DOLAR 8,2364
EURO 10,0327
ALTIN 484,933
BIST 1441,33
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 21°C
Parçalı Bulutlu

Mustafa Kemal bir ayrışmanın aracı olabilecek en son kişidir

10.11.2013
A+
A-

Mustafa Kemal bir ayrışmanın aracı olabilecek en son kişidir

 

Mustafa Kemal bir ayrışmanın aracı olabilecek en son kişidir

Başbakan Erdoğan, ”Kurtuluş Savaşı’nın başkumandanı ve Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal bir ayrışmanın aracı olabilecek en son kişidir” dedi.

ANKARA

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gerek Kurtuluş Savaşına gerek Cumhuriyete giden yolda Mustafa Kemal’in milletinin tüm renklerini, tüm farklılıklarını milleti millet yapan tüm dini, etnik ve mezhebi unsurları bir araya getirmeyi başardığını tüm mücadeleyi onlarla birlikte yürüttüğünü belirterek, “Cumhuriyetimizin böyle bir renklilik üzerine kurulması cumhuriyetimizin herkese eşit mesafede durması, herkesi eşit olarak kucaklaması, Gazi Mustafa Kemal’in en önemli ideallerinden” dedi.

Erdoğan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunca Milli Kütüphane Konferans Salonu’nda düzenlenen anma etkinliğindeki konuşmasına Atatürk’ün vefatının 75. yılı olduğunu anımsatarak başladı.

Cumhuriyetin kuruluşunun 90. yıl dönümünün iki hafta önce kutlandığını ifade eden Başbakan Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘En büyük eserim Cumhuriyettir’ sözünü hatırlattı.

Birçok ülkenin cumhuriyet rejimini benimsediğini söyleyen Erdoğan, “Hiç kuşkusuz cumhuriyet, Gazi Mustafa Kemal’in keşfettiği dünyada ya da dünyada ilk kez uygulanan bir yönetim biçimi değildi. Bölgemizde o gün de bir çok ülke cumhuriyet rejimini benimsemişti. Ancak Gazi Mustafa Kemal, çağının cumhuriyetlerinden farklı olarak ülkeyi demokratik cumhuriyet fikrine hazırlamak gibi gerçekten önemli bir devrimi gerçekleştirmişti” diye konuştu.

Atatürk’ün, Ali Fethi Okyar ‘a bizzat talimat verip, onu teşvik ederek, yüreklendirerek Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşısında ikinci bir siyasi partinin çıkmasını sağladığını dile getiren Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

“Demokrasiye ilk adım böylece atılmıştı. Burası çok anlamlı. Cumhuriyetimizin daha 7. yılında kurulan bu yeni siyasi parti, milletten aslında çok büyük teveccüh görmüştü. Ne var ki Gazi Mustafa Kemal’in tam desteğine rağmenn dönemin hükümeti ve tek parti tarafından yapılan ağır baskılar neticesinde bu deneme akamete uğramış, Serbest Cumhuriyet Fırkası kendisini kısa sürede feshetmiş ve ilk demokrasi denemesi maalesef başarısız olmuştu. Gazi Mustafa Kemal en büyük eseri olarak baktığı Cumhuriyetin döneminin diğer tabela cumhuriyetlerinden farklı olması milleti yani cumhuru özellikle bütünüyle kucaklaması fikrini son nefesine kadar muhafaza etmiştir.”

Atatürk’ün mensubu olduğu milleti çok iyi bildiğini ve yakından tanıdığını vurgulayan Erdoğan, “Gerek Kurtuluş Savaşına gerek Cumhuriyete giden yolda Mustafa Kemal milletinin tüm renklerini tüm farklılıklarını milleti millet yapan tüm dini, etnik ve mezhebi unsurları bir araya getirmeyi başarmış tüm mücadeleyi onlarla birlikte yürütmüştür. Cumhuriyetimizin böyle bir renklilik üzerine kurulması Cumhuriyetimizin herkese eşit mesafede durması, herkesi eşit olarak kucaklaması, Gazi Mustafa Kemal’in en önemli ideallerinden biriydi” dedi.

Gazi Mustafa Kemal’in vefatının hemen ardından ortaya çıkıp günümüze kadar da ulaşan birçok uygulamanın ve ideolojinin, Gazi’nin fikir, ideal ve hedefleriyle hiçbir bağlantısı, ilintisi ve ilişkisinin bulunmadığını söyledi.

Gazi Mustafa Kemal’in adının, son derece haksız biçimde yanlış birtakım uygulamalara paravan yapıldığını belirten Erdoğan, Atatürkçülük ya da Kemalizm ideolojisinin çoğu zaman Gazi’nin fikirlerinden sapma gösterdiğini, bu akımların Gazi’nin ideallerinin tamamen tersi bir istikamette, millete tepeden bakan, milleti dizayn etmeye çalışan, millet üzerinde baskı kurmaya çalışanların istismar aracı olduğunu bildirdi.

Atatürk’ün demokrasiye geçiş çabalarına rağmen Türkiye’nin tek parti istibdadına mahkum edildiğini, ancak 1945’te çok partili hayata geçildiğini, 1950’de de Cumhuriyetin demokrasiyle ancak kucaklaşabildiğini belirten Başbakan Erdoğan, ”1960 ve sonrasındaki her müdahale, Gazi Mustafa Kemal’in adı kullanılarak ama onun en büyük eseri olan Cumhuriyete kastedilerek, Cumhuriyet yaralanarak, millet adeta çiğnenerek yapılmıştır” dedi.

Kim olduğu çok iyi bilinen bir lider

”Gazi Mustafa Kemal, eserleriyle, yazıları, kitaplarıyla, fikirleriyle en önemlisi de dönemin belgeleriyle kim olduğu çok iyi bilinen bir liderdir” diyen Erdoğan, arşivlerin bu noktada zengin olduğunu ifade etti.

Herkese göre farklı bir Atatürk olmadığını, herkesin kendi şahsi çıkarına, kendi ideolojisine dayanak olarak kullanacağı, keyfice istismar edeceği bir Atatürk bulunmadığını belirten Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

”Şunu altını çizerek ifade etmek isterim ki, Kurtuluş Savaşı’nın baş kumandanı ve Cumhuriyetimizin banisi olan Gazi Mustafa Kemal, bir ayrışmanın aracı olabilecek en son kişidir. ‘Gazi Mustafa Kemal’ isminin ya da sonradan üretilmiş sembollerin arkasına saklanarak toplumu kamplara ayırmaya çalışmak, Cumhuriyete ve milletimizin ortak değerlerine hakaret olduğu kadar, Gazi Mustafa Kemal’in aziz hatırasına da haksızlıktır.

Gazi Mustafa Kemal, onun eserleri ve onun mücadelesinden baskıcı, otoriter, tek tipçi, başkalarının fikir ve yaşam tarzlarına tahammülsüz, Türkiye’nin farklılıklarını kabullenemeyen bir ideoloji asla çıkmaz. Gazi Mustafa Kemal, istismar edilmeyi, semboller üzerinden tartışma aracı yapılmayı değil, fikirlerinin anlaşılmasını, duygularının hissedilmesini istemişti. En büyük ideali de İstiklal Savaşında muzaffer olabilmek yani Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarabilmekti. Bütün manialara, bütün yavaşlatma çabalarına rağmen Türkiye, Gazi’nin bu idealini anlamış, kavramış ve bu yolda çok önemli mesafe kat etmiştir.”

Bu seviyelerle yetinmeyeceğiz

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 90. yıl dönümünde, Gazi’nin vefatının 75. seneyi devriyesinde Türkiye’nin, Gazi’nin gösterdiği hedef doğrultusunda, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda çok önemli mesafeler kat ettiğine dikkati çeken Başbakan Erdoğan, 29 Ekim 2013’te İstanbul’da büyük bir coşkuyla açılan Marmaray’ın muasır medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda zincirin sadece son halkası olduğunu söyledi.

Finlandiya, İsveç ve Polonya ziyaretlerini anımsatan Erdoğan, görüştüğü liderlerin ”Bu Marmaray’ı nasıl gerçekleştirdiniz? Denizin altından bunu nasıl başardınız? Biz sizin bu tecrübenizden istifade etmek isteriz” dediğini, kendilerinin de bununla ayrıca gururlandıklarını belirtti.

Türkiye’nin, inşa ettiği yollarla, barajlarla, konutlarla, üniversiteler, okullar, dersliklerle, hastanelerle, stadyumlarla, kültür merkezleriyle, yurtlarla bölgesinin ve dünyanın en hızlı kalkınan ülkeleri arasında bulunduğunu aktaran Erdoğan, ”Türkiye artık parasıyla, altı sıfırıyla değil, değerini bulan parasıyla, bayrağıyla ve pasaportu dünyada itibar gören, her bir vatandaşına dünyada saygıyla, gıptayla bakılan bir ülke konumuna yükselmiştir. Türkiye Kurtuluş Savaşı ve kurtuluş ruhuna uygun biçimde birbiriyle artık kucaklaşan, birbirine kenetlenen, kardeşliğini daha da yücelten toplumsal yapısıyla şimdi her zamankinden daha fazla umut vadeden bir ülkedir” dedi.

Türkiye’nin bu seviyelerle yetinemeyeceğini, daha da ileriye gideceğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

”Çünkü biz muasır medeniyetler seviyesine değil, muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkmak zorundayız. Yükselmeye, daha iddialı hedeflere doğru yürümeye devam edeceğiz. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yıl dönümünde, Gazi’nin aramızdan ayrılışının özellikle seneyi devriyesinde, onun ideal ve arzuları doğrultusunda muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmış bir Türkiye’ye doğru emin adımlarla ilerleyeceğiz.

Gazi’yi, onun ismini, onun hatırasını bir ayrıştırma değil, bütünleştirici bir değer halinde muhafaza ederek 76 milyon hep birlikte tek yürek olarak geleceğin Türkiye’sini inşa edeceğiz.

Bu duygu ve düşüncelerle vefatının 75. yılında bir kez daha Gazi Mustafa Kemal’i minnetle yadediyorum. Kurtuluş Savaşımız başta olmak üzere tüm şehitlerimize ebediyete intikal etmiş tüm gazilerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Gazi ve şehitlerimizin hatırasına gölge düşürmeden, onlardan aldığımız kutsal emaneti yücelterek kararlılıkla yolumuzda yürüyeceğimizi tekrar hatırlatıyorum.”

“Mustafa Kemal’in ilkeleri yol gösterici”

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da Gazi Mustafa Kemal’in vücudunun toprak olmasına rağmen fikirleri ve eserlerinin hala yaşadığını söyledi. Kendilerinin de bugün onun yaşayan en büyük eseri olan Cumhuriyetin mensupları olarak onu anmak ve anlamak için bir araya geldiklerini belirten Arınç, Atatürk’ü minnet ve şükranla andıklarını dile getirdi.

Atatürk’ün Erzurum ve Sivas kongreleriyle millete olan güvenini ortaya koyduğunu ve toplumun her kesimini kucaklamak suretiyle ülkenin bağımsızlığı yolunda harekete geçirdiğini ifade eden Arınç, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri arasında tesis ettiği bağla da bütün milleti tek vücut haline getirerek milli mücadelenin alt yapısını hazırladığını söyledi.

Gazi Mustafa Kemal’in kararlılığı ve bağımsızlık aşkıyla, dağıtılan cihanşümul bir devletin yerine yeni bir devlet kurduğunu belirten Arınç, şöyle devam etti:

“Bu devleti yaşatacak olan, milletin eşit, bir arada kalmasını sağlayacak ilkeyi de ortaya koymuştur. Bu ilke Türk milleti kavramı için yaptığı tarifle belirlenmiştir. Zira ona göre ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkı Türk milletidir’. Bu tanım kuşatıcı ve kucaklayıcı bir tanımdır. Büyük Millet Meclisi’nin açılışından bir hafta sonra Mustafa Kemal, Meclis üyelerine yaptığı konuşmada, ‘Yüce Meclisimizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, hatta yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden meydana gelmiş Müslüman unsurlardır, samimi bir heyettir’ demiştir. Kurtuluş Savaşını beraber kazandığı ve Cumhuriyeti birlikte kurduğu milletin, etnik kökeni, inancı ve dili ne olursa olsun fark gözetilmeksizin eşit haklara sahip bir millet olduğunu vurgulamıştır.”

Arınç, Gazi Mustafa Kemal’in millete armağan ettiği en büyük eserin Cumhuriyet olduğunu ifade ederek, Gazi’nin “Benim naciz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet paidar kalacaktır” sözüyle kendilerine Cumhuriyete sahip çıkmayı ve sonsuza kadar yaşatmayı hedef gösterdiğini vurguladı.

Türkiye’nin öz kaynaklarıyla dünyada kendine yetebilen nadir ülkeler arasında yer aldığını ve bunun ülkenin en büyük zenginliği olduğunu ifade eden Arınç, şunları kaydetti:

“Mustafa Kemal, Osmanlı Devleti’nin çöküşüne tanıklık eden bir liderdir. Bu çöküşün sebeplerini iyi analiz ederek, yeni Türkiye devletinin temellerini atmıştır. Bu temeller çağın gerisinde kalmayacak, çağı her bakımdan takip edebilecek bir toplumun inşası üzerine atılmıştır. Bunun içinde toplumun her kesimine aynı hedefe yönelmesi gerektiğini görmüştür. Bu itibarla 21. yüzyılın ilk çeyreği içinde bulunduğumuz bu süreçte milletin ve ülkenin menfaatlerine şahsi menfaatlerin önünde tutan, çalışkan, dürüst, beşeri münasebetlerinde medenice davranan, saygı, şefkat ve merhamet duyguları gelişmiş fertlerin oluşturduğu bir topluma ihtiyaç vardır. Bilgi üreten bilgi alanında Türkiye’de ilklere değil, dünyada ilklere imza atacak insanlara ihtiyaç vardır. Bu takdirde 80 milyonluk bir nüfus güce ve zenginliğe ulaşır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün en belirgin özelliklerinde biri de bilime ve düşünceye verdiği önemdir. Fikirlerinin özünü oluşturan temel felsefe her türlü dogmatik unsurdan arınmış akılcı dünya görüşüdür. Ülke gerçeklerinden kaynaklanan sorunların karşısında aklın ve bilimin rehberliğini kabul eden bu çağdaş görüş milletimizi daima iyiye, doğruya ve faydalıya yöneltmiştir.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün sorunlar karşısında ilmin ışığında çözüm yolları aramayı tavsiye ettiğini anımsatan Arınç, “Mustafa Kemal’in idealleri, felsefesi ve ortaya koyduğu ilkeler, her türlü bağnazlık ve dar düşünce kalıplarından uzak bir şekilde değerlendirildiğinde, ülkemizin içinde bulunduğu sorunların aşılmasında da yol gösterici olduğuna inanıyorum” diye konuştu.

“Atatürk hakkında da müspet veya menfi bazı şehir efsaneleri üretilmiştir”

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Derya Örs de Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’ten başlayıp İstanbul’da sona eren 57 yıllık hayat hikayesinin gerek yaşadığı dönemde gerekse de vefatından sonra kütüphaneler dolusu neşriyata konu olduğunu, hakkında çok sayıda belgesel ve sinema filmi çekildiğini söyledi.

Atatürk’ün vefatının üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen hala çokça konuşulması ve tartışılmasının, gündemden düşmeyen bir lider olma vasfını sürdürmesiyle ilgili olduğunu ifade eden Örs, şöyle konuştu:

“Her büyük lider hakkında olduğu gibi Atatürk hakkında da müspet veya menfi bazı şehir efsaneleri üretilmiş, hatta daha da ileri gidilerek çeşitli çevrelerce kendisine ait olmayan bir takım sözler ve belgeler uydurulmuş, böylece onun hakiki çehresi, muhaliflerinin yerden yere vuruşları, sevenlerinin ve bağlılarının göklere çıkartmaları arasında zaman zaman sis perdeleri arasında gizli kalabilmiştir. Bütün hayatı boyunca aklın, ilmin ve fennin rehberliğine inanan, konuşmalarında bu durumu özellikle vurgulayan Atatürk’ün hayatını, eserlerini ve düşüncelerini anlamak ve anlatmaktan çok içi boş, kuru, klişe, basma kalıp, sloganik sözlerle anlamayı tercih eden bir anlayışın zaman içerisinde gelişmiş olması ne yazık ki Atatürk’ün devamlı anılan ama anlaşılmayan bir lider konumuna düşürmüştür.”

Atatürk’ün konuşmalarının, röportajlarının, nutuklarının kronolojik, eksiksiz ve özgün metne sadık bir derlemesinin yapılamamış olmasının bu duruma yol açtığını belirten Örs, Atatürk’e ve onun eserlerine sahip çıktığını çeşitli fırsatlarla söyleyenler ile asıl yapılması gereken bazı bilimsel işleri ihmal edenlerin bu hususta sorumluluk sahibi olduğunu dile getirdi.

Örs, Nutuk başta olmak üzere dönemin ana kaynaklarını, eski harfli Türkçe metinler üzerinden okuma ve anlama kabiliyetine sahip olmayan araştırmacıların, gazetecilerin ve yazarların herhangi bir dili öğrenmek için gösterdikleri gayreti atalarının dilini öğrenmek için göstermediğini ifade ederek, “Bırakınız bir öğretim üyesini, ortalama bir Türk aydınının kültür ve medeniyetimizin binlerce yıllık birikiminin içinde saklı olduğu Türkçe metinleri okuyup anlayamaması, bunun için çaba harcamaması hatta buna ihtiyaç duymaması en hafif tabirle büyük bir ayıp olarak kabul edilmelidir” dedi.

Osmanlı dönemi Türkçesi’nin öğrenilmesinin günümüz Türk kültürü ve medeniyetine çok şey kazandıracağını aktaran Örs, dedesinin kendisine bıraktığı mirasın metnini okuyamayan bir neslin o mirastan pay alamayacağını söyledi.

Kurumlarına bağlı Atatürk Araştırma Merkezi vasıtasıyla 2014’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün özellikle 1919-1928 yılları arasındaki bütün konuşmaları ve nutuklarını özgün metinleriyle basmak için hamlede bulunduklarını bildiren Örs, Atatürk’ün 1 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisi’nin 3. dönem açılışındaki “Efendiler, Türkiye halkı ırkan veya dinen veya harsan müttehid, yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile ve fedakarlık hissiyatı ile meşhun, mukadderat ve menafii müşterek olan bir heyet-i ictimaiyyedir…” sözlerini aktararak konuşmasını tamamladı.AA

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.