Zümrüdü Anka kuşu Sırtına Almasın

Zümrüdü Anka kuşu Sırtına Almasın

İle paylaş:


Zümrüdü Anka kuşu Sırtına Almasın

 

ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU SIRTINA ALMASIN, HAYAL ÂLEMLERINE GÖTÜRMESIN!

Seni hep düşlerdim ben bilir misin? Hayallerimde seni saklardım.

Hissettirmeden kimseye söylemeden… Sen hep benim içimde bir yerlerde saklı dururdun. Seni bir farklı düşünürdüm! Bana baktığını, bazen çok beğendiğini, bazen çok eleştirdiğini düşünür ona göre hareket ederdim. Elin çenenin altında olurdu çoğunlukla… Yükseklerden beni izlerdin…
Elinde bir demet çiçek olurdu, bazen de bir ok. Çiçek olduğu zaman sevinirdim. Beni seviyor derdim.
İlk zamanlar oku gördüğümde;  ‘eyvah bana atacak, beni öldürecek’
Telaşı, korkusu olurdu… Sonra ona da bir isim, bir şekil, bir güzellik yakıştırdım. Belki oku atacak ama zaman fırsat kolluyor olamaz mı?
Bekli de oku kalbime bir eros rahatlığı içinde saplayacak.’

BÖYLE DÜŞÜNMEK IŞIME GELIYORDU ÇOĞU KEZ.

Senin saçların, açık kalan omuzlarından aşağılara kadar sarkmış, çıplak tenini göremediğim yerlerini kaplamış olurdu çoğu kez. Bakışlarını hatırlıyorum. Ne kadar kızgın olurlardı! Ben ürkerdim. Mahcup olur, saçlarının altındaki mermer misali vücuduna, bir lahza göz bile atamazdım. Bu kadar büyük güzellik insanı ürkütüyor.

ÜRKÜNCÜ TANIYORSUN. ‘Ne haddine!’ diyorsun. Müstesna zamanlarda,
bir iki kadeh kırmızı şarabın bünyene eklediği cesaret! Düşüncelerimi değiştiriyordu çoğu seferlerde. Hatta küstahlaşıp ‘hadi canım sende’ dediğim bile oluyordu. Ya da şöyle tanımlamak daha doğru geliyordu.
‘Boş versene… Olduğu gibi tat almaya bak.’

Bu da bir çeşit avuntuydu belki, ama en azından beni rahatlatıyordu…
Sen evimin bir yerlerinden beni gözlerken, hava gündüz olurdu… Üstelik hep beyaz, mavi! Sanki kış olmaz, hatta gece hiç yaklaşmazdı…
Bu da Allah’ın bir takdiriydi herhalde. Gökyüzü pırıl – pırıl yıldızlı,
Sen tanrıça Artemis gibi tepelerde olurdun. Ben oldukça tereddütlerle,
arada bir nazar ederek, görmeyi seçerdim seni… Sonra seni farklı hayal ederdim. Benim yaşadığım yerde, bu sadelikte yaşıyor, beni gözlüyor olamazdın! Bu benim hayalim değil miydi? İstediğim şekilde yaşatabilirdim. Sen uzaklarda bir yerlerde olabilir,  oralardan beni izler, beni görürdün. Sen bir kraliçe olabilirdin.

NEDEN OLMASIN!

Bir prenses bir kontes! Çoğu zamanda bir tanrıça… Sen saraylarda yaşamalıydın. Hep saraylarda ve sen… Kraliçe ve sen! Tanrıça ama bu yakışanı sen! Tanrıça olarak karar verdiğim sabahsız gecelerimde, seni saraylardan ziyade kalelerde düşünürdüm. Sen yukarılarda hava ile bulutların arasından beni izliyorsun ya! Senin evin kale olmalı, hatta biraz da ürkütücü durmalı derdim. Uzun yukarılara çıkmaya çalışan kuleleri olmalı, senin yaşadığın bu azametli yerin! Kulelerin üstleri sivri olmalı, nedensiz renginin kahverengi değil de, turuncu olur diye düşlerdim. Kale zaten kahve, koyu kahve ile siyah karışık, kasvet belki biraz da, bohem hal sana yakıştığından!

YAKIŞMASINA SENIN DIŞILIĞINI,
ATEŞINI VE KADINLIĞINI,
TURUNCU BELIRLEMELI…

Demiş öyle düşünmüştüm. Tamam, siyahlar koyu ve acı kahveler, kahvenin çeşitlemeleri, kale renk tarafından bir hayli hazır… Şimdi sıra kalenin büyüklüğünde olmalı. Bu sana yakışır halini, ancak büyüklüğü ile belirler demekteydim. İlave etmeliyim.

KALE BELIRLI BIR YÜKSEKLIKTE OLMALI…
KALENIN ALTINDA, SULARIN BITIMINDE YÜZLERCE, BINLERCE TAŞLAR OLMALI.
BUNLAR KALE ILE BÜYÜK SU KÜTLESINI BIRBIRINDEN AYIRMALI.

*

BU TAŞLAR DILEKLER GIBI ÇOK…
BENIM DILEKLERIM KADAR BÜYÜK.
BENIM ISTEKLERIM KADAR ÖNEMLI…

Taşlar gri. Ne tuhaf renktir gri. Ya beyaz ya siyah olmalı derim. Hâlbuki bu durumlarda grileri seçerim. Gri içinde siyahı ve beyazı barındırır.
Buda taşlarda bir sürü niyetlerin, dileklerin saklı olduğunu gösterir.
Benim dileğim sensin. Seni görmeliyim. Çocukluğumdan beri seni sevdiğimden olmalı bu duam… Gönlümü çocuk ellerinle, çocuk kalbimin içinden söküp aldığından beri,

BOŞLUKTA OLAN YÜREĞIMI BULMALIYIM.
BUNUN IÇIN DUALARLA BIRLIKTE,
SANA ENERJILER GÖNDERMELIYIM.

Nasıl haberin olmalı? Senin yaşadığın kalenin yakınından geçen beyaz leyleklere söylemeliyim. Demeliyim; ‘Hadi haberleri götürün ona…’
Bakın aşk insana neler yaptırıyor ne olmazları olduruyor. Nasıl gitsinler?
O zaten orada o kadar yakınlarındaki. Uzakta olan benim. Bana gelmeleri gerekir. Bana haber, sevgi göndermez ki. O beni bilmez hatırlamaz ki. Ben annesini ziyarete yıllardır giderim. Her gittikten sonra kaybolan kızının, büfe üstü resimlerinin akıbetini merak etmez mi?
Resimler elimde fotoğrafçıların kapısında.

‘BÖYLE OLMALI, BUDA BÖYLE RENKTE OLSUN, BUDA KIZIL, SARI.’
‘İYIDE AĞABEY AYNI RESIM!’
‘İYIDE SANA NE?’

Bende ne mantıklı ki o olsun. Ben kale, taş, leylek derken maviyi unuttum. Ana rengim, benim her zaman yanımda,  bana umut, bana ışık, bana hayat veren mavi… Mavi oralarda benim dileğimde. Maviye baktığımda mavi su, mavide göl oluyor… Ben suda onu görüyorum.
Onun elinde, benim elim. Ben siyah o beyaz. Biz grinin içine doğru gitmiyoruz. Daha canlı, parlak renklerin içine, su mavisinden yükseliyoruz… Bu kadar hayalden sonra neden;

ZÜMRÜDÜ ANKA KUŞU SIRTINA ALMASIN,
BIZI BAŞKA HAYAL ÂLEMLERINE GÖTÜRMESIN!

Ben hep istedim. Hep hayal ettim. Hep diledim. Dileklerimin kabulün de bir gün, bu kaleyi göreceğime ve oraya onunla gideceğime inandım.
Bekliyorum. Hayaller gerçek olacak. Bu sefer ben ona gideceğim. Beni dinlemeye mecbur olacak. Ben onu sevdiğimden söz edeceğim

UMUTLARIN, DUALARIN YOLCULUĞU
NAFILE OLMAYACAK!

Her dua kâinatta dolaşırken, sahibini bulmak için, onu da bulacak.
Biliyorum, bir gün, yakında hissediyorum.
Beni hatırlayacak, özleyecek, kim bilebilir beklide!

Beni sevecek…

NAZAN ŞARA ŞATANA

 

Nazan Şara Şatana hakkında 219 makale
Nazan Şara Şatana:Türk yazar Eğitim hayatından sonra Günaydın Gazetesi’nde gazeteci olarak iş hayatına başlayan Şatana,Adliye,Meclis,TRT,Magazin,Adliye,Merhaba ve Haftanın Sesi gazetelerinde ve bir çok ajansta muhabir olarak görev yaptı.1989 yılında Turizm sektörüne geçti.1989-1990 yıllarında “Ayışı tesislerinde (Kemer,Antalya)müdür yardımcısı ve kontrol amirliği görevinde bulundu.1990-1991 yıllarında “Bela Kara Elmas Hotel’de(“Side”Antalya)Genel Müdür yardımcılığı yaptı.1991-2001 yıllarında “Majesty Hotels & Resorts Clup Tuana Park’da”(Fethiye) Odalar Bölümü Müdürü ve Genel Müdür Yardımcısı olarak 9 yıl görevini sürdürdü.2002-2006 yılları arasında ise “Majesty Hotels & Resorts Kemer Beach Hotel’de”(Göynük/Kemer) Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 2007 yılında “Nisos Hotel Varuna”(“Belek”/Antalya) Genel Müdür olarak görev yaptı.2008 yılında “Bilem Higt Class Hotel’in (Antalya) Genel Müdürlüğünü yaptı.Ürgüp-Bodrum-Marmaris’de otel açılışlarında görevli olarak bulundu.Almanya’da sık ve uzun süreler bulundu.”Adriyatik”ve “Cote d’Azur”sahil otellerinde,Avrupa’nın bir çok ülkesinde ve Amerika’da otel ve araştırma gezilerinde bulundu.Dünya’nın bir çok ülkesinde,turizm-tarih mitoloji kitapları için araştırmalar yaptı.Turizm Bakanlığı Yöneticilerinin Yöneticisi seminer (toplu çalışma)sertifika belgesi aldı.TGRT’de yayınlanan Evlat TV Filmi ve yine bir çok kanalda yayınlanmış kısa TV filmleri yaptı. Yurt içinde ve yurt dışında bir çok gazetede köşe yazarlığı,haber,ropörtaj dallarında çalışmalarını sürdürmekte.Bir çok internet sitesinde köşe yazılarını yazmaya devam etmektedir.Yazarlığının yanında şiir de yazmakta olup 1000 nin üzerinde eseri vardır.Ayrıca profesyonel olarak yağlı boya resim çalışmaları da mevcut olup birçok turizm hizmeti veren firmaların duvarlarında eserleri yer almaktadır. 2013 Avrupa kalite yılın yazarı ödülünü aldı. KİTAPLARI: Asar Şamil ve Rus Terzi(2006) Havada Kekik Kokusu Vardı(2007) Otek I,Uzun Bir Gece(2007) Şarkın Modern Gelini Şehribahar(2008) Zeus’un Aşkları(2009) Hekim Ali Süavi Efendi(2009) Herkül-Herakles’in kadınları Otel II,Kapadokya-Beyaz Atlar Ülkesi(2009) Belkıs-Yağmur Şimdi Yağacak(2011) Esir Türk Kızları-Osmanlı Perisi(2011)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

İle bağlantı:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*