Tatiller milletlere göre değişiyor

Tatiller milletlere göre değişiyor

Tatiller milletlere göre değişiyor

 

Tatiller milletlere göre değişiyor.Yahuuu…

Yahu kelimesini çok kullananlardanım. Bazen şaşkınlığımı ifade eder, bazen kızgınlığımı! Eğlendiğim zaman bile yahu derim. Belkide bir kaçış, belki de yerine daha iyi gelecek bir kelam bulamadığımdandır, bilmiyorum. Bildiğim hani ‘Olacak o kadar’ın şarkısında derdi ya; ‘tam yerine geldi manzara koyduk’ aynen öyle…

Bugün, şimdi bu yahu nereden çıktı ve ardında da eee anladık nedir şimdi yahunun kerameti! Diyeceksiniz biliyorum.

 

Ben tatile gelenlerin aç insanlar olduklarına inanmıyorum. Maddi durumları iyi olmayanlar böyle yerlerde tatil yapmaları zordur.

Demekki paran var, demekki aç değilsin! O zaman!

Yahu nedir bu açgözlülük, bu görmemişlik, bu keşmekeş?

Yahu yiyeceksiniz, sizede kalacak!

Yahu zaten bütün gün durmadan birşeyler yediniz!

Yahu – yahu – Yahu…

Haklıyım değil mi yahu dememeye!

 

Bunu ne turuzimci iken anlayabilmiştim, ne de tatilci olarak anlayabiliyorum.

Tatile gitmek elbette güzel yemeklerinde içinde olduğu bir paket!

Elbette yemek çok önemli, elbette yemekte muhabbet hepsinden önemli…

İyide yemek yok değil ki? Üstelik çok. Yemek çeşitleri çok ve bitmecek!

Kalan misafir sayısı kadar yemek yapılır birde ekstreler eklenir ki; bir yarı kadar daha fazladan yemek mutlaka yapılmış olur.

İsraf muhakkak ki hesaplanır. ‘O zaman!’demek gelmiyor mu içinizden?

 

Sabah açık büfeleri, özellikle biz Türklerin tatil yaptığı zamanlarda şanslı…

Bizler akşam yatmasını, sabah kalkmasını bilmediğimizden, tatil denilince aklımıza ilk gelenin de eğlence olduğunu bildiğimizden ve uyguladığımızdan tabiki erken kalkamayız. Birçeşit akşamdan kalmışlığımızda ve sabahın erkeninde alışagelmiş iştahsızlığımızda olduğundan büfeler sakindir.

Bunu Alman misafirler için söylememiz mümkün mü? Bence değil.

Bu nasıl iştir?

Yahu ben bunuda anlayabilmiş değilim.

Bunlar nasıl bu kadar disipline edebiliyorlar kendilerini ve nasıl bozulmadan hala bu tür yaşamlarını idame ettiribiliyorlar? Şaşkınlık içimdeyim!

 

Tatil köylerindeki geç kahvaaltılar bizler için bulunmaz fırsatlardır.

Evimizde de Pazar kahvaaltılarımız önemli değil midir? Geç kalkarız ve geç yaparız.  Yaşamımıza keyf katarız elbette ama tatilde bunu bir hayli abartırız.

 

Oysa, günün güzeli, günün güzel peri kızıdır sabahlar…

Almanlar bunu bilirler ve sabahları mutlak değerlendirirler. Uyku aralığımıdır bitişimidir bilemem ama onlar sabahın erkenlerinde bir havuz yâda bir deniz yamaya bayılırlar. Bu nasıl yapmak? Bu yüzerek elbette… Sonra buz gibi duş, kahvaaltı için hazırlık. Uykusunu almış, yüzmüş yani sporunu yapmış! Artık kahvaaltı onu beklemektedir. Sakince, tadını çıkartarak kahvaaltılarını alırlar.

 

Son yıllardaki tatillerimde başka bir millet fazlası ile beni şaşırtıyor.

Yine bir örnek vereceğim. Bir fıkrada oğluna kızan sonra bin beterini gören babanın,

’gel oğlum seni alnından öpeceğim, meğer ne beterleri varmış’ derya! Aynen öyle. Son birkaç yıldır bu çok gözle görülen bir detaydı ama artık detay olmaktan çıkmış başlı başına bir konu olmuş.

 

Ruslar ve açık büfeler!

Bu konuda sanıyorum uzun upuzun yazılar yazabilirim…

Yahu bu nedir? İşte tam manzara konulacak yer! Anlamak ne mümkün!

Asla büyük konuşmayacaksın derdi büyüklerimiz, büyük konuşmuşum bir anlamda! Ben turizmci iken Türklere şaşkınlığım, şimdi Ruslara bakış halimle şaşkınlık yeterli olmuyor afallamışlığım ise bir hayli artmış olarak devam ediyor.

Büfeden ne aldıklarından ziyade yemeklerini bitirdikten sonra masada ne kalmışlara bakmak beni bir hayli üzüyor.

Büyük tabaklarda nerede ise altı kişilik bir misafir gurubuna fazlası ile yetecek kadar tatlı, masada herhangi bir tabakta biraz tartaklanmış, tatılmış ve bırakılmış vaziyette orada öylesine dururken!

Yanındaki yine en büyük tabak, haliyle değişmiyor çünkü! Karpuz arz-ı endam ediyor. Karpuz bile şaşkın sadece üst kısımları yenmiş, yarısından çoğu tabakta ve hatta hiç ellenilmemiş karpuz dilimleri de oracıkta… Diğer meyvelerden hele hele kirazdan söz etmeye dilim varmıyor.

 

Ya yemekler!

Ve yemekleri yapanlar!

Mutfak ve servis personelininin emekleri.

Emekleri demek çok doğru geliyor bana. Emeklerinin bir çoğu çöpe gidiyor ne yazıkki. Oysa iyi bilirim mutfaktaki zaman darlığındaki telaşı. Yemek saatlerine yetişecek yemeklerin pişirilmeleri, özenle hazırlanmaları ve takdimlerini.

İyi bilirim servis personelinin resteurantı açmadan önceki toplantısını ve servis başlamadan derin bir nefes alışlarını.

Sonrasında bir koşturma. Bu kadar tedbirsizce, alelacele alınan yemeklerin etrafa saçılmış hallerinden ve onları temizlemek için gayret eten Hausekeeper elemanlarından hiç söz etmiyorum. Onları yarın yazmak istiyorum.

O departmanda derya deniz. Anlatılacak, yazılacak neler var neler?

 

Evet, çalışanlar demiştim.

Çalışanlar, tabakları toplarken ve benim elimde olmayan kontrol alışkanlığım içinde tabakları gözlerken, bunalmışlığım yemeklerin yine tartaklanmış halleri ve çok fazla yenmiş olmasına karşın yarısından çoğunun hala çöpe gitmek için tabak üstünde kaldığı oluyor ki!

Siz gelinde yemeğinizi yiyin, siz gelinde farkında olmadan sinirli olmayın! Tatildemisin, kavgadamısın ruh halinden vazgeçin.

 

Ben sanıyorum garibim.

Dünkü yazımda ne yazıkki düşünüyorum demiştim ya, ne yazıkki görüyorum ve ne yazıkki kızıyorum. Hemde çok kızıyorum. Bu nedir? Bu nasıl bir şeydir?

İçim acıdı, kahroldum diyebilirim. İştahım kaçtı, canım sıkıldı.

 

Dünyada açlık var, açlık.

Dünyada yoksulluk var, parasızlık var.

Dünyada iş yok.

Dün akşam İnternetten bir film izledim. Ben Affleck, oynuyordu. Amerika’da, üst düzey yöneticilerin işsiz kalışlarını, yine üst düzey bir yöneticinin işsiz kaldığında çaresizliğinden kayınbiraderinin yanında marangozluk yaptığını ve üst düzey bir işsizin intiharını anlatıyordu. Olay paraydı. İşsizliğin takibinde gelen paranın olmaması, ödenmesi gereken ev taksidi, çocukların okul giderleri ve zaruri ihtiyaçlar için gereken paranın olmamasıydı.

Evet, dünyada böyle sıkıntılar varken, en önemlisi ciddi bir açlık varken!

Dökülen yemekleri gördükçe:

“Allah ıslah etsin” demekten başka bir şey gelmiyor aklıma…

 

Sanki Alman hayranıymışım gibi geliyor ama bir Alman çiftle etrafı şaşkın bakışlarımızda birleştik.

Tabaklarında yiyebilecekleri kadar yemekleri, birer kadeh şarapları…

Türkiye, tarihi ve turistik yerler ile ilgili sohbetlerini en çok etraflarında gördükleri her türlü fazlalıklar, abartılar bozuyordu.

Göz kayması buydu işte. Şaşkınlık!

 

 

Nazan Şara Şatana

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz