Kocaman şapkası ile uzaklarda duran biri…

Kocaman şapkası ile uzaklarda duran biri…

Kocaman şapkası ile uzaklarda duran biri…

Korkuluk

Çocuk hikâyelerinde tanıdık onu… Uzun zamanlar önce selamlaştığımızda, her masalda bir korkuluk vardı. Hatırlıyorum da ciddi-ciddi yer ederdi hafızamızda korkuluklar. Neydi korkuluk, ne yapardı? Komikti ama hiçbir şey yapmazdı. Öylece orada dururdu. Durması yeterliydi. Etkiliydi. Kuşları ürkütürdü!

Nasıl yani! Hiç hareket etmeden mi?

Öylesine kansız, cansız hareketsiz etkili mi etkili! Tarlalarda olurdu. Bakardınız uzaklarda ellerini iki yana açmış başında kocaman şapkası ile uzaklardan öylece duran biri. Akşamüstü ise sizde yanılırsınız, orada biri var!

Şimdi düşünelim. Öylece duruyor hiç hareket etmiyor ama korkutuyor. Korkutmasa adı korkuluk olur mu? Olmaz tabi. Bakın Vikipedi korku olayını nasıl açıklamış? Korku; Her canlı, birey olarak varlığını tehdit eden ya da tehdit riski taşıyan varlık ve durumlardan içgüdüsel olarak kaçınır. İnsan bilincinde bu kaçınma, korku olarak algılanmaktadır. Korku bu haliyle, kişinin varlığını, yaşamını sürdürmesine hizmet eden savunma sistemlerinin bir ön-uyarı mekanizmasıdır ve yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir.

Bayağı önemli, bayağı ciddi. Korku-korkmak! Kimden; içi saman dolu hareketsiz üstünde eskilerden kalmış bir pantolon bir gömlek güneş rengini çoktan almış götürmüş, başında şapkasıyla öylesine bakan. Adı korkuluk.

Canım bizleri değil ki, kuşları korkutuyor. Hiç inanmıyorum. Ben çok korkmuştum onu uzaklardan gördüğümde, çok uzaklarda kaldığım yıllarımda…

Sadece kuşlara değil ki, bir yerde okumuştum. Bazı sanatçı tarla sahipleri korkuluğu öyle ellerini iki yana açmış garip bir halde yapmazlarmış, şekiller uygularlarmış korkuluklar üzerinde. Nedeni geceleri korkutsun. Kimseler gelemesin…

Korkuluğun çeşitli dalgalı halleri vardır. Hani biri vardır takmayız; birde üstelik Korkuluk gibi adam!

Ayrıca bazen etkisiz bir aile reisi ile dalga geçeriz bir de kınarız;

“Bırakın onu canım onun korkuluktan ne farkı var.”

Bazen kızarız çok kızarız, hakkımızı arayamıyor meselemizde de çaresiz kalıyorsak bu defaki hedefimiz kendimizdir.

“Korkuluktan ne farkım var.”

İyi de niye öyle dedin. Korkuluk önemli olmasaydı adına korkuluk denilir miydi? Demek ki önemli…

Bazen babamıza, bazen annemize, eşimize amirimize, büyüklerimize ve daha sayacağımız birçok şeye karşı kendimizi hep korkuluk gibi hissetmez miyiz? Bunu da sıkça söylemez miyiz? Söyleriz değil mi?

O zaman korkuluk önemli.

Üstelik dünyanın her tarafında korkuluklar var. Uzun T’ler üzerine saman sarılmış, elbiseler giydirilmiş korkuluklar orada öylesine beklerler…

Bizim de çoğu zaman içimiz saman gibi olmaz mı?

Olur. Bazen boş olur, bomboş.

Korkuluk şanslı hiç değilse onun samanları var.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz