Zeki Bülent Ağcabay’in müzik aleti kolleksiyonu

Share

Mimar Zeki Bülent Ağcabay’in Üsküdardaki evindeki 700’den fazla müzik aleti kolleksiyonu… 

Mimarlık yapan ve müziğe ilgi duyan Zeki Bülent Ağcabay’ın 700’den fazla müzik aletini koleksiyonunu barındırdığı evinde ziyaret ettik. Koleksiyonunda bulunan enstrümanları yakından tanıma fırsatı bulduk.

Mimar Zeki Bülent Ağcabay’ın müzik aletlerini sergilediği Üsküdardaki evi müze gibi… Asıl mesleği mimarlık olan ve bas bariton sesiyle Türk Sanat Müziği korolarında yer alan Zeki Bülent Ağcabay “Ut, kanun, santur, tambur, yaylı tambur, cümbüş, ney, keman, klasik kemençe, lavta, kudüm, nekkare, bendir, miskal, zil, zilli maşa, def, darbuka, çevgen, divan sazı, bağlama, çöğür, cura, zurna, davul, tulum, kemençe, kabak kemani, klarnet, rebab, sipsi, balaban, dilli kaval, dilsiz kaval, çifte, mey, tar, ıklığ, kopuz” ile başlayıp piyanoya varan müzik aletleri koleksiyonu yapıyor.

Enstrümanlarını ülkelerine göre sınıflandırarak sergileyen Zeki Bülent Ağcabay’ın müzik aletlerinin arasında yaklaşık 110-130 yıllık manol ud, Kapıdağlı İlya ve Onnik Usta’nın yaptığı udlar, Baron Usta’nın imzasını taşıyan baron kemençe ile Emin Usta’nın kanunu da bulunuyor. Koleksiyonda ayrıca Hindistan, Çin, Japonya, Afganistan ve Güney Amerika’ya ait müzik aletlerinin olduğu bölümler yer alıyor. 

Evinde bir odasını torunu Kaan’a ayırmış. Atölyeye torunu Kaan’ın isminden esinlenerek “Kaanuni” ismini vermiş. Koleksiyoner Zeki Bülent Ağcabay torunu hakkında; “Torunumun kulağı da çok iyi. Müzik aletlerine karşı da ilgisi var. Bu nedenle koleksiyonumu ve atölyemi Kaan’a bırakacağım” diyor.

Garajını enstrüman tamir atölyesi olarak tasarlamış. Müzik aleti yapım ve tamir işini Paki Öktem’den öğrenmiş. Atölyesinde değişik zamanlarda müziğe meraklı gençler ve arkadaşlarıyla müzik aleti çalıp ve şarkı söylüyorlar. 

ZEKİ BÜLENT AĞCABEY

Zeki Bülent Ağcabay Gaziantep’te doğmuş. Gaziantep Lisesinden sonra 1976’da mimarlık eğitimi almak için Edirne’ye gelmiş. 1980’de Edirne Devlet Mühendislik-Mimarlık Akademisinden mezun olmuş. Bir süre asistanlıktan sonra çalışmalarını İstanbul ve Edirne’de sürdüren Zeki Bülent Ağcabay 35 yıl mimarlık yapmış. Bir süre sonra Müzikle ilgilenmeye başlamış. Çocukluğundan ve ailesinden gelen müzik sevgisiyle enstrüman çalmaya, korolara katılmaya ve koleksiyonerliğe başlamış. 

Müziğe olan ilgisini şöyle anlatıyor; “Babam ve annem Türk müziği meraklısıydı. Sesimin güzel olduğu da söylenirdi. Ortaokulda sesim ve ismim sebebiyle rahmetli Zeki Müren’e benzetirlerdi. Zeki Müren’in frapan kıyafetleri vardı. Bu bende soğukluk yarattı. Böylece müzikten 35 sene kadar koptum. Yeniden müzikle birleşmem amatör korolarla buluşmamla oldu. Koro vesilesiyle Dr. Abidin Gerçeker’le tanıştım. Daha sonra müzik aleti çalan arkadaşlardan esinlenerek ‘Ben de bir şeyler çalarım’ dedim ve eskilere döndüm. Babamın sevdiği enstrüman kanundu. Ben de 43-44 yaşlarında bir kanun edindim. Daha sonra koro arkadaşlarından enstrüman yapımcısı Paki Öktem’in desteğiyle müzik aletleri edinmeye ve bu konuda bilgilenmeye başladım. Enstrüman satın almak zamanla tutkuya dönüştü. Dünya müziğinde işçiliği ve orijinalliğiyle ilginç özellikleri olan ve bende iz bırakan müzik aletlerini almaya başladım. Şu anda elimde 700 parçalık bir koleksiyon bulunuyor.”

AYNALIKAVAK KASRI’NA 25 MÜZİK ALETİ BAĞIŞLAMIŞ.

Zeki Bülent Ağcabay; Sultan I. Ahmed döneminde 1613 yılı sonlarında yaptırılan, Sultan III. Selim döneminde büyük bir onarım gören ve “Tersane Sarayı” olarak bilinen yapılar grubundan günümüze ulaşabilen tek bina olan Aynalıkavak Kasrında açılan “Aynalıkavak Kasrı Musiki Müzesi”ne 25 adet Manol, Onnik Usta gibi ünlü luthielerin yaptığı birbirinden değerli 25 Türk müziği sazlarını bağışlamış.

Sultan III. Selim’in iyi bir tanburi ve neyzen olması ve çalışmalarının büyük çoğunluğunu Aynalıkavak Kasrı’nda gerçekleştirmesi dolayısıyla kasır 1980’lerin ortalarında Türk müziği merkezi haline getirilmiş. Dönemin Türk müziğine yakınlık duyan önemli isimlerinin yanı sıra Sultan Aziz’in torunu Gevheri Osmanoğlu’nun varisleri; sazlar, nota ve çeşitli müzik yayınlarını bağışlamışlar. Aynalıkavak Kasrı’nın adı ile beraber anıldığı Sultan III. Selim; tamburi ve neyzen olup gerçek manada üst perdeden bir bestekârdı. Evcara’dan Şevk-Efza’ya, Pesendide’den Sûz-i Dilâra’ya kadar 15 makam terkip etmiş, bu makamlarda bestelediği büyük eserlerle sanatkârlığı devlet adamlığını geride bırakmıştı.  

Haber: Erol Ünal

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*