DOLAR 8,155
EURO 9,7089
ALTIN 457,347
BIST 1416,55
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Çok Bulutlu

Örgüt toplantısı

10.01.2013
A+
A-
  • Gelenekselleşmiş uygulamalar genellikle sanki tüzük gereği imiş gibi algılanır.deniz2
    Galiba yanlış hatırlıyorum sanısıyla son güncellenen CHP tüzüğüne bir kez daha baktım.Örgüt toplantısını zorunlu kılan açık bir madde yok.
    Yazıyla,”CHP İlçe birimleri her ay İlgili birimlerce uygun görülecek bir mekanda ya da İlçe merkezinde üyeleriyle düzenli olarak toplantı yapar…” türünde bir madde yok.
    Ancak tüzük içine yerleştirilmiş öyle maddeler var ki, düzenli örgüt toplantısı yapılmadan üyelerle etkileşim ya da iletişim ,görüş alış verişi ,yüz yüze temas sağlamak, ve daha da önemlisi halkla ilşki kurmak olanaksız.
    Sanırım bu konu Genel Merkez yöneticilerinin, başta sayın Genel Başkanın dikkatini çekmiş olmalı ki hem sayın Genel Başkan, hem sayın İstanbul İl başkanı üstüne basa basa her seferinde örgüt toplantısının önemini vurgulamışlar hem de bu konuda özen göstermeyen örgüt yöneticilerine açık bir uyarıyı konuşmalarında yapmışlardır.
    Sadece uyarı ile yetinmeyen Genel Merkez yöneticileri ve sayın İstanbul İl başkanı bu konuda gereğini yerine getirmeyen İlçe yönetimlerini görevden almakta tereddüt göstermemişlerdir.Örneğin, 2012 yılında Kadıköy CHP iİçe yönetimi, görevden alındığı zaman ortaya konan gerekçe ”düzenli örgüt toplantısı yapmamış ” olmalarıydı.
    Bilindiği üzere,CHP genel başkanının talimatları,İl başkanının bu talimatlar doğrultusunda yaptığı uygulamalar en az tüzük maddeleri kadar önemlidir.Kaldı ki,CHP örgüt tolantıları her hangi bir tüzük şartı aranmadan neredeyse CHP kurulduğu günden bu güne dek gelenekselleşmiş,benimsenmiş, aksine bir uygulama ,aylık örgüt toplantısının yapılmaması olağan dışı bir gelişme olarak kabul edilegelmiştir.
    Hal böyle iken, İstanbul,Adalar ilçesinde bütün bu talimatlar,hatta sayın İl Başkanının en sonuncusu 9 eylül 2012 tarihinde yapılan Adalar ilçe örgüt toplantısında üstüne basarak belirttiği, ” Adalar ilçesinde örgüt toplantısının yapılmamasını bir sorun olarak görüyorum, bundan sonra bu işin takipçisi olacağım” sözünü vermesine, aynı gün sayın CHP Adalar İlçe başkanının ,”Evet ,bu güne kadar çeşitli nedenlerle örgüt toplantısı yapmakta sıkıntılarımız oldu, söz veriyorum bundan sonra düzenli olarak aylık örgüt toplantısı yapacağım” benzer bir sözü vermesine karşın, aradan tam dört ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen her hangi bir örgüt toplantısı yapılmamıştır.

     

     

    ”Örgüt toplantısının yapılmasının ne yararı olacak ki, yine belli adamlar konuşacak, birileri onlara cevap bile vermeyecek,, kendi kenimizi tatmin etmekten öteye bir anlamı olmayacak…” diyenler olabilir.
    Halbuki örgüt,yönetimin gövdesidir.Gövdesi ile bağı olmayan bir başın bir çok fonksiyonu ortadan kalkar.Eli ayağı toplumun içinde olmayan bir baş fonksiyonsuz kalmaya mahkumdur.
    .
    CHP’nin idare ettiği Adalar belediyesinin uygulamaları ister istemez halk tarafından olduğu kadar CHP’li üyeler tarafından da sorgulanmakta, eleştirilmektedir.Haklı ya da haksız, sayın İlçe Başkanı ve sayın Belediye Başkanı bu eleştirilerden nasibini almakta, yüz yüze bir bilgi akışı ortamı yaratılmamadığı için,yani herkesin aklındaki soruyu sorabileceği, bu sorulara varsa ilgililerin yanıt verebileceği bir ortam yani örgüt toplantısı yapılmadığı için ortaya sevimsiz bir tablo çıkmakta, bir tarafta suçlamalar, diğer tarafta haksız ,dayanaksız suçlamalarala karşılaştığını iddia eden İlçe ve Belediye yönetimleri sonuçsuz bir didişmenin parçası olmaktadır.
    Genel deyişiyle bir tarafta ”Kahve köşelerinde, içki masalarında bizi eleştiriyorlar”’ yakınması, diğer tarafta ” seni bu partinin üyeleri seçti, yaptığın her işten, attığın her adımdan bizi haberdar edeceksin, etmelisin de..” türü yerden göğe haklı olduğunu düşündüğüm eleştiriler havada uçuşmaktadır.
    Bunun temel nedeni ise İlçe yönetiminin bu ortamı sağlayacak düzenli aylık örgüt toplantısı yapmaktan kaçınmasıdır.
    Örgüt toplantılarının yapılması herşeyden önce hem İlçe, hem de Belediye yönetiminin lehinedir.Örgütle bütünleşmenin anahtar olduğu kabul edilirse, halka ulaşmak onların sorunlarını çözebilecek ,beklentilerini karşılayabilecek ortam yaratılabilecektir, üyeler ile yönetimin yabancılaşmasının önüne geçilebilecektir.
    ”Halk için halkla birlikte yönetimin” şiarı bu anlayıştan,yani örgüt toplantılarından geçer.

     

     

    Görev, Adalardaki bu tabloya göz atıp gereğini yapacak,önce ilçe, eğer yapmadığı takdirde İl ve Genel merkezdeki ilgili birimlerin yöneticilerindedir.
    Yöneticiler sözlerinin arkasında durmalıdırlar.Verilen sözler onların şahıslarının olduğu kadar, makamlarını da bağlar.
    Göstermelik,alel acele ,şeklen yerine getirilmiş ivedi bir toplantı ile bu işler çözülemez, belki birilerine 3-5 ay daha süre kazandırır ama hem parti yöneticilerinin sözlerine güven kaybolur, hem de CHP güç kaybeder.

Enhanced by Zemanta
Abone ol
Bildir
guest
1 Yorum
En Çok Oy Verilen
En yeni En eski
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüleyin
zahide

Bu Rezilliğin Üzerinde Hiç Kimse,

Hiçbir Kurum Oturamaz!!.

İFLAS!!…
Bütün kurumlar iflas etmiştir.
Akıl durmuş, vicdan çürümüş, beyinler pörsümüş.
İnsan olarak yaşayabilmenin, hatta nefes alabilmenin zul geldiği
günlerde yaşıyoruz.
Gündeme üç bomba haber düştü.
1.Aydınlık Gazetesinin haberine göre;
Balyoz tertibi İhsan Arslan ve Ramazan Akyürek tarafından kurgulanmış.
Sahte delil üretilerek Ordu mensuplarına tuzak kurulmuş.
Bir dönem AKP milletvekili İhsan Arslan ile beraber çalışan Orhan Aykut;
“1. Ordu Komutanlığı’nda 2003 Mart ayında yapılan Plan Semineri’ne ait
dokümanları dönemin AKP Milletvekili İhsan Arslan ile birlikte 2007
yılı Ekim ayında Mövenpick Otelde teslim aldık…
Eski Deniz Binbaşı İskender Pala, yanında Amerikalı bir Senatör ile
birlikte otele gelerek, dokümanları bir bavul içinde verdi.”
Diyor.
İddiaya göre İhsan Arslan, seminer dokümanlarını Ankara’ya götürüyor
ve belgeler üzerinde değişiklik yapıyor.
Balyoz tertibine hazır hale getirilen belgeler, 2010 yılında Taraf
muhabiri Mehmet Baransu’ya veriliyor.
İhsan Arslan, Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer ile birlikte Ordu
mensuplarına, milliyetçilere sahte delil üreterek tuzak kuruyor.
Aykut;
İhsan Arslan’ın bin kişilik bir ekibi olduğunu, Manisa’dan getirilen
silahların Arslan’ın emri ile Akyürek ve Yılmazer tarafından
Türkiye’nin 81 iline gömüldüğü, kafasını kaldıranın bu silahlarla
irtibatlandırıldığını söylüyor.

Orhan Aykut İhsan Arslan’ın 2002 yılından beri Öcalan ile görüştüğünü;
Ergenekon, Balyoz, Matkap gibi davalarda tutuklanacak 66 kişilik isim
listesini bebek katili Öcalan’ın verdiğini;
Listede Çetin Doğan, Cemal Temizöz, Kamil Atak ve Levent Ersöz’ün
isimlerinin olduğunu söylüyor.
Aykut;
“Şunu söyleyebilirim; Ergenekon, Balyoz, Odatv, Balyoz, Poyrazköy;
operasyonlarının hepsi sahte belgelerle, sahte dijital şeylerle
yapılmıştır. Başka bir şey de yoktur. Bu bilgiyi, dönemin Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkayaya gönderdiğim mektupta da
belirttim.”
Diyor.

Hale bakın; imzasız ihbar mektupları ile insanların hayatı
karartılıyor, iddia sahibinin bizzat yaptığı suç duyurusunu kimse
dikkate almıyor(!)..
Demekki tezgahı “bilmesi gereken” herkes biliyor ve tezgaha teslim
oluyor. Bu durumun başkaca bir açıklaması yoktur.

2. Saygı Öztürk 22 Ocak tarihli ‘Paşaları tahliye edersen seni
vuracaklar’ başlıklı köşe yazısında;
“Tu-tuk-la-ma ta-le-biy-le dos-ya-lar, Ha-kim Ok-tay Ku-ba-n’-a
gel-di. Ha-kim, ‘de-li-l’ de-ni-len bel-ge-le-rin, asıl-la-rı-nın
ol-ma-dı-ğı-nı gör-dü ve tu-tuk-la-ma ta-lep-le-ri-ni red-det-ti.
İş-te o an-dan iti-ba-ren ‘yan-daş med-ya-‘ tu-tuk-lu olan-lar
hak-kın-da tah-li-ye ka-ra-rı ver-me-me-si için ha-kim Ku-ba-n’-ı
he-def al-dı-lar. Ha-kim Ku-ba-n’-a uy-gu-la-nan bas-kı ve teh-dit
sa-de-ce med-ya-nın yap-tık-la-rı ile kal-ma-dı. Bir mes-lek-ta-şı,
Ku-ba-n’-a ön-ce; ‘An-ka-ra-‘dan emir ol-du-ğu-nu, bu as-ker-le-rin
içer-de tu-tul-mak is-ten-di-ği-ni, dört -beş yıl içe-ri-de ka-lır
da-ha son-ra çı-kar-lar, sen ken-di-ni teh-li-ke-ye at-ma.
An-ka-ra-‘dan, se-nin ar-kan-da ki-min ol-du-ğu, ki-me
gü-ven-di-ği-nin de araş-tı-rıl-ma-sı is-ten-mi-ş’ di-yor. İş da-ha da
ile-ri-ye gi-di-yor. Ku-ba-n’-a ye-ni gö-rüş-me-de son me-saj ise
şöy-le olu-yor: ‘E-ğer, Çe-tin Do-ğan ve di-ğer pa-şa-la-rı tah-li-ye
eder-sen so-ka-ğa çık-tı-ğın-da se-ni vu-ra-cak-lar. Dar-be kar-şı-tı
gös-te-ri-ci-ler ad-li-ye-nin et-ra-fı-nı sa-ra-cak, sen dı-şa-rı
çı-ka-ma-ya-cak-sın.’
Ha-kim Ku-ban, bu teh-dit ve bas-kı-la-ra rağ-men, bel-ge-le-re ve
vic-da-ni ka-na-ati-ne gö-re ‘tah-li-ye-‘ di-yor. Bu tah-li-ye-den
son-ra yan-daş med-ya yi-ne ha-kim Ku-ba-n’-ı he-def al-dı.
So-ruş-tur-ma sav-cı-la-rı-nın tah-li-ye ka-ra-rı-na iti-ra-zı
üze-ri-ne, iti-ra-zı in-ce-le-yen mah-ke-me, ‘Tu-tuk-la-ma
ka-ra-rı-nın ke-sin-leş-miş ol-du-ğu-nu, bu se-bep-le tah-li-ye
ka-ra-rı ve-ren ha-ki-min key-fi, sı-nır-sız ve so-rum-suz
dav-ran-dı-ğı-‘ ge-rek-çe-siy-le tah-li-ye ka-ra-rı-nı kal-dı-ra-rak
şüp-he-li-ler hak-kın-da ya-ka-la-ma ka-ra-rı çı-kar-dı.”
Diye yazısına devam ediyor.
3. Donanma Komutanı Oramiral Nusret Güner sürpriz bir şekilde
görevinden ayrıldı. İstifa nedeniyle Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na
atanacak oramiral kalmadı.(Yeniçağ gzt.)
İstifanın nedeni Nusret Güner’in “Ümraniye” davasındaki mahkumiyetler
ve İzmir’de açılan casusluk davasına duyduğu tepki. Oramiral Güner’in
yakın çevresine “Arkadaşlarımız birer birer hapse atılıyor, elimizden
hiç bir şey gelmiyor. Gelmediği gibi bir de buna yardım ediyoruz”
dediği öne sürülüyor.

Görünen odur ki; bütün kurumlar iflas etmiştir. Kurumların başındaki
zat-ı muhteremler(!) utanmadan koltuklarında oturmaya devam ediyor.

Cumhuriyet savcıları nerede? Hepsi imamın ordusuna mı biat etti?

“Muhalefet nerede? Neden yeri-göğü inletmiyorlar?” Diye hiç sormayacağım.
Çünkü bu meclis için;
Osmanlı Devletinin son dönemindeki “Meclis-i Mebusan’ın yaptığı
görevi yapıyorlar” tespitinde bulunalı çok oldu.

Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün uyarısı olan “Bursa Nutku” şartları
gerçek olmuştur.
Türk Milletinin kendini savunma hakkı vardır. Bu hakkını kullanacaktır.

Bu rezilliğin, bu zulmün, bu kadar ihanetin üzerinde hiç kimse oturamaz!!.

Nemrut’un, Firavun’un, Ebu Cehil’in, Damat Ferit’in, Ali Kemallerin,
Şeyh Saitlerin sonu ne oldu ise, muadilleri de aynı akıbete uğramaktan
KURTULAMAYACAKTIR!..

Bu topraklar bereketlidir. Acının balla yoğrulduğu, mermi taşıyan
kağnı seslerinin hala duyulduğu, her karış toprağında şehitlerimizin
nefeslerinin duyulduğu bu mübarek topraklar, bu topraklara ihanet
edenleri öyle bir kusacak ki, KENDİ yaktıkları bu Nemrut ateşinde
yanmaktan asla KURTULAMAYACAKLARDIR!!.

26.01.2012
http://www.zahideucar.com
zahide@zahideucar.com