Şeffaflığın Böylesi…

Share

Belirsizliğin hüküm sürdüğü, kişilerin öngörü ve becerisine bel bağlandığı şu zamanda sıklıkla halkın başvurduğu, rahatlama hissiyatına neden olan bir olgu ŞEFFAFLIK.

Hayatımızın her alanına nüfuz eden, siyasetten ekonomiye enformasyona kadar birçok alanda kullanılan bu kelime, genellikle olumlu bir anlamda vurgulanıyor. İşin gerçeği şeffaflık; toplumu kontrol altına almaya mı yarıyor yoksa her şeyin olumlusuyla karşılaştırılan ve olumsuzu görmezden gelmesi sağlanan toplumu gittikçe hakikatin uzağına mı düşürüyor. İstanbul’un panoptikon yapıya dönüştürülen halinden kaçanların sığınabileceği tek liman olarak hala Adalar gözüküyor. Peki, Adalar geçmişten gelen tarihi ve toplumsal dönüşümü nasıl sağlıklı bir şekilde geleceğe taşıyacak onu da hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

         Toplumsal değişiminin ve gelişimin önüne duvar örenler bir bir yıkılırken, Adalardaki durum da tahminlerin ve beklentilerin çok ötesinde hüsranla sonuçlanmış gözüküyor. Her seçim döneminde denenmiş olanın denenmemişe karşı tercih edildiği ülkemizde alışılmışın dışında risk alınarak CHP Genel Başkanı’nın Adalar için bizzat aday gösterdiği Erdem Gül. İlçe örgütünün toptan istifasına sebep olmuş, 2014 seçimlerine göre 807 (%15,50) oyunu düşürmüş, İstiklal Marşı’nın okunmaması ile gündem olmuş, rakibine karşı “Bu bir ahlak sorunudur.” sözüyle tepki toplamış yine de Adalar Belediyesine başkan olarak seçilip göreve başlamıştı.  

         CHP’de aday değişikliğine sebep olan, 11 adayın aynı partiden aday adayı olmasını gerektirecek kadar bölünmüşlüğe yol açan nedenleri görmeden aday gösterilecek ismin birleştirici, uzlaştırıcı, öngörü sahibi, yöneticilik vasfına sahip bir aday olması gerekmez miydi? Erdem Gül ismi belirlenirken hangi özelliği onu bu kadar ön plana çıkardı, tüm adalılar bunu merak ediyor şimdilerde. Tabiri caizse maymun gözünü açtı. (Artık bu halk akıllandı anlamında) ve şimdi sorgulanmaya başlandı. Kişiliğinden, becerilerine, aile hayatına siyasi ve dünya görüşüne kadar. Öyle ki eleştiri sınırlarının oldukça üzerinde. CHP’de bunu göremeyecek kadar İBB seçimlerine odaklandı. İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerin kazanılması, toplumun yeniden nefes almasını, birleştiriciliğini liderlere ve partiye olana inancı daha da sağlamlaştırdı. Taraflı tarafsız herkesin diline pelesenk haline gelen “Her Şey Çok Güzel Olacak” umudunun yeşermesine sebep olan yeni bir lider yarattı. Türk siyasi hayatında tam da zamanında Ekrem İmamoğlu ismini İstanbul’a çifte zaferle yazdırdı. Yeni yönetim anlayışına doğru giderken, hiç kimse bu başarının akamete uğramasına müsaade etmeyecektir.  Adalar halkı bir kez daha haktan, hukuktan ve adalete susamışlığını zedeleyecek yaklaşımları kesinkes affetmeyecektir. Her düşünce ve akımdan insanı toplamış, toplumsal konsensüs yakalanmışken kişisel ego ve birkaç kendini bilmez menfaatperest için harcanması yazık olacaktır.

         30 Temmuz 2019 tarihinde TBMM’ne sunulan “Siyasi Ahlaksızlıkla Mücadele ve Siyasi Etik Kanun Teklifi” teklifin gerekçesinde ise, “Güçlü ve sağlıklı işleyen bir demokratik sistemin varlığı, siyaset ve devlet kurumlarında yolsuzluk ve kayırmacılığa, kamu vicdanında kabul görmeyen her türlü tutum ve davranışa izin vermeyecek şekilde yönetim ilke ve kurallarının açıklıkla belirlenmiş olmasına ve bunlara uyulup uyulmadığının denetlenmesine bağlıdır” diyor. Açıklık ve şeffaflık aslında güven ve değerler kültürü yaratmakla ilgili bir kararlılıktır. Bunun tam tersi olması gerektiği gibi yapılmayan, örtbas edilmeye çalışılan bir durumlar zinciri olduğunun göstergesidir. Kendine ve kurumuna güven duymayan, kirli iş ve ilişkilerin peşinde olanlardan şeffaf ve açık olmasını beklemek insan doğasına da aykırıdır.

Uluslararası Şeffaflık Derneğinin hazırlamış olduğu “Yerel Yönetim Şeffaflık Taahhütnamesi ”ne imza atanlar listesindeki bir seçilmiş başkan dikkat çekiyor. Yazımın görselinde görülen belgede Erdem Gül’ün seçimden önce adını yazıp imzaladığı, taahhüt ettiği bu belgeyi kendisine hatırlatmayı ve tekrar gözden geçirip özeleştiri yapmasını özellikle tavsiye ediyorum. Zira bu bir söylem değil, görsel medyaya bir demeç de değil, avam tabiriyle “kalıbımı basarım” denilecek cinsten kayıt altına aldığı ve siyasi hayatının teminatı olabilecek bir belge. Aynı zamanda Adalarda kamu görevinin yapan herkesin önce kendini check etmesinin tam zamanı olduğunu düşünenlerdenim. Bu yüzden bu yazımı oldukça kısa tuttum.

Ancak kadınlara karşı yapılan şiddete asla taviz vermeyeceğimin bilinmesini isterim. Halkın kurumunda bir Başkan Yardımcısının makamını basarak, hayatı özgürlük ve mücadeleyle geçmiş, sözde değil özde devrimci Hale Özgür Kıyıcı’ya yapılan psikolojik şiddeti esefle kınıyorum. Hele hele makamının ağırlığını taşımayan, odasına gelen bir vatandaşa emrinde olan bir müdürün hakaret etmesine, belediyeden kovmasına, tehdit etmesine nasıl müsaade eder akıl ve vicdan sahibi kimse bunu kabul edemez. Kaldı ki tek amacı “Aman çocuklar 89 dönemine geri dönmeyelim. Yapılan yanlışlıklara tekrar düşmeyelim.” kaygısını taşıyan demokrasi ve Milli Mücadele kadını. Ömrünü bu milletin hakça, özgürce ve bağımsız olması yolunda feda etmiş bir insana hepimizin saygıyla, minnet duygularıyla baş tacı yapmamız gerekirken… “Bağrıma taş basarım, babam olsa asarım” sözünü tekrar hafızalarımıza kazıyacak kadar hukuk ve demokrasi dersi veren Av. Mustafa Lütfi Kıyıcı. Adalar, hiçbir şahsi ikbal peşinde olmayan, davası haksızlıkla, hukuksuzlukla mücadeleyle süren bir kuşağın aramızdaki son temsilcileri. Onların hayatı adeta bir başyapıt, kelimelerin kifayetsiz kaldığı, hiçbir sınıflandırmaya girmeyen siyaset üstü değerlerimiz. Tam da Siyasi Ahlak, Etikten ve Erdemlikten bahsederken tam da bunu söylüyorum. Makamların ağırlığını, yetkinliğini taşımayanların derhal el çektirilmesi gerektiğini söylüyorum. Bu koltuk başkanlık/başkan yardımcılığı dahi olsa. Az söz erin yüküdür, çok söz hayvan yüküdür, ne güzel demiş Yunus Emre.  

Son olarak CHP’nin merkezi Afyon’da gerçekleştirdiği Belediye Başkanları Çalıştayı’nda  ve Genel Başkanın açıkladığı 7 maddelik “Yerel Yönetim İlkeleri ” düstur kabul edecek, zaman kaybetmeden Adalar Belediyesini kendi deyimi ile çetelerden, kötülüklerden arındırması için tanınan zamanın sonuna gelindi. Artık söz değil icraat zamanı. Bizlerin ise önünde iki seçenek var. Ya bekleyip hayallerimizin umutlarımızın gerçekleşmesini bekleyeceğiz, yani değişime dâhil olmadan oluşmasını bekleyip sonradan geç kalmış bir tepki vereceğiz ya da geleceği şekillendirmek için harekete geçeceğiz. Unutmayın siyaset insan yönetme sanatıdır, sanattan ne anladığını tez vakitte hep birlikte öğreneceğiz. Kalın sağlıcakla.

                                                                                              N.A.