Kemal Kılıçdaroğlu:”Anadolu kadını diyor ki “bağımsız Türkiye istiyorum”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, taşeron işçilerin kadroya alınmasını gündeme getiren ilk partinin CHP olduğunu, iktidarın uygulamaya soktuğu düzenlemede ise işçilerin beklentilerinin karşılanmadığını savundu.

Kemal Kılıçdaroğlu:"Anadolu kadını diyor ki “bağımsız Türkiye istiyorum”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Anadolu kadınları başka kadınlara benzemez. Anadolu kadını tuttuğunu koparır. Anadolu kadını diyor ki, ‘Bağımsız Türkiye istiyorum. Hak, hukuk adalet istiyorum. Eğer kadın, hakkı, hukuku ve adaleti istiyorsa yüzde yüz bu topraklara hak hukuk ve adalet gelecektir.” dedi.

Anadolu kadını başka kadınlara benzemez, Anadolu kadını tuttuğunu koparır. Anadolu kadını diyor ki “bağımsız Türkiye istiyorum”, diyor ki “hak hukuk ve adalet istiyorum.” Siz “hak hukuk ve adalet” dedikçe, sarayda oturan zatın koltuğunda rahat oturmadığını biliyorum. Ona rahat uyku uyutmayacağız”

-“Bir adamın ağzında yalan yuva yapmışsa, o adamın bu memlekete faydası yoktur”
-“İcra dairelerindeki dosya sayısı 26 milyonu aştı. Kimin dosyası bunlar? Sarayda oturan zatın dosyası mı? Onun çocuklarının dosyası mı? Eniştesinin dosyası mı? Bilal’in dosyası mı? Kimin dosyası? Fakir fukara garibin dosyası, esnafın dosyası, çiftçinin dosyası”
-“Diyor ki, “ekonomide her kötülüğün anası faizdir” doğru, her kötülüğün anası faizdir, ama onun babasının adı da Recep Tayyip Erdoğan’dır. Yakayı faizcilere kaptırmış kurtaramıyor. “Efendim faiz düşsün…” Düşür, sanki ben ülkeyi yönetiyorum? Niye faizi düşürmüyorsun, sen yönetiyorsun! Çekil koltuğundan, izzeti ikbal ile çekil, bak bakalım faiz nasıl düşüyor, göreceksin o zaman”

-“İki de bir diyor ki, “her işveren bir işçi alırsa, işsizlik sorunu çözülür, kimse almıyor.” Çıkar bir kanun hükmünde kararname, her işveren bir işçi alacak. Man Adasında şirketi olanlar beş işçi alacak”
-“Elin parasıyla büyüme olmaz, kalkınma olmaz. Bir gün gelir senden parayı ister. Bu tefeci ekonomisini yıkmak benim boynumun borcudur, yıkacağım bunu”
-“O tosuncuk için araştırma önergesi verdik. Kaç kişi mağdur oldu, bari bunların hakkını hukukunu savunalım. Onu da kabul etmediler, tercihlerini tosuncuktan yana koydular, halktan yana değil”
-“Vatandaş aç, yüz binlerce çocuğumuz yatağa aç giriyor, ama saray öyle değil. Saray neyle besleniyor biliyor musunuz? Badem unu. Neymiş efendim, kilo aldırmazmış. Badem unu, kilosu 87 lira. Senin sarayın da batsın, ahlakın da batsın!”

52 şehidimizin daha kanı kurumadı. Toplanmışlar bir grup güruh, efendim davul, zurna, klarnet, şarkılar, türküler.

Sen eğer yüreğin yetiyorsa, bir Afrin şehidinin evinin bulunduğu sokaktan geç, bir de Yaylalar türküsünü söyle bakayım. Gücün yetiyorsa ve ahlak kalmışsa!”
-“Benim hakkında dava açmak istiyorsan suç duyurusunda bulunacaksın kardeşim. Ben o mahkemeye gideceğim, senin bütün kirli çamaşırlarını ortaya dökeceğim”
-“Şeker vatandır, vatan satılmaz. Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır. Bir arada olacağız, şekere de, şeker işçisine de, çiftçiye de hep beraber sahip çıkacağız”

ÇAĞDAŞ TÜRKİYE’NİN İNŞASINI KADINLAR SAĞLAYACAKLAR

Aramızda tabii çok sayıda kadın kardeşimiz var. Emin olun buradan olağanüstü güzel bir çiçek tarlası gibisiniz. Son derece güzel! Kadınların gücünü ilk kez ve net Adalet Yürüyüşünde gördüm. Maltepe’de milyonların buluştuğu yerde, o milyonların en az yarısı kadındı. Ve dedim ki, nasıl cumhuriyet bir kadın devrimi ise, o cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracak olan 2019 devriminin sahipleri de kadınlar olacaktır.

Ben bunu söylediğim zaman sarayda oturan zatın uykusu kaçıyor, ben biliyorum. Seni uykusuz bırakacağım uykusuz! Garibanı görünce esersin, yurtdışına üfürürsün, ama benim karşıma çıkmaya cesaret edemezsin. Sende o yürek yok o yürek! Dünya kadar televizyonun var, dünya kadar gazetelerin var. Çık karşıma çık Recep Bey, çık karşıma!

Ve Çanakkale’den Ankara’ya yürüyen üç kardeşimiz var, aramızdalar onlar. Hülya Kurt, Dilek Taş, Nursel Karagöz. Onlara şükranlarımızı sunuyoruz. Onlar kötülüğe karşı iyilik için yürüdüler. İyilik için, ülkenin iyiliği için, bizim iyiliğimiz için, doğanın iyiliği için, evlatlarının iyiliği için, iyi birer evlat yetiştirmek için onlar Çanakkale’den Ankara’ya yürüdüler. Onların bu kutlu yürüyüşünü ve aramızda olmalarını Cumhuriyet Halk Partisi olarak gurur ve onur kabul ediyoruz. Hoş geldiniz.

Hakkı, hukuku ve adaleti bu ülkeye kadınlar getirecek. Kadın erkek eşitliğini savunanlar yine sizler olacaksınız. Hayatın her alanında kadınlar mücadele edecek, hayatın her alanında kadınlar olacak ve kadınlar çağdaş Türkiye’nin inşasını sağlayacaklar. Bundan yüzde yüz eminim.

Kılıçdaroğlu, “Kanun hükmünde kararname ile sözde kadro verdiler. Ama binlerce kişiye kadro vermediler. Buradan söz veriyorum, halkın iktidarında kim olursa olsun, siyasi düşüncesi, kimliği ne olursa olsun bütün taşeron işçilere kadro vereceğiz. Bakana yemek götüren garsona kadro vermediler. Arabaya kadro verdiler, o arabayı kullanan şoföre kadro vermediler. Bu rezilliğe kim son verecek? Kadınların gücüyle halk partisi son verecek.” değerlendirmesinde bulundu.

HALKIN İKTİDARINDA BÜTÜN TAŞERON İŞÇİLERİNE KADRO VERECEĞİM

Kadınlar çoğunlukta burada biliyorum, taşeron işçileriyle ilgili beklediğimiz, amaçladığımız tablo gerçekleşmedi. Taşeron işçilerini ilk kez iki buçuk yıl önce dile getiren parti Cumhuriyet Halk Partisi. İlk kez o partinin genel başkanı taşeron işçilere sahip çıktı. Kölelik düzenine karşı çıktı, kadınıyla ve erkeğiyle taşeron işçi hakkını hukukunu ve adaletini istiyordu. Hakkına hukukuna ve adaletine sahip çıktık. İki buçuk yıl sonra başta sarayda oturan zat, orayı işgal eden zat, sonra yakın çevresi “taşeron işçilere kadro verelim, yoksa bunlar bizi sandığa gömecekler” dedi. Sözde kadro verdiler. Neyle? Kanun hükmünde kararnameyle, ama binlerce kişiye kadro vermediler.

Bakın, 26 kamu iktisadi teşebbüsü, 26 özel bütçeli kuruluş ve buralarda çalışan 70 bin işçi, ihale şartına takılan binlerce taşeron işçi kadro alamadı. Buradan bütün kadın kardeşlerimin önünde söz veriyorum; halkın iktidarında kim olursa olsun, siyasi düşüncesi ne olursa olsun, kimliği ne olursa olsun, bütün taşeron işçilerine kadro vereceğim, söz.

DİKTATÖRÜ ALAŞAĞI EDECEĞİZ

Efendim otizmli çocuklar var aramızda, sayıları son derece sınırlı. Kalabalık bir ortam olduğu için onları yeteri kadar göremiyorsunuz, ama onlara da sahip çıkmamız lazım. Onların eğitilmesi lazım, onların sorunlarıyla ilgilenmemiz lazım, o çocukların eğitimi çok, ama çok önemlidir.

Değerli arkadaşlarım, 2016’da otizmli çocuklarla ilgili bir eylem planı hazırlandı, ama bugüne kadar tek cümle bile kurulmadı. Ama biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve bizim belediyelerimiz olarak, bütün otizmli çocuklara sahip çıktık, çıkmaya da devam edeceğiz. Onların haklarını sonuna kadar savunacağız.

HER KADIN BİR KUVAYİ MİLLİYECİDİR

En büyük korkuları kadınlar, bu ülkenin kadınları, en büyük korkuları! O nedenle diyorlar ki, kadınlar evde otursun. Kadınlar yeri geldiğinde evde oturacak, yeri geldiğinde hakkını aramak için caddeye de sokağa da inecek. Her kadın; evladının, çocuklarının, ailesinin en iyi ülkede yaşamasını ister. Türkiye’nin güzel bir ülke olmasını ister, Türkiye’de hak hukuk ve adalet olsun ister. O nedenle kadınlara güveniyorum, bu ülkenin kadınlarına güveniyorum. Çünkü bu ülkenin kadınları demokrasi istiyor, bu ülkenin kadınları eşitlik istiyor, bu ülkenin kadınları daha fazla söz hakkı istiyor, bu ülkenin kadınları daha fazla milletvekili olmak istiyor, bu ülkenin kadınları daha fazla belediye başkanı olmak istiyor, bu ülkenin kadınları Türkiye’nin yönetiminde söz hakkı istiyor.

Her kadın, unutmayın her kadın bir Kuvayi Milliyecidir, her kadın bir yurtseverdir, vatanseverdir. Şimdi ben size Kuvayi Milliyeci kadınlarımızdan bazılarının isimlerini okuyacağım, siz lütfen hep beraber ben ismi okuyunca burada diyeceksiniz. Anlaştık mı? Anlaştık mı?

Kara Fatma, Onbaşı Halide Edip Adıvar, Şerife Bacı, Çete Emir Ayşe, Gördesli Makbule, Tayyare Habiye, Havva ve Zehra Hanım, Nezahat Onbaşı, Tarsuslu Adile Hala, Onbaşı Kara Fatma, Ayşe Hatun, Kılavuz Hatice, Süreyya Sürün Hanım, Halime Çavuş, Satı Çırpan, Yörük Emine Kız, Antepli Yirik Fatma… Ben size güveniyorum, siz buradaysanız, bu ülkenin belini kimse bükemez, elini kimse bükemez. Sıdıka Avar, Türkan Saylan… Türkay Saylan’lar, Sıdıka Avar’lar hep yaşayacaktır.

Siz birer Kuvayi Milliyecisiniz, bu ülkenin kadınları birer Kuvayi Milliyecidir. Bu ülkenin kadınları bu ülkede huzur içinde yaşamak istiyor, bu ülkenin kadınları çağdaş bir devlet olsun istiyor, bu ülkenin kadınları çocukları en iyi okullarda okusun istiyor, bu ülkenin kadınları özgürlük istiyor rahat bir hayat istiyor, bu ülkenin kadınları bağımsız Türkiye istiyor.

ANADOLU KADINI TUTTUĞUNU KOPARIR

Ben size Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 21 Mart 1923’te kadınlar için söylediğini okuyacağım: “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez” diyor Gazi Mustafa Kemal. Yine devam ediyor, 1923’te: “Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu keresteyi getiren, mahsulâtı pazara götürerek paraya çeviren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla kağnısıyla kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip kış demeyip sıcak demeyip cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hem o ulvi o fedakâr o ilahi Anadolu kadınları olmuştur.” Evet, öyle olmuştur.

Anadolu kadını başka kadınlara benzemez, Anadolu kadını tuttuğunu koparır. Anadolu kadını diyor ki “bağımsız Türkiye istiyorum”, diyor ki “hak hukuk ve adalet istiyorum.” Ve bir şeye güveniyorum, eğer kadın hakkı hukuku ve adaleti istiyorsa, yüzde yüz bu topraklara hak hukuk ve adalet gelecektir.

Siz yürekli kadınlar, bu ülkenin kadınları, Anadolu kadınları; siz “hak hukuk ve adalet” dedikçe, sarayda oturan zatın koltuğunda rahat oturmadığını ben de biliyorum, “nereden çıktı bu” dediğini ben de biliyorum. Ona rahat uyku uyutmayacağız. O sarayında oturacak, ama diyeceğiz ki bir dakika, konuşmayacaksın, kimseye hakaret etmeyeceksin, kimseye baskı uygulamayacaksın, kadın erkek eşitliğini sağlayacaksın, bu ülkenin kadınına sonuna kadar güveneceksin. Güvendin güvendin, güvenmedin seni oradan aşağıya bu ülkenin kadınları indirecek.

OHAL var bizim ülkemizde, OHAL var, yani olağanüstü hal var. Kimse konuşmasın, kimse bir şey söylemesin, OHAL var istediğimi hapse attırırım diyor. Bir mağdur hikâyesi anlatacağım size. Dr. Hasan Orhan Çetin, gencecik bir hekim kardeşimizdi. Kâtip Çelebi Üniversitesinde Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Biyokimya Anabilim Dalında asistandı. Kendisini FETÖ soruşturması dolayısıyla açığa aldılar. Onuruna yediremedi, gururuna yediremedi, onuncu kattan atlayarak intihar etti.

Bakın değerli arkadaşlar daha sonra ne oldu? Olay araştırıldı, davanın savcısı dedi ki, Hasan Orhan Çetin’le ilgili hiçbir delil yok, bu boşu boşuna yatıyor, ama o intihar etmişti ve ölümü tercih etmişti, onuruna yedirememişti. Şöyle diyor; “şüpheli Hasan Orhan Çetin’in şu numaralı telefon hattında bylock programını kullandığı tespit edildiği, daha sonra güncellenmiş bylock listesinde yapılan sorgulamada bylock programının kullanılmadığı tespit edildiğinden beraatına…” İyi de, adam öldü, bir doktor öldü, bir ailenin geleceği yok oldu.

Buradan sesleniyorum, sarayda oturan zata sesleniyorum; sen adaletsizliğin timsalisin, sen yolsuzlukların timsalisin, sen ülkeyi değil cebini düşünensin sen.

Onur Hamzaoğlu bir doktor, Kocaeli Üniversitesinde, bir doktor bir profesör. Dilova’sında kanser olaylarını araştıran ve bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinde onun yaptığı tespitlerden sonra bir araştırma önergesi kabul edilen kişidir. Bu kişi bu ülkede barış olsun, bu ülkede huzur olsun, bu ülkede birlikte yaşayalım dediği için üniversiteden atıldı. Sonra hapse atıldı, şimdi hapiste.

BİR ADAMIN AĞZINDA YALAN YUVA YAPMIŞSA…

Önemli bir olay İsrail… Her zaman her yerde, her ortamda, tarihinde, Cumhuriyet Halk Partisi Filistin halkının yanında olmuştur, bölgede barışı istemiştir. İsrail’le Filistin arasında barış olsun demiştir. Filistinlilerin haklarını sonuna kadar savunmuştur. Gencecik, 23-24 yaşında evlatlarımız Filistin Kurtuluş Örgütüne katılmış ve Filistinlilerle birlikte savaşmıştır. O çocuklarımızın mezarları şimdi Filistin’dedir. Onları rahmetle anıyoruz, saygıyla anıyoruz onları.

Filistinlilerin toprak günüydü, 42.yılı. Eylem yaptılar, genç yaşlı kadın erkek. Hak arıyorlar, kendi topraklarında hak arıyorlar, kendi topraklarını istiyorlar, sürüldükleri toprakları istiyorlar. Ama İsrail askerleri acımasızca bunları gerçek kurşunlarla taradı. 18 Filistinli kardeşimiz hayatını kaybetti, yüzlerce yaralı var. Erdoğan kalktı konuşuyor. Arkadaş, sen Mavi Marmara’da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin itibarını 20 Milyon Dolara satmadın mı? Sen kalktın “İsrail terör devletidir” dedin, sonra gittin İsrail’in önünde diz çöktün, el pençe divan durdun, ben ettim siz etmeyin demedin mi? Dedin. Şimdi yine iç politika malzemesi yapıyor. Efendim İsrail şöyledir böyledir. Dokuz kişinin kanı yerdedir, dokuz kişinin! Dokuz kişi Mavi Marmara’da uluslararası sularda hayatını kaybetti. Onların hakkını savunan tek bir lider vardır, tek bir parti vardır, Kılıçdaroğlu ve Cumhuriyet Halk Partisi.

Bunların politikası şu: İsrail’e haber gönderiyorlar, böyle olay oldu, biz biraz bağırıp çağıracağız, siz idare edin. Trump’a haber gönderiyorlar, biz biraz bağırıp çağıracağız, ama siz idare edin. Biz bunu bilmeyiz, biz mazlumun yanındayız, biz haklının yanındayız. Kim haksızlığa uğramışsa, onun ne görüşüne bakarız, ne kimliğine bakarız, ne inancına bakarız, insansa Allah’ın yarattığı en değerli varlıktır ve benim başımın üstünde yeri vardır.

Ne diyordu? Mavi Marmara’dan sonra ne diyordu? Üç tane şartım var diyordu. İsrail özür dilemedi. Diledi mi? Ama bu gitti Putin’e özür diledi, mektup gönderdi, yalvardı yakardı. Uçağını düşürdüm, ben ettim sen etme. Özür dile… Hay hay dedi, resmi kâğıdı aldı özür diledi ve gönderdi. Ama sen İsrail’den tek sayfalık özür mektubu bile alamadın. Yuttun, yutturdular sana. Sonra öldürülenler için tazminat istiyorum dedi. Verdiler mi? Dedi, ben İsrail tazminat filan vermem. Bir tane hesap açın bir vakıf hesabı, ben oraya bağış yapacağım. Siz parayı kime verirseniz verin, ben tazminat ödemem dedi. Gittiler bir vakıf hesabı açtılar, İsrail 20 Milyon Dolar para oraya bağış olarak yatırdı. Üç, diyordu ki Gazze ablukası kalkmadan asla barış olmaz. Abluka kalktı mı?

GAYRI MİLLİSİN

Türkiye zengin bir ülke, olağanüstü güzel bir coğrafyası var. Yedi iklim var burada. Saman ithal ediyoruz, samanın fiyatı yüzde 72 arttı. Korunga yüzde 67 arttı, yoncanın fiyatı yüzde 32 arttı. Yemde dış bağımlılığımız yüzde 50’ye yakın. Bu ülkede tarla mı yok, arazi mi yok, çiftçi mi yok? Her şey var, siyasi irade 80 milyonun beslenmesini dışarıya ihale ediyor. Diyor ya, ben milliyim diyor. Vallahi de billahi de sen gayri millisin, ne yerlisin ne millisin, sen gayrı millisin.

Bakın, Şubat 2017’den Şubat 2018’e bir yılda buğday fiyatındaki artış yüzde 2, samanda artış yüzde 72, mısır fiyatında artış yüzde 9, korungada artış yüzde 67. Kırmızı mercimek, taze fasulye, karnabahar, lahanada fiyatlar düşmüş, ama yoncada fiyat yüzde 32 artmış. Diyorum ya, vallahi de billahi de bunların yatacak yeri yok. Bunlar sadece ve sadece ceplerini düşünüyorlar.

İCRA DAİRELERİNDEKİ DOSYA SAYISI 26 MİLYONU AŞTI

Bakın bir örnek vereyim. Son beş günde icra dairelerindeki dosya artışı; 26 Mart’ta 16 bin 881 icra dosyası geldi yeni, 27 Mart’ta 16 bin 394 dosya, 28 Mart’ta 20 bin 576 dosya, 29 Mart’ta 15 bin 706 dosya, 30 Mart’ta 13 bin 822 dosya. Bütün Türkiye’de icra dairelerindeki dosya sayısı 26 milyonu aştı. Kimin dosyası bunlar? Sarayda oturan zatın dosyası mı? Onun çocuklarının dosyası mı? Eniştesinin dosyası mı? Bilal’in dosyası mı? Kimin dosyası? Fakir fukara garibin dosyası, esnafın dosyası, çiftçinin dosyası… Kapıda traktör var tarla var, hem traktör hem tarla bankanın ipoteğinde. Aslında ne traktörün ne de toprağın sahibi. Bütün bunları hepimiz biliyoruz ve bunun mücadelesini vermek zorundayız.

 

ELİN PARASIYLA BÜYÜME OLMAZ, KALKINMA OLMAZ

Az önce çiftçilerden bahsettim. Eğer çiftçi üretmezse istihdam olmaz, fabrika üretmezse istihdam olmaz, elin parasıyla büyüme olmaz, elin parasıyla kalkınma olmaz. Bir gün gelir senden parayı ister. Düşünün, gittin birisinden borç aldın evine buzdolabı aldın, çamaşır makinesi aldın, bulaşık makinesi aldın, ne ihtiyacın varsa hepsini aldın, ama çalışmıyorsun, ama üretmiyorsun. Adam bir gün geliyor diyor ki, kardeşim paranı öde. Nasıl ödeyeceğiz? Ödeyemiyorum. O zaman tefeciye mahkûm oluyorsun, yüksek faiz veriyorsun borç alıp borcu kapatmak istiyorsun. Bu tefeci ekonomisini yıkmak benim boynumun borcudur, yıkacağım bunu.

Bile bile, bakın bile bile bunların hepsini yapıyorlar, bile bile, bilerek yapıyorlar. Çünkü 80 milyonu kim besleyecek? Hollanda bekliyor, Fransa bekliyor, Almanya bekliyor, İngiltere bekliyor, siz üretmeyin siz çalışmayın, ne gerek var siz bunları yapıyorsunuz? Bizden satın alın diyorlar. Samanı bizden al, nohudu bizden al, eti bizden al, canlı hayvanı bizden al, mercimeği bizden al. Bizden al, ne gerek var siz üretiyorsunuz, ben size daha ucuzuna vereceğim diyor ve böylece biz kendi ülkemizin işsizine değil, o ülkelerin işsizlerine katkıda bulunuyoruz ve o ülkenin işsizleri çalışıyor, bizimkiler de evde oturuyor. Bunu yıkacağız.

 

 

BU HÜKÜMETİN ADI VURGUNCU HÜKÜMETTİR

Parasını kaybeden bütün vatandaşlarıma sesleniyorum, hakkını hukukunu aramak istiyorsan Sermaye Piyasası Kurulu, hükümet, Tarım Bakanlığı, MASAK, Maliye Bakanlığı için dava açacaksın. Hakkını hukukunu isteyeceksin. Bakın MASAK ne demek? Mali Suçları Araştırma Kurulu. Siz 10 bin dolar gönderseniz, MASAK hemen onu bankadan alır, görür hemen görür. Tosuncuk milleti dolandırıyor binlerce kişi, parayı yurtdışına götürüyor, bunların haberi yok. Aslında var, seslerini çıkarmıyorlar. Malı götürsün, neden? Bu hükümetin adı malı götüren hükümettir. Bu hükümetin adı vurguncu hükümettir, bu hükümetlerin adı mazlumdan değil zalimden yana olan hükümetlerdir bunlar, ceplerini düşünenlerdir bunlar. O nedenle söylüyorum, soygunculuk tam bunlara yakışıyor, tam! Soyguncu deyince zaten bunların ismi akla geliyor.

VATANDAŞ AÇ, AMA SARAY BADEM UNUYLA BESLENİYOR

Değerli arkadaşlarım, vatandaş aç, yüz binlerce çocuğumuz yatağa aç giriyor, ama saray öyle değil. Saray neyle besleniyor biliyor musunuz? Badem unu. Neymiş efendim, kilo aldırmazmış. Badem unu, kilosu 87 lira. Mercimek unu, kilosu 15 lira, bir kilo buğday 3 lira 75 kuruş. Vatandaşa diyor ki, sen 3 lira 75 kuruşla beslen, ben 87 liralıkla besleneceğim diyor. Çünkü ben sarayda oturuyorum diyor. Senin sarayın da batsın, ahlakın da batsın!

Efendim sarayın mutfağında şeker kullanılmıyormuş. Ne kullanılıyormuş? En pahalı bal kullanılıyormuş. Beyefendi balla besleniyor. Siz niye sanıyorsunuz ki bu şeker fabrikaları satılıyor. Adamın şekerle ilgisi yok ki, şeker fabrikalarını satacak balla beslenecek. Yarın saraydan birisi çıkar şunu söyleyebilir, “millet aç ekmek bulamıyor”, yandan bir hanım çıkar der ki, “ekmek bulamıyorlarsa badem unlu kek bulsunlar, onunla beslensinler.” Bakın, bunu söyleyecekler göreceksiniz. Vatandaşın derdini bilmiyorlar, vatandaşın derdini! Bunlar nasıl yaşıyor bilmiyorlar, işsizlik nedir bilmiyorlar, yoksulluk nedir bilmiyorlar, evde huzur var mı yok mu bunu bilmiyorlar. Oturmuşlar saraylarına besleniyorlar, bir elleri yağda, bir elleri balda.

Ahkam kesiyorlar, vatan millet Sakarya diye. Memleketi sattınız siz kardeşim; üzümünü sattınız, buğdayını sattınız, peynirini sattınız. Bunların tamamını dışarıdan getiriyoruz şimdi. Yazık günah değil mi? Bir dönem kendi kendine yeten bir ülke, şimdi zarar ediyor.

Öyle acımasızlar ki, emin olun öyle acımasızlar ki, o kadar zalimler ki. Bir örnek anlatacağım. İhsan Eliaçık, bir adalet savaşçısı, adaleti savunur. Saygın bir din bilginidir, din adamıdır, hepimiz saygı duyarız İhsan Eliaçık’a. Der ki, “bütün yeryüzü, Allah için eğer ibadet edecekseniz ibadethanedir” der ve oturur hepimize şöyle veya böyle insanlığın ne olduğunu, adaletin ne olduğunu… Bir konuşmasında şöyle söylüyor. Diyor ki, “sizin evde yangın çıkar yangını söndürürseniz bu adalet değildir. Ya nedir adalet? Sizin evinizde değil, komşuda yangın çıkar, komşunun yangınını söndürmeye giderseniz işte o adalettir.” Doğru, işte o adalettir.

İlahiyatçı yazar, Sevgili Peygamberimiz zamanında yapılan Hendek Savaşlarından söz ediyor bir konuşmasında. Birisi ihbar ediyor, “o Hendek Savaşlarından söz etmedi bu, işte Mardin’de Cizre’de Sur’daki hendeklerden söz etti” diyor. Ahlak denilen bir şey var. Savcı da bunun üzerine kalkıp diyor ki, bütün yazılarından anlaşılacağı üzere kitaplarından anlaşılacağı üzere, o hendek savaşından söz etmiyor diyorlar.

Bakın, bir soru üzerine İhsan Eliaçık diyor, “bir soru üzerine Hendek savaşını anlatmıştım. Anlattığım Hendek savaşının o dönem Şırnak, Silopi, Cizre’de Sur’da kazılan hendeklerle ilişkili olduğu iddia edildi. Sanki peygamberin Medine’de yaptığı Hendek savaşını buralara benzetiyormuşum gibi. Hâlbuki diyor böyle bir şey söylemedim” ve savcı da harekete geçiyor, hakkında 7,5 yıla yakın hapis cezası isteniyor, iddianame hazırlanıyor.

Sevgili savcı, adaleti sen de bir gün isteyeceksin, sen de bir gün adalet diyeceksin. Hani o askerleri komutanları hapse atıyorlardı, onlar adalet diye bağırıyorlardı. Gün gelecek, sen de diyeceksin nerede bu ülkede adalet diye. Yine onlar sana sahip çıkmayacaklar. Ben gelip diyeceğim ki, bunu hakka hukuka ve adalete uygun yargılayın diyeceğim. Hakkı hukuku ve adaleti yine savunacağım.

O İHALEYİ, O VALİ HANGİ GÜCE DAYANARAK VERDİ

Bir örnek vereceğim. Özellikle Gediz Havzasından gelen ve orada bizi dinleyen bütün çiftçi kardeşlerimin dikkatle dinlemesin isterim. Şubat 2010, oturulur bir araştırma yapılır, Aydın bölgesinde inceleme yapılır. Bilim insanları yaparlar bu incelemeyi, rapor bu. Güzel bir rapor hazırlamışlar. Sekiz tane bilim insanı Şubat 2010’da hazırlanmış, bunlar üniversitelerden gelmişler ve jeotermal kaynakların kimyasal özellikleriyle ilgili bir rapor hazırlamışlar. Arkasından 2016 yılında bu kez Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı demiş ki, bir araştırma yapın bu doğru mudur diye. Yapmışlar, aynı sonuç var. Bunun üzerine bakanlık bir yazı çıkarıyor. Yazı da 14 Ağustos 2017 tarihli. Yazıda ne deniyor biliyor musunuz? “Gediz Havasında yapılan çalışmalarda, jeotermal faaliyetlerin yoğun olarak gerçekleştiği aramalarda, arsenik başta olmak üzere metal ve yarı metal için yüksek konsantrasyonlara rastlandığından, arsenik oranı normal değerlerin yüzde 300 oranında üzerine çıkmıştır diyor parantez içinde. Normal değerlere ulaşıncaya kadar jeotermal ve madencilik faaliyetlerine izin vermeyin” diyor. Bakanlık diyor.

Niye izin vermeyin, gerekçesi ne? Gerekçeyi de yine yazının ikinci sayfasından okuyayım. “Eğer diyor izin verirsek, cilt kanseri, sinir sistemi rahatsızlıkları, dolaşım sisteminde kansızlık, kalp yetmezliği, kan kanseri ve lenf sistem kanseri, anneden bebeğe geçerek doğuştan hastalıklar, gelişmemiş bebek doğumları, akciğer kanseri, böbrek yetmezliği ve metal hastalıklar ortaya çıkabilir. Bu nedenle bu yatırımlara izin vermeyin” diyor, bakanlık resmen gönderiyor. Ama Aydın Valiliği diyor ki, ne bakanlığı? Tıpkı Anayasa Mahkemesine alt mahkeme diyor ya, ne mahkemesi diyor. Onun anayasayla filan ilgisi yok diyor, ben onu takmıyorum diyor. Aydın Valiliği de alıyor, 1 Mart 2018 tarihinde ihale yapıyor ve veriyor bir firmaya. Firmanın ismini şimdi söylemek istemiyorum. Aydın’da bir çevre kuruluşu, Aydın Çevre ve Kültür Platformu AYÇEP bir basın toplantısı yapıyor. Bu çok sakıncalı, bütün bu ovalar perişan olabilir. Hatta bu raporlarda diyor ki, eğer bu su uzun süre kullanılırsa, bütün arazi bir daha tarımda kullanılmamak üzere yok olabilir diyor. Vali OHAL’e güvenerek, 30 gün diyor AYÇEP asla basın toplantısı yapmayacak, asla konuşmayacak. Polis basıyor, bütün evraklarını alıyor. Şimdi ben Bakana sesleniyorum. O ihaleyi, o vali hangi güce dayanarak verdi, kimin gücüne dayanarak verdi? Genelgeyi sen yayınlıyorsun, ama vali diyor ki ister Bakan ol ister olma, ben onu takmam. Niçin? Gücümü saraydan alırım diyor. Sen biraz konuşursan, seni de görevden alırım diyor. Böyle mi? Ben bunun cevabını bekliyorum. İzmir Ovası, Manisa Ovası, Aydın Ovası Türkiye’nin en verimli ovaları böyle yok edilmek isteniyor.

 

TOPLANMIŞ BİR GÜRUH; DAVUL, ZURNA, KLARNET, ŞARKILAR, TÜRKÜLER…

Bir başka konuya girmek istiyorum, bu da önemli. Bir ülkenin sanatçıları dik ve onurlu durmak zorundadırlar. Bir ülkenin sanatçıları egemen güce teslim olmazlar, bir ülkenin sanatçıları hakkı hukuku ve adaleti savunurlar, bir ülkenin sanatçıları zalimden yana değil mazlumdan yana tavır alırlar ve mazlumun haklarını bütün baskılara rağmen korurlar. Bir ülkenin sanatçıları diktatörün karşısında asla ve asla boyun eğmezler. Bir ülkenin sanatçıları asla ve asla inancı kimliği ne olursa olsun, kimseyi ötekileştirmezler. Bir ülkenin sanatçıları savaşı değil, her zaman her ortamda dünyanın her yerinde barışı savunurlar. Neden? Çünkü Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki, “zorunlu olmadıkça savaş cinayettir” der.

Bir ülkenin sanatçıları, bir ülkenin değerlerine ve inançlarına saygı gösterirler. Eğer bir ülkede cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zat, ettiği yemine sadık kalmıyorsa, yani namusuna ve şerefine sahip çıkmıyorsa, ona sanatçı sahip çıkamaz.

Okuyorum, Anayasanın 103.maddesini okuyorum, cumhurbaşkanlığı yemini: “Üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda namusum ve şerefim üzerine ant içerim.”

Ne namus kaldı, ne şeref kaldı. Sanatçı denilen vatandaş, onun yanında senin ne işin var?

Afrin’de 52 şehidimiz var, yüzlerce yaralımız var. 52 şehidimizin daha kanı kurumadı. Toplanmışlar bir grup güruh, efendim davul, zurna, klarnet, şarkılar, türküler. Bir ülkenin değeri vardır. Bakın, bırakın şehidi, bulunduğunuz apartmanda eğer bir kişi hasta ve hayatını kaybetmişse, televizyonu bile açmazsınız, gürültü yapmazsınız, komşunun acı günüdür, evde yemek yapar oraya götürürsünüz. Onlara bir hafta 10 gün her türlü hizmeti verirsiniz.

Ben merak ediyorum, bu rezil adamlar ve onları oraya götüren adam sen! Sen eğer yüreğin yetiyorsa, bir Afrin şehidinin evinin bulunduğu sokaktan geç, bir de Yaylalar türküsünü söyle bakayım. Gücün yetiyorsa ve ahlak kalmışsa!

Efendim diyor ki, “AK Partinin üzerinde metal yorgunluğu vardı. Afrin’e gittik şehitler oldu, metal yorgunluğunu ortadan kaldırdık.” Bu milletin ferasetine ben güveniyorum. Türkiye’yi bu hale getiren ve bu cümleleri kullananlara ders verecek olan bu ülkenin kadınlarıdır. O nedenle size güveniyorum. Şehidi veren sizsiniz, ağlayan sizsiniz, gözyaşı döken sizsiniz, “vatan sağ olsun” diyen sizsiniz, bayrağımız yücelsin diyen sizsiniz, sefasını süren o zat. Ona o sefayı yaşatmayacak olanlar da yine sizlersiniz.

DEĞERİ BEŞ PARA…

Burada demiştim ki, “FETÖ’nün siyasi ayağı kimdir? Baklavacı ayağı çıktı, börekçi ayağı çıktı, hesap ayağı çıktı, ev kadını ayağı çıktı, general paşa ayağı çıktı, vali kaymakam ayağı çıktı, siyasi ayağı kim, niye çıkarmıyorsunuz? OHAL’i koyuyorlar ki siyasi ayağı çıkmasın.” Ama geçen gün dedim, artık kral çıplak. “Siyasi ayağın bir numaralı aktörü o sarayda cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal eden zattır. O zatın adı da Recep Tayyip Erdoğan’dır.”

Evet, FETÖ’nün siyasi ayağının bir numaralı sanığı Recep Tayyip Erdoğan’dır, buradan söylüyorum.

Efendim ben bunu söyledim diye tazminat davası açmış. Ne kadar, 250 bin lira mıydı? 250 bin liralık tazminat davası açmış. Ben de ona tazminat davası açmıştım hakaretten dolayı. Kaç lira? Beş paralık açtım. Neden? Değeri beş para… Beş paralık tazminat davası! Eskiden milyonluk tazminat davaları açıyordu seviniyordum, demek ki 1 milyonluk bir şey var yani. Şimdi değeri düşürmüş.

Ben buradan sesleniyorum, sen bırak bu numaraları. Sen benim hakkında dava açmak istiyorsan suç duyurusunda bulunacaksın kardeşim, suç duyurusunda. Ben o mahkemeye gideceğim, senin bütün kirli çamaşırlarını ortaya dökeceğim.

ŞEKER VATANDIR, VATAN SATILMAZ

Sinop doğasına sahip çıkıyor, Mersin doğasına sahip çıkıyor. Sizin yanınızdayız, o dilekçenin altında benim de imzam var, karşıyım ben de, doğru değildir. Üstelik bunun kaça ihale edildiği de belli değildir.

Şimdi şeker vatandır vatan satılmaz, anlaştık değil mi? Şeker vatandır, vatan satılmaz.

Bu cumartesi Çorum’da miting yapacağız. Herkesi, hiçbir siyasi fark gözetmeden herkesi mitinge bekliyoruz, herkesi. Sadece Türk bayraklarıyla geleceksiniz, parti bayrağı istemiyoruz. Çünkü şeker vatandır, vatan satılmaz. Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır. Bir arada olacağız, şekere de, şeker işçisine de, çiftçiye de hep beraber sahip çıkacağız.

Bu ülkenin kadınları son sözüm size; bayrağınıza, vatanınıza, evladınıza sahip çıktığınız gibi, bu ülkenin demokrasisine de sahip çıkacaksınız, 2019’da bütün dünyaya bir demokrasi müjdesi vereceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz