta 1369 yılında vefat etmiş… 

Allah rahmet eylesin.

Nazan Şara Şatana


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz