‘Yeşile hayranım, hastayım’

'Yeşile hayranım, hastayım',Darbelerle gelene eyvallah edemeyiz
Share

'Yeşile hayranım, hastayım',Darbelerle gelene eyvallah edemeyiz

 

‘Yeşile hayranım, hastayım’

 


Başbakan Erdoğan, Gezi Parkı olayları ile ilgili olarak yaptığı açıklamada; “İktidara geldiğimizden bu yana milyonlarca ağaç diktik. Yeşile hayranım, hastayım. Bize adeta çevre düşmanı gibi bir yaklaşım içinde olmak, çok büyük haksızlık olur” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından düzenlenen uluslararası sempozyumda konuştu. Sempozyumda TBMM Başkanı Cemil Çiçek, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve AB Ombudsmanı Nikiforus Diamandouros katıldı.

Kamu Denetçiliği Kurumu’nun yaklaşık 6 aydır faaliyette olduğunu hatırlatan Erdoğan, bu kısa süreye rağmen aldığı 4476 şikayet ile ilgili çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti. Eroğan, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun idare ile vatandaş arasında çok önemli bir köprü, hakem olacağına yürekten inandığını dile getirerek; “Bizim devlet geleneğimizde birey sadece vergi veren, askerlik yapan, tüm kararlara da körü körüne itaat eden bir varlık olarak asla değerlendirmemiştir. Bin yıllık bir mazisi olan Ahilik teşkilatını burada özellikle hatırlatmak isterim. Ahilik teşkilatı, esnafın ve müşterinin haklarını koruduğu kadar, bireyi devlet karşısında güçlendiren bir işlev de üslenmiştir. 11 yıl boyunca devlet-vatandaş ilişkilerinde köklü değişimler getirdik. Şeyh Edabali’nin ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ öğüdünü hükümet çalışmalarımızın temel ilkesi yaptık” diye konuştu.

“KARARLARIMIZIN ÖNÜNDE BÜROKRATİK OLİGARŞİ VAR”

En iyi kanunları yapmanın, kağıt üzerinde bağımsız yargıyı oluşturmanın demokrasi için yeterli olamayacağını kaydeden Başbakan Erdoğan; “Ama devletin işleyişini sağlayan bürokrasinin zihniyeti değişmiyorsa, bürokrasi kendisini yeni şartlara hazırlamıyorsa, toplum demokratikleşirken bürokrasi köhnemiş geleneklere sıkı sıkıya sahip çıkıyorsa işleyiş mutlaka eksik kalacaktır. Türkiye’de son 11 yılda çok önemli reformlar yaptığımız halde, zihniyet devrimi çok geriden geldiği için reformalarımız tam manasıyla topluma, bireye yansıması zaman almaktadır. Zihniyet değişiminin vakit alacağını elbette biliyoruz, ancak zihniyet değişiminin er ya geç mutlaka gerçekleşeceğine inanıyoruz. Bu anlayışla hız kesmeden reformlarımızı sürdürüyoruz. Hükümet olarak birçok kararımızın önünde bürokratik oligarşiyi bulmamıza rağmen, reformlarımızın bürokrasi kanalında zorlandığını görmemize rağmen bugüne kadar kararlılıktan hiç taviz vermedik” dedi.

“TUTUKLU GAZETECİLER KONUSUNDA DÜNYA YANLIŞ BİLGİLENDİRİLİYOR”

Başbakan Erdoğan, basın ve ifade özgürlüğü konularında da açıklamalarda bulunarak şunları söyledi; “Bundan 11 yıl önce gazetelerde her haberi yapmak, her manşeti atabilmek, her konuda yazabilmek, kalem oynatabilmek mümkün değildi. Belli çevrelerden, özellikle devlete sirayet etmiş çetelerden korkuluyor, özgürlükler kullanılamıyordu. Hükümetimiz, medya üzerindeki ifade özgürlüğü üzerindeki tüm bu korkuları ortadan kaldırmıştır. Gösteri yapmanın, basın açıklaması yapmanın neredeyse imkansız olduğu, çok sert karşılıklar bulduğu bir Türkiye’den, bugün, altını çizerek söylüyorum, şiddete başvurmadığı sürece vatandaşların haklarını kullanmaları bu ülkede mümkündür. AB’ye üye olmak için aday durumundaki Türkiye, özellikle AB’deki bazı çevrelerin hükümetimize karşı karalama kampanyası olmuştur. Biz bunun AB’de dostlarımız tarafından yürütülüyor olması, AB’nin Türkiye hakkında son derece yanlış bilgilendirilmesi için özel bir gayretin gösterildiğini görüyoruz. Tutuklu ve hükümlü gazeteciler diyorlar. Bunu Adalet Bakanım defaatle anlattı. Tutuklu ve hükümlü gazeteciler konusunda AB ve dünya kamuoyu sistematik şekilde yanlış bilgilendirilmektedir. Türkiye’deki ifade özgürlüğü konusunda, yine aynı çevreler son derece yanıltıcı biçimde bilgilendirilmektedir. Biz şu özeleştiriyi çok büyük bir memnuniyetle yaptık, yaparız; Tabi ki yüzde yüz her şeyi çözdük, böyle bir iddianın içinde değiliz.”

“BİBER GAZI AB MEVZUATINDA VAR”

Gezi Parkı olaylarında yaşananların yanlış yansıtıldığını öne süren Erdoğan; “Bizim polisimiz dayak yemiştir, son ana kadar tahammül etmiştir. Biber gazı AB mevzuatında zaten var. Su, kullanılabilir. Ama gerçek mermi kullanılamaz. Ama gerçek mermiyi gösteriyi yapan polise karşı kullanıyorsa buna ne demeli? Bunlar karşısında polis ne yapacak? Bu sorularında cevabını bulmamız lazım. Ve gerçek mermiyle yaralanan hatta ölen polislerimizde olmuştur. Ama bunlar görülmeden, bilinmeden ülkemiz hakkında bu tür kampanyalar sürdürülmüştür. Mesela çok masum gerekçeler ileri sürülmüştür. ‘Ağaç söküldü, bundan dolayı gösteriler’ denildi. AB üyesi ülkelerle biz ağaç dikme noktasında rekabetteyiz. Biz ön alırız. Biz bu konuda vagon değiliz, lokomotifiz. İktidara geldiğimizden bu yana milyonlarca ağaç diktik. AB’nin her yerinde, yeri gelir ağaçları sökersin bir yerden başka bir yere nakledersin. AB’ye Fransız değiliz. Ağaç sökülmez diye bir anlayış artık yok. Çevre teknolojisi bu denli ilerlemiş vaziyette. Ben belediye başkanlığı yaptım. Ve bu işlerin ne denli önemli olduğunu bilenlerdenim. Ve birazda yeşile hayranım, hastayım. Bu işi çok severim. Bize adeta çevre düşmanı gibi bir yaklaşım içinde olmak, çok büyük haksızlık olur. Bizim gösteri ve yürüyüşlerde hukuk içersinde haklarını kullananları sadece biz onları koruruz” ifadelerini kullandı.

“VATANDAŞLARIN HAKLARINI HER ŞEYİN ÜZERİNDE TUTUYORUZ”

Türkiye’de demokrasi güçlendikçe imtiyazlarını kaybedenlerin olduğunu dile getiren Erdoğan; “Hukuk güçlendikçe imtiyazlarını kaybedenler, değişimi engellemek için her yolu başvuruyorlar. Ama biz hiç kimseye imtiyaz sağlamadan, hiç kimseye ayrıcalık tanımadan 76 milyona eşit mesafede devlet anlayışını, 76 milyonun tamamına eşit mesafede bir hukuk sistemini kurduk. Ve güçlendirmeye de devam ediyoruz. Etnik kökeni, dini, mezhebi, yaşam tarzı ne olursa 76 milyon devlet ve hukuk karşısında eşit bir konumdadır. Türkiye’de artık devlet vatandaşına tepeden kibirli bakan ceberrut bir devlet değil, vatandaşının hizmetkarı bir devlettir. Bürokrasi de aynı şekilde. Zaman zaman aksaklıklar olabilir, ama bunların üzerine kararlılıkla gidiyoruzi. Ki ombudsmanlık bunun için var. Vatandaşların haklarını her şeyin üzerinde tutuyoruz. kamu Denetçiliği Kurumu, işte bu anlayışın bir neticesidir” diye kaydetti.

ÇİÇEK: KİMYASAL SİLAHLA ÖLDÜREMEZSİN AMA ŞEHİRLERİ BOMBALAYABİLİRSİN

Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından düzenlenen uluslararası sempozyumda TBMM Başkanı Cemil Çiçek de konuştu. Çiçek, Suriye’de yaşananlara karşı ortak bir tavır alınmamasını eleştirerek, “100 bin insan ölürken ses soluk yok, kimyasal silah kullanılınca bir hareketlilik var. Kimyasal silahla öldüremezsin ama şehirleri bombalayabilirsin, roket kullanabilirsin” dedi.

Kamu Denetçiliği Kurumu’nun toplum barışına katkı sağlamasını umduğunu söyleyen Çiçek, aynı zamanda devlet-vatandaş ilişkilerinde devlete olan güveni arttıracağını söyledi. “AB’nin tutumunu ombudsmanlara şikayet ediyorum” diyen Çiçek, şunları söyledi:

“Çünkü bu kuruma vücud veren felsefe hukuk ve hakkaniyettir, dürüstlük ve şeffaflıktır. Maalesef 50 yıldır bu konuda AB’den şikayetlerimiz var. Artık 50 sene sonra Avrupa’dan dürüstlük, şeffaflık ve hakkaniyete uygun bir tavır ve politika bekliyorsak çok şey beklemiş olmuyoruz. Ahde vefanın, yaptığımız anlaşmanın gereğidir. Bize ‘şu yasaları çıkarmazsanın tarih vermeyiz’ diyen AB, ben biliyorum ki şu an AB üyesi ülkelerde komünist dönemden kalma ceza kanunu uygulamarı var. Ama bize gelip dendi ki ‘Şu 1 buçuk ay içinde ceza kanunu, ceza muhakemesi kanunu, infaz kanunu, adli kolluk kanunu, cepten sigara paketi çıkarmak isteseniz 1 buçuk ayda bu kadar paket çıkmaz, ‘ya bunları çıkarırsız yoksa biz size tarih vermeyiz’ denildi. Ama halen komünist dönemin kanunlarıyla o ülkelerde uygulama yapılıyor. Her zaman ilerleme raporlarında insan haklarına, özgürlüklere vurgu yapılır, bundan doğru vurgulardır. İnsanlığın ortak değerleridir. Ama en temel hakkı, hayat hakkını ortadan kaldıran terör örgütleriyle ilgili bir müşterek politika takip etmek gerektiğine, hep arkadan dolaşılır. Türkiye’de 40 binden fazla insanın hayatına mal olmuş bir örgüt, ilk eylemini 15 Ağustos 1984’te yaptı. AB üyesi ülkelerin birlikte bunu terör örgütü olarak kabul etmesi 2002’dir. 1984’ten 2002’ye kadar acaba bu bir hayır kuruluşu muydu?”

“EN BÜYÜK OMBUDSMAN İNSANIN VİCDANIDIR”

TBMM Başkanı Çiçek, toplantının başlığının ‘İnsan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü’ olduğunu hatırlatarak, “Şimdi hayat hakkı ortadan kalkarken halen bir ortak politika takip edemiyorsak, ombudsmanlar tek başına bu demokrasiyi nasıl koruyacak? Bunlara karşı ortak bir tavır almamız gerekiyor. ‘Ben hükümetten devletten şunu istiyorum’ diyor, olmazsa bombayı patlatıyor. Ama doğru dürüst bir kınama gelemiyorsa, bu söylediğimiz kavramlar ne ifade eder? Bunu evvela şikayet ediyorum. Ama heralde en büyük ombudsman insanın vicdanıdır” dedi.

“ULUSLARARASI KURULUŞLAR VAR, DİYET. KALORİSİ YOK”

Suriye’de yaşanan iç karışıklığa da değinen Çiçek, eleştirilerde bulunarak şunları kaydetti:

“100 binden fazla insan sınırlarımızın öbür tarafında hayatını kaybetti. 5 milyon insan yerinden yurdundan edildi. Ama kimsenin vicdanı sızlamıyor. O en büyük ombudsman dediğim vicdan da görevini yapmıyor. 100 bin insan ölmüş, yaşadığımız şu garipliklere bir bakın. İlk defa olmuyor. Son defa bir kimyasal gaz kullanılıyor. Binden fazla insan ölüyor. Hemen bir hareketlilik başlıyor. Ama geldiğimiz nokta itibariyle de şöyle bir izahı mümkün olmayan bir insanlık çelişkisi de yaşanıyor; 100 bin insan ölürken ses soluk yok, kimyasal silah kullanılınca bir hareketlilik var. Bunun ne olacağı da belli değil. Bir kısmı geri vitese taktı, bahaneler aranıyor. Hangi ombudsman bunu kabul edebilir? Kimyasal silahla öldüremezsin ama şehirleri bombalayabilirsin, roket kullanabilirsin, tank, top, helikopter kullanabilirsin. Bu şekliyle öldürmekte hiçbir beis yok. Kimyasal silah kullanamazsın. Ben öldükten sonra ha kimyasal gazla ölmüşüm ha makineli tüfekle. Böylesine çelişkili bir dünyada, ikiyüzlü bir dünyada bu toplantının başlığı olan insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü nerede bulacağız biz? Bunlar sanal kavramlar mı, hakikaten özümsenmesi, benimsenmesi gereken kavramlar mı? Biz Türkiye olarak 2.’sinin olduğuna inanıyoruz. Eksikliklerimizin olduğunu biliyoruz ve düzeltmeye çalışıyoruz. Ama Türkiye’nin tek başına bu sıkıntıları ortadan kaldırmaya imkanı yok. Bir ortak tavra ihtiyaç var. Belki resmi anlamda bu söylediklerimi şikayet edebileceğim bir uluslararası ombudsman da yok. Uluslararası kuruluşlar var, diyet. Kalorisi yok, beyanatlar var kalorisi, karşılığı yok. Dolayısıyla ombudsmanlar biraz daha anlamlı hale gelecekse, heralde resmi görevlerinin yanında bu söylediğimiz çığlıklara da karar vermelerine ihtiyaç vardır diye düşünüyorum.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*