Nevin Özlem’den dizi eleştirisi

Nevin Özlem'den dizi eleştirisi

Nevin Özlem’den dizi eleştirisi

Parmaklıklar Ardında dizisiyle şöhreti yakalayan Nevin Özlem uzun süren suskunluğunu HABERVOLE için bozdu….

Bir süredir sektörden uzak kalan güzel oyuncu sektörden neden uzak kaldığını; yaşadığı haber spikerliği deneyimini ve kendisine has özel yeteneklerini anlatırken dizi sektörüyle ilgili yaptığı açıklamalar oldukça ses getireceğe benziyor… HABERVOLE Yazarı TANSU SARI sordu; NEVİN ÖZLEM içtenlikle cevap verdi… İşte güzel oyuncunun noktasına virgülüne dokunmadan yaptığı açıklamalar….

TANSU SARI: Nevin Hanım kendinizden biraz bahsedebilir misiniz?

NEVİN ÖZLEM: Çocukluğuma dair birçok şey hafızamdan uçup gitti fakat bazı anlar var ki zihnimde tazeliğini bugünkü gibi koruyor. O halde minik bir anektodla başlayayım. Küçükken her hafta sonu tiyatro ve sinemaya giderdik. Bir gün sinema ya da tiyatro salonunda, sahneye -ekrana- bakarken kendi kendime şunu dedim; bir gün orada olacağım. Ve aradan geçen yıllar hiç planlamadığım şekilde kendimi sahnede bulmama sebep oldu. 1997’de tiyatro eğitimi almaya başladım ve ardından 7-8 yıl boyunca Bursa Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nda çeşitli oyunlarda oynadım…. Bunun dışında yine çeşitli özel tiyatrolarda da görev aldım. Tecrübe altın anahtar gibidir. Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’nda sahne aldığım yıllar o altın anahtarı adeta elmasa dönüştürdü. Yetenekler deneyimledikçe yoğrulur yoğruldukça kıvama gelir. Oyunculuk, sahne, tiyatro adabı adına katkıları tartışılmazdı her ne kadar öğrenilecek şeyler asla bitmeyecek olsa da. İşte bu sebeple A.V.P. Tiyatrosu’nda geçirdiğim her an benim için elmas değerindeydi, o her bir an’a selam olsun. Ve sanırım artık veda vakti gelmişti, İstanbul’a taşındım. Med Yapım Akademi’de Haldun Dormen’den eğitim aldım, ardından Amphitryon ve Hisseli Harikalar Kumpanyası müzikallerinde kendisiyle çalışma fırsatı edindim. Türkiye’de müzikal denince ilk akla gelen bir isimle, ilk müzikalimde çalışmış olmak benim için tartışmasız şanstı.

TANSU SARI: Türk halkı Nevin Özlem’i Sinop’ta çekilen Parmaklıklar Ardında dizisinde tanıdı…. Gardiyan Sema karakterine hayat verdiniz ve Ziynet karakterini canlandıran dizinin başrol oyuncusu Zeynep Eronat’ın size saldırma sahnesi epey ses getirdi…. Birçok usta oyuncunun yer aldığı Parmaklıklar Ardında dizisini ben çok beğenmiştim ve benim orada ilgimi çekenlerin başında siz geliyordunuz… Bu dizi sizde nasıl bir etki bıraktı? Bu diziyi ve oyuncuları değerlendirebilir misiniz?

NEVİN ÖZLEM: Çeşitli reklam ve dizilerde rol aldım fakat Parmaklıklar Ardında dizisinin bendeki yeri başkadır. Her şeyden önce senaryosuyla, oyuncularıyla, prodüksiyonuyla, çalışma şartlarıyla gerçekten altı sağlam oluşturulmuş bir diziydi, iyi ki yaptım dediğim ender bir projedir Parmaklıklar Ardında. Dizideki oyuncuları değerlendirmek haddim değil, fakat şunu söylemek isterim ki, tiyatronun adabından, edebinden, disiplininden nasiplenmiş, çoğunluğu tiyatro kökenli ve gerçekten baştan ayağı yetenekli bir ekip vardı orada. Dizilerde ekip ruhu önemlidir, zira bu ekrana ille de yansır. 3 sezon boyunca başarılı bir şekilde devam etmesinin altında saydığım tüm bu etkenler vardı. Şanslıyım ki 3. Sezonda diziye dahil oldum ve sezonu tamamladım. Zeynep Eronat gibi yetenek abidesi bir oyuncuyla çalışmak sanırım her oyuncunun isteyeceği birşeydir. Zira oyunculukta karşılıklı paslaşma önemlidir. Ve Zeynep abla karşısındaki oyuncuya pasları öylesine sağlam atar ki, bırakın oynamayı o sahneyi adeta yaşarsınız, öylesine yaşarsınız ki, sahneyi çektiğimiz o merdivenlerin her birine selam vere vere ilk basamağa kadar uçarak gidebilirsiniz, siz görmeseniz de ben uçmuştum (Gülüyor) Sema karakterine gelince, kendisini, arada vicdanı nükseden bir psikopat olarak tanımlasam sanırım bana kızmaz (Gülüyor) Sema’yı gerçekten sevdim bir oyuncu olarak. Bir oyuncu olarak diyorum çünkü karakterin içindeki o inişli çıkışlı duygu geçişleri, oyuncu için nimettir. Sema’nın arada vicdanı hoplasa da bu duygusunu genelde bastırıyordu, gardiyan olduğu için çoğunlukla sertti ve o sertliği özellikle mazgalı açıp kapatma, kapatıp açma sahnelerinde vermek istedim, bazen parmaklarımı kopartacak noktaya getirecek kadar kendimden geçsem de (Gülüyor) Ve diziyi çektiğimiz, memleketimizin büyülü güzellikteki şehri Sinop’u, sıcak kanlı insanlarını, bize kapılarını sevgiyle açtıkları için, misafirperverlikleri için, orada geçirdiğimiz her anı güzelleştirdikleri için şükranla ve özlemle selamlıyorum.

İŞTE PARMAKLIKLAR ARDINDA DİZİSİNDEKİ O MEŞHUR SALDIRI SAHNESİ

https://www.youtube.com/watch?v=eVVUQfXqXrs

TANSU SARI: Geçtiğimiz aylarda da Arka Sokaklar dizisinde çocuğuna böbrek arayan bir anneyi canlandırdınız… Bu dizide Parmaklıklar Ardında dizisindeki Gardiyan Sema kadar dominant bir karakterde değildiniz…Mesela Nevin Özlem hangi rolü canlandırmak ister?

NEVİN ÖZLEM: Nevin Özlem, altını üstünü keçeli kırmızı kalemle çiziyorum buranın; sağlam oluşturulmuş orjin ve de özgün bir senaryoda, karakterlerden herhangi birini oynamak ister büyük küçük rol olgusuna asla takılmadan. Çünkü Nevin bilir ki, rolün küçüğü büyüğü olmaz, oyuncunun büyüğü küçüğü olur. Sektörümüzün adaptasyon adı altında, kopyala-yapıştır sistemiyle dışarıdan oradan buradan araklanmış senaryolara değil, özgün ve milli senaryolara ihtiyacı var. Özgün ve milli’den kastım dil’dir. Sinemamızın tiyatromuzun bir dili yoksa hala, işte bu dış kaynaklı, özenti olmaktan ileri gidemeyen, bir başka kültürün dilini taklit etmeye çalışıp, yetmezmiş gibi bir de yüzüne gözüne bulaştırmanın verdiği, acınası kopyala-yapıştır sisteminin bir sonucudur. Kendi kültüründen kopuk bir eserin evrensel olması beklenemez. Çünkü evrensellik ortak kültürün ürünü değildir, ait olduğu kültürün meyvesi olarak dünyaca kabul görmesidir evrensellik. Sektörümüzün kana ihtiyacı varsa, ki şüphesiz var; işte bu kan, milli olmadan damarlardan geçe-bile-mez.

TANSU SARI: Bu aralar sizi ekranlarda fazla göremiyoruz.. Öncelikle bunun sebebi nedir? Dizi ve film setlerinin ortamı ve çalışma şartları nasıl? Yabancı dizi ve film senaryolarıyla yerli film ve senaryolar arasındaki farklar nelerdir sizce?

NEVİN ÖZLEM: İşimi gerçekten çok seviyorum. Oyunculuğun ruhumu beslediğini söyleyebilirim. Fakat ülkemizdeki bu kötü çalışma koşulları altında oyunculuk yapmak pek mümkün olmuyor. Kölelik sistemine gark olmuş bir düzenek bu. Sabahın kör karanlığından başlamak suretiyle, öbür günün gecesinin ya da sabahının bilmem kaçıncı saat dilimine kadar sette olmak, ve bu zamanın çoğunluğunun, bitmez bir çileye dönüşen bekleme süreleri insanın şevkini kırıyor doğrusu. İnsanda ne ruh kalır ne şevk. Üstelik setlerde sürekli bir acelecilik durumu söz konusu. Çek paketle gönder-çek paketle gönder! Bu acelecilik karşısında, bir oyuncu hangi arada derede ruhunu katıp karakteri yaşasın?! Oyuncunun ruhunu zedeleyen, mekanikleştirmek zorunda bırakan, gerektiği biçimde performans sergilemesini engelleyen tatsız bir durum bu. Ve dolayısıyla dizilerde yapılan, oyunculuk olmaktan düpedüz çıkıp, birkaç kaş göz oynatışın ilavesiyle replikleri söylemekten ibaret bir hale geliyor, böylesi bir durumda performanstan söz etmek mümkün olmuyor tabi. Çok aceleleri var çünkü, sinema uzunluğunda çekilen dizileri nasıl yetiştirecekler başka türlü! Mesele kaliteyi baz alarak ortaya bir iş koymak olsaydı, bu döküntü işler çıkmazdı şüphesiz. Batıya bu denli özenti sektörümüz, senaryolarını kopyalayıp yapıştıracağına, keşke kaliteli proje yapmalarını örnek alsaydı diyor insan. Batıda yapılan bir diziyi izlediğinizde, özgün bir senaryonun yanında, o dizinin sinema formatında çekildiğini görürsünüz. Öyle ki izlediğinizin dizi olduğunu unutursunuz. Oyuncularına değer veren bir sistemleri vardır, olması gerektiği gibidir yani. Saatlerce oyuncuyu sette bekleterek yıldırmazlar. Çünkü bilirler ki, bir oyuncudan iyi performans almanın yolu, kendisini çileden çıkartmadan, gerekli özeni kendisine göstererek ve usandırmadan tüm sağlıklı koşulları kendisine sunmaktır. Zira oyuncu ruhunu katmak zorundadır karaktere. Heyhat! Gelin görün ki ‘bizimgiller’ var olan ruhu bile, kuyudan bidonla çeker gibi çekmekteler. Ruhu bedeninden çekilen oyunculara da, ya sabır çekmek düşüyor!

TANSU SARI: Bursa’da OLAY TV ekranlarında haber spikerliği yapıyordunuz ve hatta ben de haberini yapmıştım…Size göre oyunculuk ve spikerlik arasında ne gibi benzerlik ve farklılıklar var? Hangisi daha zor?

NEVİN ÖZLEM: Her işin kendine göre bir zorluğu vardır fakat oyunculuk ve haber spikerliği arasında büyük farklılıklar olduğunu söyleyebilirim. Bir oyuncu belki kısmen avantajlıdır, zira bir haber spikerini oynama seçeneği her zaman vardır ve bundan faydalanabilir. Tabii bu fayda haber spikerliği yaparken pek bir işe yaramaz. Hele ki gündemden habersiz olsun. Bir habercinin haberlerden bi haber olması beklenemez. Oldukça ciddi ve ağır sorumlulukları olan bir iştir. Zira canlı yayında hazırlanmış haberleri sunuyorsunuz. Son dakika bir durum her an oluşabilir ve siz bir haber spikeri olarak kimin kim olduğu konusunda ya da gündem konusunda eksikseniz, canlı yayının ortasında öylece cümle aleme rezil olmakla kalmayıp bir de işinizden oluverirsiniz. Zaten bu koşullar altında sizi o ekrana çıkartmaları da mümkün değildir. Demek istiyorum ki, hazırlanmış haberlerin promterdan okunması kadar basit değildir mesele. İşin mutfağında olmak elzemdir. Bir haberin nasıl hazırlandığını, nasıl yapıldığını bilmek zorundasınız. Vatandaşın takip ettiği gibi takip edemez gündemi bir haber spikeri. Pek çok açılardan detaylarıyla bilmek, tüm gazeteleri ve köşe yazarlarını okumak zorundadır. Öyle durumlar oluşur ki canlı yayında, promter haricinde soru sorabilmek, soru üretebilmek zorundasınızdır. Haber spikerliğinin şahsıma katkıları büyüktü, bunu da cebime kar olarak koydum.

TANSU SARI: Sizin bir özelliğiniz de şiir yazmanız… Bu özelliğinizi kitap yaparak değerlendirmeyi düşünüyor musunuz? Röportajımızın sonunda HABERVOLE okuyucuları için bir şiirinizi paylaşır mısınız?

Şiirden ziyade bu ara bir bilim-kurgu romanı yazıyorum. Şiirleri ise romanın içinde harmanlıyorum. Oyunculuk gibi, yazmak da tartışmasız ruhumu besleyen bir alan benim için. Oyunculukta tek bir karakteri alıp ruhunuzla bütünleştirerek yaşarsınız. Oysa bir romanı yazarken, hayal dünyanızın enginliklerinde süzülerek bir dünya yaratırsınız. O dünyanın içerisine pek çok hayatı, mekanı, duyguları katarsınız ve yaşarsınız. Artık orası sizindir, dilediğiniz gibi at koşturabilirsiniz o dünyada. Her şeyin sınırsız olduğu bu uçsuz bucaksız özgürlüğü seviyorum. Vazgeçmediğim şiirlerimi ise, bazen bir kahramanın dilinden akıtıyorum romanda, bazen bir duygunun.

O halde son olarak HABERVOLE okuyucularıyla yazmakta olduğum romanımdaki bir şiiri paylaşayım.

Şöhret, ün, nam, şan

Sahte yüzlerle oyalan.

Söylediğin sözler hep yalan,

söylemediğin gerçekler akla ziyan.

Ey insan..!

İşte senin dünyan.

Nesiller ki kopmuş aslından.

Gelecekte de bekleme medet uzak diyarlardan.

Ya ışık ol aydınlat, ya da cehennemde yan.

HABERVOLE ailesi olarak NEVİN ÖZLEM’e bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyoruz…..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz