Terör Öldürmeyi, İslam Yaşatmayı Emreder!

“Müşriklerin putlarına dahi küfretmeyiniz, yoksa onlar da kalkar sizin taptığınız Allah’a söverler” (1)

“Hiç biriniz kendisi için istediğini başkası için de istemedikçe gerçekten mümin olamaz” (2)

Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.”(3)

Terörist öldürür, İslam yaşatır.

Yaşatma ideali İslam’ın ruhundandır. Bu ideal içinde olanlar tarih boyunca İnsanlığa huzur ve güven vermişlerdir. Bulundukları ortamda yaşama sevinci neşesi güven hâkimdir.

Benlik egosunun katranlığında boğulanlar ise, en yakınındakilerden başlayarak zulüm öldürmek ve nefret idealinde olmuştur. Dünya hayatından göçenlerden bazıları iyi kişi idi Allah Rahmet eylesin diye anılırken, kötüler ve onların taraftarları lanetle anılmış ve öylede devam edecektir.

Kalbinde minicik zerre vicdan olarak düşene tekme atar mı? Aman dileyene kurşun sıkabilir mi? Vicdan terazisinde hukuk, Hak, din şuurunu yerleştirenler, zulmün otoriter kanunları kendi çıkarları için kullananların tarafında olabilir mi?

Vahşi’yi  ve sahibi Hind’i bilmeyen yoktur. Hani uhud’ta Peygamberimizin amcası Hz. Hamza’yı mızrakla öldürmüş çıkardığı ciğeri elinde sıkmış ve sahibi hind’e getirmişti. Hind hırs ve kinle  o ciğeri ısırmış sonra Hz Hamza’nın şehit bedeni yanına gidip,bazı organları kendine gerdanlık yapandı. Hind bununla yetinmemiş çevresindekilere diğer şehitlere de aynısını yapmalarını emretmişti.

Hind Mekke’nin Fethine kadar Peygamberimizle mücadele etmişti. Kocası ebu Süfyan müslüman olduktan sonra Hind de aniden  müslüman olmaya karar vermişti.Ebu Süfyan sebebini sorunca ” Kâbe’de, onlar kadar, vakûr ve asîl ibadet yapan kimse görmedim. Bu nasıl bir dindir ki, dün bizim hükmettiklerimiz, hor ve hakîr gördüklerimiz, bugün bize hâkim oldular!..” dedi.

Peygamber Efendimizin huzûruna bir grup kadınla çıkmıştı Hind çıktı. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, biat için gelen kadınlardan:
“-Allah’a şirk koşmamak, Peygamber’e itaat etmek, hırsızlık etmemek, zina yapmamak, iftira etmemek ve çocukları öldürmemek..”(5) üzere söz aldı.

Vahşî  ödülünü almış ve  hemen Tâif’e kaçmıştı.

Vahşi, Hz. Muhammed’in (a.s.m.), amcasının katilini çok feci bir şekilde cezalandıracağına inanı­yordu. “nereye kaçsam?” diye düşünüyordu. Şam’a mı gitmeliydi, yoksa Yemen’e mi? Acaba Müslümanlar hangisini daha önce fethederdi? Tam bu düşün­celerin kıskacında kıvranıp dururken, o heyetten birisi Vahşiye gelip şöyle de­di:

Yazıklar olsun sana! Sen bilmiyor musun? Bu dine giren kim olursa olsun, öldürülmez, eski günahlarından dolayı hesaba çekilmez.

Bu sözler Vahşî’yi rahatlatmıştı. Tâif heyetiyle birlikte Re­sû­lul­lah’a gitmeye karar verdi. Ancak yine de emin değildi. Acaba Hz. Muhammed (a.s.m.) kendi­sine nasıl bir muamele edecekti?

Re­sû­lul­lah’ın huzuruna geldiklerinde Vahşî, kendisini tanıtmaksızın Kelime-i Şehadet getirdi. Heyecanlıydı. Re­sû­lul­lah nasıl mukabele edecekti? Resûl-i Ek­rem başını kaldırdı ve “Sen Vahşî değil misin?” dedi. Vahşî “Evet.” dedi. Engin, şefkatli, İslam’ın Yüce Peygamber’i en küçük bir kızgınlık alameti göstermeksizin, “Buyur, şuraya otur.” dedi. Sonra da amcası Hz. Hamza’yı nasıl katlettiğini anlatmasını istedi. Vahşî sözünü bitirdikten sonra Re­sû­lul­lah ancak şunu söyle­di:

“Ey Vahşî! Sen benim gözüme görünme!”

Fahr-i Kâinat Efendimiz, Vahşî’yi her görüşünde, İslam’ın bir bahadırı olan amcası Hz. Hamza’yı hatırlayacaktı. Buna da naif kalbinin dayanması mümkün değildi. Çare olarak sadece bu yolu tercih buyurmuştu.

Öç almayı, öldürmeyi, kendinden olmayanı, kendisi gibi düşünmeyeni dışlamayı, onlara zulmetmeyi, hayatlarını perişan etmeyi seçmemiştir. Çünkü O Rahmet Peygamberi ve insanlığın Rehberi idi.

Sevgili Peygamberimizi model almayan. O’nun ideal hayat sunumları ölçüsü bu zamanda nasıl uygulanacak diyen Müslüman kardeşim şirke düştüğünü ve Peygambere hakaret ettiğini ne zaman anlayacaksın?

Alemlere Rahmet gönderilen O güzel insan Efendimiz her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçak gönüllü idi. Asla sert, katı kalpli, kavgacı, kusur bulucu ve kıskanç değildi.(4)

Adı İslam ülkesi geçen ve Müslüman toplumların genelinde kan var. Zulüm var. İç çekişme ve insan hayatlarını hiç eden yönetimler var. Birisi acı çekerken ızdırap içindeyken gülebilen Müslüman nasıl olmaz da imanını kontrol etmez veya istemez?

Rahmet Peygamberinin ümmetiyim diyen bizler nasıl olurda bu riyakar münafık elbisesi ile onun ümmeti olabiliriz?

Peygamberlik gelmeden Mekkeliler O’nun güzel ahlakına, doğru sözlülüğüne ve kişiliğine hayrandı. Efendimiz varlığımızın müsebbibi, bu güzel ahlakı zedeleyecek, gurur, kibir, hayasızlık, kabalık, kindarlık gibi davranışlardan uzaktı. O birleştirici yapıcı tavır sergilerdi. İnsanlık Onun çevresinde toplanırdı. O Yahudi cenazesine kalkmasına gerek yoktu efendim diyenlere “ Müslüman değilse insan da mı değil” cevabını vererek İslam’ın gereğini ve ölçüyü göstermiştir.

 

1-Enam Suresi -108

2- Buhari. İman

3- Âl-i imran Sûresi, 110

4(Hz.Hüseyin)

5-Mümtehine, 12

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz